Biri siyahi diğeri beyaz iki yönetmenin ilk uzun metraj filmleri olan birlikte yönettikleri Antebellum’ı sevmedim. Film, kesinlikle orijinal bir hikayeye sahip değil. Siyahilerin sefalet ve acı dolu yaşamlarını, köleliklerini, ezilmişliklerini anlatan filmler yüzlerce kez yapıldı. Seyirciye anlatılan gizli bir olay örgüsüne ait hiç ipucu vermeyen, açıklamadan öteye geçemeyen bu filmdeki tek fark, hikayenin siyahi bir kadın üzerinden ilerlemesi olmuş diyeceğim ama kadının gücünü, aklını, dirayetini ön plana çıkaran senaryolar da yüzlerce kez çekildi. Lafın kısası, benim gördüğüm kadarı ile film etrafına ışık saçamıyor ve süresi de gereksiz bir şekilde uzun. Sürekli kendini tekrar eden sahneler seyircide bıkkınlık yaratıyor. Bana göre, bu gereksiz sahneler kurgu da makaslanabilseydi daha iyi bir film ortaya çıkabilirdi.

Günümüz dünyasında yaşayan oldukça başarılı yazar Veronica, kendini beklenmediği bir anda korkunç bir gerçeklik içinde hapsolmuş olarak bulur. Paralel dünya da sıkışıp kalan genç kadın geçmişini, bugünü ve geleceğini sorgulamaya başlar. Hapsolduğu bu dünyadan kaçmanın tek yolu ise, sınırlı olan zamana karşı yarışarak yaşananların ardındaki gizemi çözüp, içine düştüğü girdaptan kurtulmanın yolunu bulmaya çalışmak olacaktır.

Antebellum’ın konusu, anlayabileceğiniz şekilde yukarıda yazdığım gibi ama hikaye öyle başlamıyor. Film, 19. Yüzyıl Amerika’sının iç savaşının ilk yıllarında oldukça acımasız Kuzeyli askerlerin ve halkın siyahilere yaptıkları baskı, işkence, zulüm görüntüleri ile açılıyor. Filmin en iyi, en görkemli yeri de bu açılış sekansı zaten. Köle olarak çalıştırılan siyahilere, konuşmak dahil olmak üzere beyazların sahip olduğu herşeyin yasak olduğu sahneleri izliyoruz. Tarlalarında, fabrikalarında, evlerinde, her türlü pis işlerde çalıştırılan siyahilerin genç kadınları da beyaz erkeklere ikram olarak sunuluyor. Yüzbaşı da, sırtını kızgın demirle dağladığı siyahi genç kızı kendine ayırıyor. İşkence, eziyet derken hoop günümüz dünyasına giriveriyoruz. Veronika, oldukça başarılı bir yazardır. Günümüz dünyasında siyah-beyaz ayırımı yoktur ve kendine hizmet edenler beyazdır. Siyahi erkekler ve kadınlar oldukça özgür bir yaşantı sürmektedir. Ve birden halüsinasyonlar görmeye başlayan Veronica, geçmiş ve gelecek arasında gidip gelmeye başlar.

Irkçılık; her daim, her ülkede yaşanan bir durum. Geçmiş de daha şiddetli yaşanan ırkçılık günümüz dünyasında şiddetini azaltmış olsa da hala insanların yüreğinden tamamen kazanabilmiş değil ne yazık ki.. Bu filmde de, siyahilerin geçmiş ile gelecekte yaşadıkları bize gerilim yoluyla anlatılmaya çalışılmış ama hikaye, senaryo ve kurguya kurban edilmiş. Olsa olsa ”köleliğe karşı bir öfke çığlığı” olarak yapılmış diyebiliriz bu filme ama bunun için de senaryonun güçlü olması gerekiyor ve ne yazık ki kurgusu da zayıf. Filmin müziklerini beğendim. Orta düzey sinematografisi olan filmin gerilim dozu da oldukca düşük. Korku dersen ortalarda hiç yok. Bu nasıl korku-gerilim filmi anlayabilmiş değilim. Olsa olsa bu hikayenin türü ”Dram” olur, başka da birşey olmaz. Herhalde karakterlere uygulanan acımasızlık nedeniyle türü ”korku” olarak sınıflandırıldı. Olabilir.

Sözün özü : Üzerinde çok fazla konuşmaya gerek duymadığım ”Antebellum”ın yapımcıları türünü korku-gerilim olarak belirlemesine rağmen bana göre korku-gerilim filmi değil. Bu seyircinin aklı ile oynamak olur. Diğer yandan, türüne dram bile desek belli bir standardı yakalayamayan bu filme seyircinin ilgi göstereceğini düşünmüyorum.

Yönetmen / Senaryo : Gerard Bush, Christopher Renz

Görüntü Yönetmeni : Pedro Luque

Müzik : Roman GianArthur Irvin, Nate ‘Rocket’ Wonder

Oyuncular : Janelle Monáe, Eric Lange, Jena Malone, Jack Huston, Kiersey Clemons, Gabourey Sidibe, Marque Richardson

ABD / Korku-Gerilim / 105 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here