Batı Yakasının Hikayesi / West Side Story

Yine, yeniden… ve de neden?

Sinema tarihinin en ünlü müzikallerinden 10 Oscar Ödüllü “West Side Story” (1961) filminin 60 yıl sonra Steven Spielberg tarafından yeniden çekilmesini oyurumlayanlar kervanına katılmadan önce, biraz sinemada aykırı bir tür oluşturan “müzikaller”den söz etmek isterim.

Müzik, sinemanın 125 yıllık geçmişinde her zaman var olmuş bir ögedir. Henüz ilk oıluşum yıllarında bile, filmler sessiz çekilmiş de olsa, gösterim mekânlarının varsıllığıyla orantılı olarak bir piyano, küçük bir oda müziği gurubu ya da daha büyük bir orkestra aracılığıyla müzik her dem görüntülere eşil etmiştir. Sinema tarhinin ilk sesli filmi “The Jazz Singer”in (1927), ilk kez film şeridine basılmış senkron ses bandında birkaç diyalog ve Al Jolson’un bir iki şarkısı yer alır. 1930’lardan itibaren de sinemada, özellikle Busby Berkeley’in başı çektiği müzikallerin altın yılları başlar.

Şarkı ve dansların diyaloglarla iç içe olduğu bu tarz, giderek Fred Astaire, Ginger Rogers, Gene Kelly, Donald O’Connor, Debbie Reynolds, Jane Powell, Kathryn Grayson, Howard Keel gibi şan ve veya dansta usta oyuncularına dünyaca ün kazandırır. Özellikle araya giren şarkıların filmin akışını keserek tempoyu düşürmesi giderek seyircileri sıkmaya başlayınca da, metinle müzikal bölümlerin bütünleşmesini gerçekleştiren yeni düzenlemelere gidilir. Türün bu şekilde çağcıllaştırılması ile, özellikle 1950’li yıllarda “müzikal komedi”nin Vincente Minnelli, George Cukor, George Sydney, Gene Kelly & Stanley Donen gibi yönetmenlerin elinden çıkma başyapıtları peşpeşe çekilir. Bunların bazıları “Singin’in the Rain” (1952) gibi sinema için yapılmış özgün çalışmalar, çoğu da “Show Boat” (1951) gibi Bradway müzikallerinin uyarlamalarıdır. İlk kez George Cukor’un “A Star İs Born” (1954) ve Charles Vidor’un “Love Me or Leave Me” (1955) filmleriyle müzikalde dramatik öğeler öne çıkmaya başlar.

1961’de Robert Wise’ın ünlü dansçı koreograf Jerome Robbins ile birlikte yönettiği, “West Side Story / Batı Yakasının Hikâyesi” sinema tarihinde bir müzikalin o güne kadar aldığı ödül rekorunu kırarak 10 Oscar’a ulaşır. “West Side Story”, Arthur Laurents’in yazdığı, müziği Leonard Bernstein’a, şarkı sözleri Stephen Sondheim’a ait olan, projeyi tasarlayan Jerome Robbins’in koreografisini üstlendiği ve yönettiği Broadway müzikalinin uyarlamasıdır. Kadın erkek farkı gözetmeksizin çok sayıda dansçısıyla ilişkiye girmesi dönemin ahlakçı anlayışıyla bağdaşmayan eski Komünist Partisi üyesi Robbins, Mc Charty döneminde 10 santçıyı ihbar ettiği için hiç sevilmeyen bir kişidir. Ancak dâhi bir koreograf olduğu için, Laurents ve Bernstein kendilerinin de birkaç yıl önce kara listeye alınmalarına sebep olan bu kişi ile çalışmayı kabul etmişlerdir..

West Side Story”nin en önemli özelliği, William Shkespeare’in “Romeo and Juliet”inden neredeyse bire bir esinlenmiş olmasıdır. Güncelleştirilerek 1950’lerin ortalarına, New York’ta çoğunlukla işçi kesiminin yaşadığı Manhattan’ın Yukarı Kuzey Batı Yakasına aktarılan öyküde, Capulet ile Montague’lerin yerini farklı etnik kökenden iki çete, yeniyetmelerden oluşan beyaz Jets (Jetler) ile Puerto Rico’lu esmer Sharks (Köpekbalıkları) almıştır. Jets eski başkanı Tony ile, Sharks lideri Bernardo’nun kız kardeşi Maria arasında gelişen aşk öyküsü ve doğurduğu sonuçlar öykünü gelişimini sağlarlar.

İlk kez bir müzikal yöneten Robert Wise ile bunu ilk kez sinemada yapan Jerome Robbins, o dönemde yeni gelişmekte olan stereo ses düzeni, geniş Cienemascope ekran, Technicolor’un muhteşem renkleri ve 70mm. çekim formatı ile müzikalin görkemini izleyicilerin burnunun dibine getirirler. İlk “West Side Story”nin kesinlikle başyapıt düzeyine çıkaran öğelerin başında, özellikle grup danslarını olağanüstü yöneten Robbins’in benzersiz koreografisi gelir.

1960’lar, iyimserliğin öne çıktığı, insanların geleceğe umutla baktığı dönemlerdir. Wise – Robbins ikilisi öykülerin dönemin ağız tadına uygun şiirsel ve masalsı bir tonlama ile aktarır. Bu masalsı anlatımda, oyunun 1958 West End yapımında Jetlerinden Riff’i canlandıran Yunan asıllı George Chakiris’in Puerto Rico’lu Bernardo’ya, her açıdan beyaz, Ukrayna-Rus kökenli Amerikalı güzeller güzeli Natalie Wood’un Maria’ya dönüşmesi, başta Wood, bazı oyuncuların şarkılarını ustalıkla senkronize dublajla “söylemeleri” o dönemiçin normal karşılanan durumlardı.

1980 ve 1990’larda seyirci ilgisizliği sebebiyle epey düşüşe geçen müzikal yapımları, XXI. yüzyılın daha güncel, daha çağcıl bakış açısına uyum sağlayarak tekrar yükselişe geçme eğiliminde.

Steven Spielberg, çığır açmış “West Side Story” müzikalini, ilk filmi çok sevmiş olan, yenilerde 103 yaşında yaşama veda eden babasına adayarak yeniden çekmiş. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Bu yeniden yapım, kimi zaman eskisinin de önüne geçen çok başarılı bir çalışma.

Spielberg, Wise’ın şık ve parıltılı masalsı yorumunu daha gerçekçi bir temele oturtarak işe başlamış. Öykünün geçtiği yıllardaki yıkımların “es” geçildiği ilk filmin aksine, “West Side Story”sini 1950 ve 1960’larda Robert Moses‘ın kentsel dönüşüm programındaki “Lincoln Meydanı Yenileme Projesi” kapsamında, New York Belediyesinin Gecekondu Temizleme Komitesi kararıyla yerle bir edilmekte olan, çeşitli işçi sınıfkarının yaşadığı varoşların yıkımının tam ortasına kondurmuş. Hâlen New York Philharmony, New York City Ballet New York Eyalet Tiyatrosu ve The Metropolitan Opera”ya ev sahipliği yapan dev sanat merkezi Lincoln Center’in bulunduğu bu alan, filmde, savaş sonrası Varşova’sını anımsatan bir mekân. Mekânın kontrolu için döğüşen gençlerse daha fukara, daha kirli ve etnik olarak çok daha gerçekçi. Özellikle Sharks çetesinin ve Sharks kadınlarının hepsinin Latin Amerik kökenli oluşları yaşananlara büyük inandırıcılık katıyor. Anglo-Sakson eleştirmenler ağız birliği edercesine yoksulluk, ayrımcılık, mülteci sorunu ve toplumsal şiddet konularının bu yapımda çoık daha fazla öne çıktığını belirtiyorlar. Yoksulluğun, maddi durum ve sınıf farklarıyla onların doğurduğu sosyal şiddetin çok iyi yansıtıldığını kabul etsem de ayrımcılık ve mülteci sorunu konusunda aynı biçimde düşünmüyorum.

Günümüz ABD’sinde asıl ayırımcılık varsıl ile yoksullar arasında, elinde İncil’iyle Beyaz saray’dan çıkan Trump’ın temsilcisi olduğu Protestan Episkopal’lerle renk ve din gözetmeksizin, zenci, Yahudi ya da Hispanik bütün ötekiler arasındadır. Bu ayırımcılığı dile getiren ne Wise, ne de Spielberg’dir, her iki filmde de ünlü “America” şarkısının sözleriyle aynı güçle altını çizen Sondheim olmuştur. Jets ve Sharks arasında hiç bir ayırımcılık, hiçbir ötekileştirme yoktur; her iki gurubu da mülteciler oluşturur. Sharks Katolik Puerto Rico kökenlilerinin çetesiyse, Jets de Orta Avrupa’nın en bağnaz Katolik ülkesi Polonya’dan gelen mültecilerin çocuklarıdır. Üstelik her iki gurup da aynı derecede fakir, polisin temsil ettiğ otorite ile aynı derecede sorunludur. Yani al birini vur ötekine! Filmdeki tek ırkçı sözcük, Bernardo’nun Tony için “o bir Polack” demesidir ki, Polonyalılar için kullanılan ve “nigger”a yakın bir aşağılamanın karşılığı olan bu sözcük, bir ötekinin, başka bir ötekiyi ötekileştirdiği absürd bir kara mizah olayıdır.

Senaryosunu, “Münich” ve “Lincoln”da da birlikte çalıştığı “Angels in Amrica”nın yazarı Tony Kushner’in üstlendiği filmde Spielberg oyunculukların ve özellikle müzikal bölümlerin inandırıcı ve doğal olmasına özellikle özen göstermiş. Ansel Elgort (Tony), Rachel Zegler (Maria), Ariana DeBose (Anita), Mike Faist (Riff) ve David Alvarez’in (Bernardo) sağlam oyunculukları kadar tüm ekibin şarkıları kendi sesleriyle söylemesinin bu inandırıcılığa katkısı büyük. Danslı bölümlerin daha kalabalık ekiplerle daha geniş mekânlara yayılması dışında, Jerome Robbins’in koreografisine sıkı sıkıya sadık kalınmış.

Şarkılar ilk yapıma göre daha iyi oturuyor. Oyunculuğunun yanında iyi bir müzisyen olan, tüm şarkılarını konuşurmuşçasına rahat söyleyen Ansel Elgort özellikle “Maria”ta büyük yaşanmışlık katıyor. Çok sağlam müzikalitesine karşın ilk filmde senaryoya pek oturmayan “Cool” burada hak ettiği yeri buluyor. Gerek özgün Broadway yapımına, gerek 1961 filmine göre en radikal değişiklik ise Doc karakterinde. Bu uyarlamada, kavgalı karmaşa ortamının tarafsu-ız bölgesi Doc’s Drugstore’un sağduyuyu temsil eden sahibi Doc’un yerini hispanik kökenli dul eşi Valentina alıyor. 1961’de Anita yorumuyla oscar almış olan 1931 Puerto Rico doğumlu Rita Moreno bu kez Tony’ye kol kanat geren Valentina’yı canlandırıyor. Müthiş başarılı yorumu bir yana 90 yaşına karşın pürüzsüz ve taptaze kalmış sesiyle “somewhere” şarkısını da ustalıkla seslendiriyor.

Sonuç olarak, daha önce de belirttiğim gibi karşımızda özgün filmi zaman zaman aşan usta işi bir uyarlama var. Bu da bizi başlıktaki soruya getiriyor: neden?

Sinemada “remake / yeniden yapım” denen oluşumun mutlaka bir nedeni vardır. En başta yapımın yeni kuşaklara ulaştırılması gelir ki, 60 yıl önce bile güncel teknolojiyle çok başarılı bir şekilde çekilmiş olan “West Side Story” gibi bir başyapıtı çok daha az masrafla restore ederek tekrar vizyona sokmak, 2D filmlerin bile parlak 3D’ye çevrildiği günümüz teknolojisi için artık sorun değil.

Nikita Mikhalkov’un Sidney Lumet’in başyapıtı “12 Öfkeli Adam”ı birebir izleyerek giriştiği, ancak geliştikçe farklı toplumsal ve siyasi sert bir eleştiriye dönüşen “12”deki esinlenme durumu da yok.

Oyunun 2020’de Broadway’de tekrar sahnelenmesinde, Belçikalı yönetmen Ivo van Hove, Anne Teresa De Keersmaeker’in yenilenmiş koreografisini üstlenen çok daha genç bir kadro ile öyküyü günümüze getirmiş, ara vermeden 105 fırtına gibi dakika süren oyunda, Jets çetesine siyah Amerikalıları da katarak, Anita’nın Doc’un dükkânında taciz edilişini nerdeyse cinsel saldırıya çevirerek, “somewhere”i kan içinde söyleterek, kendi kendini yiyen bir Amerika’nın karamsar portresini çizer. Spielberg’in çarpıcı yorumunda böyle bir çağcıllaştırma da yok.

Öyleyse Spielberg’in bu “West Side Story”yi yenileme nedeni nedir?

Ben çözemedim. Anlayan varsa her türlü yoruma açığım.

Yönetmen : Steven Spilberg

Senaryo :  Tony Kushner

Görüntü Yönetmeni : Janusz Kaminski

Kurgu : Sarah Broshar, Michael Kahn

Müzik : Gustavo Dudamel, David Newman

Oyuncular : Ansel Elgort, Rachel Zegler, Mike Faist, Maddie Ziegler, Rita Moreno, Ana İsabelle, Ariana DeBose, Jose Andrés Rivera

ABD / Romantik-Müzik-Dram / 157 Dk.

Film notum:
Önceki yazıKaranlık Kız
Sonraki yazıDoktor Strange ve Çoklu Evren Çılgınlığında

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz