Bozkır : Kuşlara Bak Kuşlara

Filmin başlığı ”Kuşlara bak kuşlara” bende çok şey çağrıştırdı ve sıcak geldi, Bozkır çocuğu olarak o çok  sevdiğim topraklarda büyümüştüm, çıplak tepeler  bana hüzünlü ve büyüleyici görünürdü, İki ay gibi bir süre yine bir bozkır memleketi olan büyüdüğüm  kasabada olduğum için sinemadan uzak kalmıştım, ve film toplam 59 ödül almıştı….

Bütün bunları birleştirince film hakkında hiç bir araştırma yapmadan direk sazan gibi sinemada buldum kendimi, bulmaz olaydım!

Hayal kırıklığının da ötesinde…

Yapımcılığını, yönetmenliğini, senaristliğini ve müziğini yapan Mehmet Tanrısever doğrusu dört başı mamur bir film yapmış! İyi ki görüntü yönetmenliğini Mirsaç Heroviç yapmış; yoksa beş başı mamur olsa ne yapardık. Filmin en güzel yanı gepgeniş açıdan şahane bozkır tepeler, ovalar görseliydi. Abdullah bu tepelerin ve tozlu yolların arasında deli gibi at koştururken (şimdi inkar etmeyelim) müzik de fena değildi. Keşke sevgili yönetmenimiz baştan sona bu çekimlere yer verseydi çok daha çekici bir film olacağı kuşku götürmeyecekti…

Önce hikayeden başlayalım: Abdullah ve Çolak Ziya -bugünkü gençlerin deyimiyle- kankadır ve geçimlerini silah çerçiciliği yaparak sağlarlar, köy köy, kasaba kasaba dolaşarak “silahçılar, bıçakçılar ağaç keser, kurban keser” gibi gibi -olumsuz- sloganla    tabanca ve bıçak satarlar. Bu iki arkadaşı gördüğünüz anda iyi ve kötüyü temsil eden karakter olduğunu anlıyorsunuz. Abdullah saflığı, Ziya da kurnazlığı simgeler. Abdullah filmin başında ağaca asılan bir küpün içindeki kötülüğü tabancasıyla kırar ve içindeki yılanı öldürür, bu eğretilemeden yola çıkılarak bir zaman sonra arkadaşı Ziya’yı yine bir başka arkadaşının eşini taciz ettiği gerekçesiyle bir kurşunla öldürür.  (bu kadar yapay bir ölüm sahnesini eski Türk filmlerinde bile görmemiştim) Cinayeti işledikten sonra savcılığa teslim olur ve cezaevine girer; fakat cezaevi koşullarına dayanamaz, suçunu inkar eder ve yerine daha önce köy kahvesinde yüzünü gördüğümüz bir genç üstlenir, işlemediği bir cinayet yüzünden değer ve onur kazanır, mapushanenin kralı olur, Abdullah da dışarıda soytarısı konumuna düşer köylü ona sırtını döner…

Bundan sonrası mesajlar dizisi; kabulümüz de bir dediği bir dediğini tutmayan mesajlar kafa karışıklığına yol açmaktan başka bir işe yaramıyor.

Filmin başına silaha övgüler dizilirken; “silah insana güven verir,malını canını korur” denilirken ve işlenilen cinayet haklı gösterilirken sonrasında bütün bunların günah olduğundan dem vurulur…

Dini motifler tamam, ama bu motifler  yorgan iğnesiyle işlenince kaba ve eğri büğrü duruyor!

Oyunculuklar mı; vallahi kimse kusura bakmasın çekinmeden söyleyeceğim berbattı! Yaşar alptekin nisbeten, Haldun Boysan küçük rolününe rağmen iyi oynayan iki kişiydiler sadece, diğer sinema eleştirmen arkadaşlarımın “lise müsameresi gibiydi” değerlendirmesinden haberim olmadan onlara “evet ilkokul müsameresi izledik” deyiverdim. Zaten mesajlar da basitliği ile tam ilkokul çocuklarına  göreydi…

Kafamız hikayenin hangi döneme ait olduğuna bir türlü basmadı. Ben şahsen okunan gazetelerin tarihine bakacak kadar açık gözlüydüm ama yönetmenimiz daha açıkgöz olacak ki gazetede tarih vermemişti. Hayır çözemedim, kıyafetlerden anlamaya çalışayım dedim oradan da bir şey çıkaramadım, kadınların başındaki yazmanın desenleri bugünün motifleri, baş bağlama şekillerinin geçmişe uymuyor; kıyafetler keza öyle… Ben yine de altmış dönemi olarak düşündüm, Bir yerde Adnan Menderes’in fotoğrafı vardı, ellilerin sonu da olabilir diye akıl yürüttüm…

Yalnız benim kafamın basmadığı bir şey daha var, bu film neden bu kadar ödül aldı? Hayır aşağılık kompleksine kapılacağım, başkalarının gördüğünü ben niye göremiyorum, filmdeki hangi cevher  Guinnesse koşan bu ödülleri toplattı acaba? Biz o sıra kuşlara mı baktık da görmedik yoksa kuş beyinli miyiz! 

Evet “Kuşlara bak kuşlara” diye kandırılmak isteyen buyursun gitsin filme, ben kendi şahsım adına bu isme kandım gittim…

Yönetmen, Senaryo, Müzik, Yapımcı : Mehmet Tanrısever

Görüntü Yönetmeni : Mirsad Heroviç

Oyuncular : Soydan Soydaş, Tarık Tanrısever, Süleyman Kabaali, Yaşar Alptekin, Ayçin Tuyun, Haldun Boysan, Engin Yüksel, Halil İbrahim Kalaycıoğlu

Türkiye/Dram/115 Dk.

Film notum:

 

4 YORUMLAR

  1. Filmin neyini begenmediniz ne için bu kadar ödül aldı demişsiniz bence ortam, oyuncuların dış görünüşü iyi yansitilmis ve kurgulanmis bana iç anadoluyu görüntü olarak yansıttı insan özünü sevmez ve yaptigi isi tebrik etmez ise ondan bir halt olmaz bence avrupa ozentisidir o kisi

  2. Ben iç Anadolu çocuğuyum, Konya’nın yanibasindayım.
    Kimse o toprakların özünü ve derinliğini benim kadar anlayamaz. Yıllardır o coğrafyaya yazı yazarım. Işte budur bütün meramım, Anadolu orada anlatıldığı gibi değil…

  3. Bu filmi anlamak için sinemaya gitmeye bile gerek yok; internetten fragmanını seyretmeniz yeterli. O kadar mı o kadar kötü bir film. Ben de o toprakların çocuğu, yönetmenin komşu köyündenim. Bu nedenle olsa gerek görüntüler fena değil gibi geldi bana.

  4. Yorumunuz için teşekkürler, fragmanını seyretseydim ben de gitmezdim muhtemelen; ancak film çok ödül aldığın için ve isminden dolayı iyi olabileceğini düşünerek gittim. Görüntülerin iyi olduğunu söyledim zaten. Görüntü yönetmenin marifeti bu da.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here