Clımax

Gaspar Noe’nin tüm filmlerini izlemiş bir hayranı olarak bu yıl merakla beklediğim filmlerden biriydi Climax. Ülkemizde ilk kez Filmekimi kapsamında gösterilen filme bilet almak için gişeye gittiğimde filmin, sonraki gösterimleri dahil tüm biletlerinin satıldığını gördüğümde filmi erken izleyemediğime üzülsem mi, yoksa İstanbul’da tüm seansları ön satış ile dolduran harika bir seyirci kitlesinin varlığına sevinsem mi bilememiştim. Belli ki Gaspar Noe, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kendi  seyirci kitlesini yaratmayı başarmış günümüzün fenomen yönetmenlerinden biri. Öyle ki bu durumda yönetmenin ismi, kimi zaman çektiği filmlerin önüne geçebiliyor. Bu noktaya daha sonra tekrar dönelim ve filme biraz daha yakından bakalım…

Film, özel mülakat ile seçilen bir grup dansçının uzun süre yaptıkları prova çalışmalarının son gününde dansçıların kendi aralarında verdiği partide geçiyor. Tek bir mekan ve bir gecede geçen hikaye zaman ve mekan kullanımını yalınlaştırıyor ve Gaspar Noe, seyircinin odağının tamamen karakterlerde ve olaylarda olmasını istiyor. Noe, diğer filmlerinden de bildiğimiz gibi seyircisiyle zaman zaman konuşuyor, filme müdahale ediyor filmin ortasına dalıyor. 

Yapılan mülakatları bir video kaydından izlememizin ardından film, dansçıların kendi aralarında ettiği sohbetten anladığımız kadarıyla dokuz ay sonra prova sonrası partiye odaklanıyor. İddialı ve oldukça uzun bir modern dans sekansının ardından dansçıların kendi aralarında parti içindeki gruplaşmalarına, dedikodularına yakından bakıyoruz. Gaspar Noe oldukça tuhaf açılarla kullandığı kamerasıyla seyirciyi alıp dansçların iç dünyalarına, kişisel problemlerine yakından bakmamızı sağlıyor. Peki neden? Bu film ne anlatıyor?

Film, Gaspar Noe’nin de zaman zaman sessiz sinema dönemlerindeki gibi araya girerek siyah fon üzerine söylemek istediklerini kalın, turuncu renkli ve ışıl ışıl puntolarla yazdığı gibi doğum-ölüm ikilisinden ve yaşamdan bahsediyor. Filmde bol bol doğum (hamile olduğunu itiraf edenler, daha önce kürtaj yapanlar) ve ölüm görüyoruz. Dansçıların birarada bulunup prova yaptığı yaşam ise doğum ve ölüm gibi bu iki eşsiz deneyimin arasında sıkışıp kalan bir araf ki Noe burayı cehennem olarak betimlemeyi uygun görüyor.

Prova alanındaki kırmızı zeminden, kullanılan ışıklara kadar cehennem atmosferini bize yaşatmayı başarıyor Noe. Yine kullanılan zemin gibi Gaspar Noe filmlerinde görmeye alışık olduğumuz kırmızı ışıklı ya da dekorlu uzun koridorlar bu filmde de mevcut. Mekan seçimi yönetmenin film atmosferine öyle uygun ki sanki bina Gaspar Noe içinde film çeksin diye yapılmış! Karaketerlerini uzun koridorlarda yürütmeyi seven Noe’nin (bknz. Dönüş Yok) bu takıntısını yine Climax’te gördüğümde işte tam bir yönetmen sineması olmuş dedim içimden.

Hangi karakterin ne takıntısı varsa, kimin seks, kiminin uyuşturucu bağımlılığı kimin kişilik çatışmaları hepsini parti sırasında içkiye katılan bir uyuşturucu (ya da ilaç) sayesinde climax noktasına ulaştığını görüyoruz. Benzer bir sahne Fatih Akın’ın Soul Kitchen filminde de vardı bilenler hatırlayacaktır. Climax, alkole katılan ilaç sonrası partiyi cehenneme çeviren bol müzikli bir cehennem gecesi sunuyor. 

Bunu yaparken müziği ve son filmlerinde (enterthevoid) yer verdiği lsd gibi uyuşturucuları da insanoğlunun anlamlandıramadığı doğum ölüm deneyimlerinde aracı olarak kullanıyor. Aslında GasparNoe’nin önceki filmlerini izlediyseniz, yönetmenin kendine has deneysel bir film dili olduğunun ve anlattığı konuların birbirine ne denli yakın olduğunu bilirsiniz. 

Oyunculuklar olabildiğince doğal ve inandırıcı. Hemen her karakterin başka bir hikayesi var. Birinin aklı sadece sekste ve partide bulunan bütün kadınlarla birlikte olmayı planlıyor. Biri alkol alan dansçı grubundan küçük çocuğunu onlardan saklayarak kurtarmanın peşinde (sonunda müthiş bir trajedi var.)Biri sadece daha fazla kokainin, biri gay ve hoşlandığı adamın ilgisini kadınlardan uzaklaştırıp kendine çekmenin peşinde biri ise sadece müzikte dans ediyor. 

Gaspar Noe, filmde araya sıkıştırdığı notlarla bizlere ‘’doğum eşsiz bir fırsattır’’ ve ‘’ölüm eşsiz bir deneyimdir.’’ diyor. Tüm bunların arasında olup bitenleri, farklı hayatları ve olayları bir partide gecenin alabildiğince bize aktarıyor. Tabii ki alkolün içine katılan ilaç ile dansçı grubun birbirlerine olan tepkileri, artan adrenalinleri ile olaylar karşısındaki seçimleri geceyi cehenneme çeviriyor ve parti felaketle sonuçlanıyor. İlaç etkisine aldığı dansçıları climax noktasına ulaştırarak bilinçaltlarında gizli kalan arzuları harekete geçiriyor ve felaketle sonuçlanan olaylar birbiri ardına gerçekleşiyor.

Gecede alkol almayanlar, alkole ilaç katmalarıyla suçlanırken tüm bunların sorumlusu kim sorusu film boyunca bizlere eşlik ediyor. Acaba ilacı alkole katan gerçekten aralarından biri miydi, yoksa filmin başında mülakatta da ‘’bu ekipte yer almak için her şeyi yapmaya razı olur musun?’’ gibi sorular soran bu dans grubunu organize edenler miydi? Ve belki de ilk kez denenen yasadışı bir ilacın etkilerini araştırmak üzere bir araya toplanmış bir grup deneklerdi. Filmin sonunda aralarından birinin çantasından lsd denilen madde çıksa da bunu yaptıranların dansçıları bir araya toplayan ve kendilerini hiç görmediğimiz ekibin olduğunu düşünüyorum.

Filmin bir başrolü yok ya da filmin başrolüne Gaspar Noe diyebiliriz. Karakterler birbiriyle konuşurken o seyirciyle doğrudan konuşuyor filmin içinde ve kamerasını bir ona bir buna çevirerek bizi istediği olaya şahit ediyor. Hatta kendisi bir ufak bir fragmanda dj setin başında görünüyor ve filmde bir cameo olduğunu düşünüp dikkatlice izledim ama filme bu planı koymamış. Tanıtım için yapılmış ya da sonradan çıkarılmış. Bazı kült yönetmenlerin filmlerinde, film çıkmadan bir beklenti oluşması ve yönetmenin isminin filmin zaman zaman önüne geçtiği durumlar mutlaka oluyor. Hollywood’un eski star sistemi artık yönetmen sineması sistemine dönmüş durumda yıllardır bu tartışmasız bir gerçek.

Tabii ki Tarantino’nunNolan’ın Spielberg’un yeni filmlerini yalnızca onlar çektiği için beklediğimiz oluyor ama Gaspar Noe’nun filmlerinde kendisinin etkisi diğerlerine göre çok fazla hissediliyor. Bunda da kendisine ait bir film dili oluşturmuş olmasının büyük bir payı var. Başta söylediğim Noe hayranı seyirci kitlesi de bu durumdan hiç şikayetçi değil hatta özellikle bu hissi filmde arıyor diyebilirim. 

ClimaxGaspar Noe’nun kariyerindeki en iyi filmlerden biri olmuş diyebilirim. Bir önceki filmi Love ile beklediği etkiyi uyandıramasa da Dönüş Yok’tan beri çektiği en iyi film olmuş bence.

ClimaxGaspar Noe sinemasından hoşlanmayanların hiç haz etmeyeceği ve anlamlandıramayacağı bir film, buna karşın önceki filmlerini sevmiş ve onun anlatım diline hakim işlediği konuların görsel anlamda çok sivri ve uç noktalardayken aslında manevi anlamda ne kadar derin olduğunu bilenler için ise yeni bir sinema şaheseri! Tıpkı yönetmenin de favori filmlerinden olan Salo ya da Sodom’da 120 Gün filminin durumu gibi…

Yazıyı yönetmenin kendi sözleriyle tamamlayalım: ”Stand Alone’u beğenmediniz, Irreversible’dan nefret ettiniz, Enter the Void’dan tiksindiniz, Love’a küfrettiniz bir de Climax’i deneyin”.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here