Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok

AŞKIN, BU TÜR FİLMLERE İHTİYACI YOK..

Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok filminin yönetmen koltuğuna 1973 İzmit doğumlu ”Polis (2007), Güneşin Oğlu (2008), Beş Şehir (2009), Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (2011), Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013), İtirazım Var (2014), Cingöz Recai (2017), Kırık Kalpler Bankası (2017), Manyak (2018)” filmlerinden tanıdığımız Onur Ünlü oturmuş.

Onur Ünlü, senaryolarına da imza attığı son zamanlarda çektiği filmlerle kalite grafiğini sürekli düşüren bir yönetmen. En son beğenimi kazanan ”İtirazım Var” filminden sonra çektiği filmlerle düşüş yaşayan yönetmen, bence şapkasını önüne koyup nerede hata yapıyorum diye kendini sorgulamalı. Bunun nedeni bence, senede iki film çekmeye başlamış olması. Kısa zaman dilimlerine sıkıştırdığı filmler, çektiği filmlere konsantre olmasını zorlaştırıyor. Bana göre eskisi gibi, senaryolarını kılı kırk yararak titizlikle yazmalı ve 2 senede bir film çekmeli.

Onur Ünlü’nün kamerasını dağınık, sallantılı ve özensiz bulduğum, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok filmi, kısa süresine rağmen seyirciyi izlerken sıkıntıya sokan bir yapım. Bence, Aşkın bu tür filmlerle anılmasına ihtiyacı yok. Zaten film  aşk filmi değil,aşk’da yok. Filmin ismine aldanıp ”aşk hikayesi” izleriz diye sinemaya gideceklere duyurulur..

 

Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok filminin 24. Uluslararası Adana Film Festivali’nde 4 ödül birden almasına çok şaşırdım. Özellikle, En İyi Yönetmen ve En İyi Film ödüllerinin bu filme verilmesi çok ilginç. Ödülü veren Jüride kimler var merak ettim doğrusu? Bana göre, bu filme ödül verenlerin gören gözlere ihtiyacı var? Beyefendiler, sanat filmi diye diye içimizi şişirdiler.

Ne idüğü belirsiz bir baba ve kör bir genelev kadınının oğlu olan Salim (Fatih Artman), içine kapanık bir cinayet masası dedektifidir. Eşi ve çocuğundan ayrı yaşayan Salim’in gözlerinde problem vardır ve tedavisini sürdüren doktoru iki ay içerisinde kör olacağını söyler. Bu arada, öldürülen bir iş adamının cinayet düğümünü çözmeye çalışırken iş adamının karısı Handan (Demet Evgar)’ın kör olduğunu öğrenir ve ona aşık olur. Handan’dan yeterli ilgiyi göremeyen Salim, cinayet zanlısı adamın kör karısı Leyla (Hare Sürel)’ya ilgisini yoğunlaştırır. Annesi dahil, etrafındaki kadınların kör olması ve kendisininde körlüğe çok yakın olması olayları daha karışık hale getirir..

Benim bildiğim, askeri ve polis akademilerine öğrenci alınırken gençlerin aileleri sıkı bir istihbarat taramasından geçer. Aile ebeveynleri kötü bir şöhrete sahipse, kolay kolay ne asker nede polis olabilirsin. Salim, bir şekilde polis olmuş ama beyni ve yüreği sağlam değil. Annesini görmeye gittiği genelev ziyaretlerinde annesi ile birlikte kafa yapan şeylerden içip sıkıntılarından uzaklaşıyor. Ve ayrıca ayak fetişisti.

Hayalini kurarak seviştiği kadınların ayaklarını öpüp koklamak onu mutlu ediyor. Bir çeşit sapıklık yani! Ne polis ama..

Yukarıda değindiğim karakterdeki bir polisin filmini yapmak yönetmenin nereden aklına geldi bilmiyorum. Tanıdığı böyle bir polis mi var? Yoksa tamamen bir hayal ürünü mü? Yoksa, yarattığı karakter Salim gibi yönetmenin de iç dünyası karanlık ve hasarlı mı? Yada, gişe kaygısı olmadan değişik bir film çekip insanları düşünmeye sevkedeyim deyip çektiği bir deneme mi? Bilemedim doğrusu..

Filmin senaryosunu, kurgusunu ve kamerasını beğenmedim. Hare Sürel’in oyunculuğunu beğendim. Fatih Artman’da fena değildi. Diğer oyuncular iyi yönetilmedikleri için durumu idare etmiş.

Sözün özü: Adana Film Festivali’nde 4 ödül birden alan 83 dakikalık filmi, ödüller hakedilmiş mi diye merak eden sinefillere ders niteliğinde tavsiye edebilirim ancak, dakikalar sıkılmadan su gibi aksın, bana istediğimi versin diyenler uzak dursun.

Film notum:

 

 

 

1 YORUM

  1. Kelebekler minvalinde bir filmdi. Camus’un saçma felsefesini kelebeklere yakıştırıyorsunuz da buna neden yakıştıramıyor sunuz? Çok güzel ironiler vardı. Bu kısa yorum tüm eleştirmen arkadaşlaradır.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here