Cadılar Bayramı

MİCHAEL MYERS FORMUNUN UZAĞINDA..

Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan son ‘Halloween’ filmi, artık geride kalmış ancak belleklerimizde önemli bir yer tutan ve korku filmleri türünde yarattığı dalgalandırmaları hala hissettiğimiz bir efsane filmi tekrar ayağa kaldırıp hayatımıza sokmak için yapılan beyhude bir çaba izlenimi veriyor.

Aradan 40 yıl geçmiş olmasına rağmen, Michael Myers’ın onca zaman önce işlediği cinayetler hala insanların aklındadır. Bu cinayetleri ve nedenlerini araştıran iki gazeteci, artık özel bir hastanede tutuklu bulunan Myers’ı görmek ve onunla konuşmak için gerekli izinleri alırlar. Aynı esnada çok daha genç yaşlarda, defalarca Michael Myers’ın saldırısına uğramış Laurie, bu olayın yarattığı travmaları tam olarak geride bırakamamıştır ve yalnız bir şekilde, şehir merkezinden uzakta, özel güvenlik önlemleriyle (parmaklıklar, ekstra kilitler, kameralar…) donattığı evinde mütevazı bir yaşam sürmektedir. Michael bir nakil sırasında akıl hastanesinden kaçar ve Laurie’nin hem kendisi hem de ailesi bir kez daha bu seri katilin hedefi haline gelir. Üstelik bu durum bir kez daha bu korkunç olayların yaşandığı Cadılar Bayramı’na denk düşecektir.

Yeni bir akım başlatan film…

Usta yönetmen John Carpenter’ın 1978 yılında sinemaseverlere sunduğu ‘Halloween’ filmi hem (belki de kendisinin de beklentisinin üzerinde!) büyük bir etki yarattı ve hem de kendi başına adeta bir ‘ekol’ yarattı. Amerikan taşrasındaki evlerde ‘baby sitting’ (çocuk bakıcılığı) yapan genç kızları ve sevgililerini hedef alan Michael Myers adlı, maskeli bir seri katil, onları teker teker oldukça vahşi bir şekilde öldürüyor ve özellikle o zamanki Amerikan toplumunun tutucu tavrına karşı çıkan bu gençleri, çok sert bir şekilde adeta cezalandırılıyordu. Sevgilileri ile evlilik öncesi yatan, içki ve ot içen gençleri cezalandıran bu karakter insanları o kadar etkiledi ki benzer karakterler ve temalar taşıyan, ‘slasher movie’ diyebileceğimiz bir tür başlamış oldu. Diğer parlak örneklerini arasında ‘Elm sokağında kabus’ ve ’13. Cuma’yı sayabileceğimiz bu tür, en parlak zamanlarını 80’li yılların sonunda ve 90’lı yılların başında yaşasa da, hala bazı benzerlerini ve bu filmlerin ‘remake’lerini sinemalarda görebiliyoruz.

Bu hafta sinema salonlarımıza uğrayan son ‘Halloween’ filmi Moustapha Akkad yapımcılığında ve Carpenter yönetiminde oluşmuş bu efsanevi filmin ününü ve ana karakterlerini yani seri katil Michael Myers ve ana kurban, Laurie Strode (Jamie Lee Curtis) karakterlerini kullanarak, tekrar seyirciyi korkutmayı ve etkilemeyi hedefleyen bir korku filmi. Yalnız filmi yaratanların hesaba katmadığı şey, bizce ana korku unsurunun yerini bulduğu o dönemin artık geride kaldığı ve çok ünlenmiş ve nerdeyse ikon olmuş bir seri katilin, senaryosu zayıf ve bilindik bir filmi tek başına taşıyamayacak olması…

Yaşlı ve yorgun bir Michael Myers…

Aslında, bu yeni ‘Halloween’ filmini izlemeye gittiğimizde beklentimizin çok düşük olmadığını belirtmemiz gerekir. Çünkü söz konusu olan sonuç olarak neredeyse bir milat olmuş bir korku filminin devamıydı ve her ne kadar filmin dümeninde John Carpenter olmasa da, ilk bakışta filmin belli bir korku düzeyi ve heyecan yaratma olasılığı yüksekti. Üstelik (son remake’leri saymazsak!) filmin 20 yıl önce izlediğimiz son adımı (Halloween-H20/1998), tabii ki ilk filmin düzeyine ulaşamasa da ağzımızda kötü bir tat bırakmamıştı. Bahsettiğimiz bu 1998 yapımı filmde, başkarakter Laurie, aradan geçen uzun zamandan sonra hayatını tekrar düzene koymaya çalışan, iş ve çocuk sahibi ancak yine de yaşadığı korkunç deneyimleri unutamayan bir karakterdi. İlk filmde 17 yaşında bir kız olan Laurie’nin bu yaş değişimi, seyirci olarak bizi pek rahatsız etmiyor ve filmin korku unsuru Michael’ın tekrar ortaya çıkışı belli bir mantığa oturuyordu. Başka bir deyişle ilk filmdeki iki karakter yani Laurie ve filmin başında öldürülen hemşire ilk filmden tanıdığımız kişilerdi ve film, ilk ‘Halloween’dan kopuk ve zorla eklenmiş bir devam gibi durmuyordu.

Bu son ‘Halloween’ filminde ise hikayenin gelişiminde de, karakterlerin yer almasında da ve de en önemlisi korku yaratma yolunda da bir zorlama, bir ‘mış’ gibi yapma hissiyatı mevcut. ‘H-20’ filminde kafası uçan Michael Myers’ın tekrar ortaya çıkmasını hazmetsek de (çünkü Michael nerdeyse öldürülemezdir!) onun karşısına koyduğumuz Laurie karakteri ve ailesi biraz dengesiz ve bilindik kurban portreleri olarak görünüyor. Başta artık oldukça yaşlanmış olan Laurie, daha önce kendisinin son noktayı koymuş olduğu kabus dolu bir süreci, gereksizce tekrar başlatmış gibi duruyor. En son bıraktığımız kararlı, sorumluluk sahibi ve cesur karakter gitmiş yerine paranoyak, dengesiz nerdeyse yarı deli bir kadın gelmiş… Seri katilin diğer hedefleri olan Laurie’nin kızı ve ailesi ise üstünkörü çizilmiş. Gençler ise, yine 80’li yıllardaki gibi ‘dağıtan’ ve yine bir çoğu acımasız kötü karakter tarafından öldürülen kişiler… Ancak unutmamamız gereken bir nokta: o zamanlar ‘küçük günah’ gibi görülen eylemler artık hiç de aynı ağırlıkta değil! Dolayısıyla Michael’ın cinayetleri artık bir cezalandırmadan ziyade, zevk için öldürme eylemlerine benziyor. Yaşlanmış ve tükenmiş bir Michael Myers, günümüze pek ayak uyduramamış, amaçsız dolaşır gibi duruyor.

 

İnandırıcılıktan uzak sekanslar…

Daha önceki Halloween filmlerinde ortaya çıkan bazı sürprizlerin (Michael’ın Laurie’nin gizli kalmış kardeşi çıkması!) ve Doktor Loomis (Donald leasence) gibi önemli yan karakterlerin yarattığı boşluğu, yine sert bir şekilde işlenen seri cinayetler ve özenli kadrajlar ile kapatmaya çalışan yönetmen David Gordon Green bu sekanslara o kadar yoğunlaşmış gibi duruyor ki filmdeki gerçekçi durmayan olay akışı ve sallanan karakterler onu çok rahatsız etmiyor… Örneğin Michael Myers gibi katliam yapmış bir karakterin kaçtığı anlaşıldıktan sonra filmin büyük çoğunluğunda peşinde sadece bir, iki polis olması açıkça biraz garip geliyor. Aynı şekilde başta parti yapan gençler olmak üzere bütün ‘potensiyel’ kurbanların, olay duyulduktan sonra bile kapılar açık, dışarılarda bayramı kutlamaya devam etmeleri, durumun ciddiyetinin farkında olmadıkları izlenimi veriyor.

Filmin sonundaki final çarpışma sahnesi belli bir ölçüde ilgiyi ayakta tutsa da, bu gibi sekansları, başta daha önceki ‘Halloween’ filmleri olmak üzere birçok korku filminde ve çoğu zaman daha da etkileyici bir şekilde görmüştük.

Oyunculuklar açısından da ne yazık ki çok göze çarpan bir performans olmadığını söylemek lazım… Başta kahramanımız Jamie Lee Curtis olmak üzere bütün karakterler, portrelerinin biraz özensiz ve yapay çizilmesinin kurbanı oluyorlar. Bir de filmde, önemli bir yan rolde oynayan, uluslararası medarı iftiharımız büyük oyuncu Haluk Bilginer yer alıyor. Ancak ne yazık ki onun canlandırdığı Doktor Sartain karakteri de, bütün çabalarına rağmen, biraz dağınık ve yönünü şaşırmış bir senaryonun kurbanı oluyor.

Sonuç olarak bu yeni ‘Halloween’, çok da yüksek olmayan beklentilerimizi bile boşa çıkaran, biçim açısından özenli dursa da senaryo ve yönetmenlik açısından ciddi boşluklar veren ortalama bir yapım… İlk ‘Halloween’ların yapımcısı, babası Moustapha Akkad’tan bayrağı teslim almış olan oğlu Malek Akkad, babasının yakaladığı başarıyı bizce mumla arıyor…

 

Yönetmen: David Gordon Green

Oyuncular: Jamie Lee Curtis, Judy Greer, Andi Matichak, Haluk Bilginer, James Jude Courtney, Nick Castle, Will Patton, Rhian Rees

Ülke: ABD

Film notum:

1 YORUM

  1. Yorumcu arkadaş filmin geçmişini pek araştırmadan yazısını yazmış olsa gerek. Film, orijinal 1978 yapımının devamı olarak çekildiği için 40 sene sonrasını anlatmaktadır. H20 filminde başı kopan Michael değil, Jamie Lee Curtis’in kocasının kafasıdır. Bir diğer konu ise bu filmin fan larının Michael dan başka birine odaklanma gereği duymayacak olmaları. Yani diğer oyuncuların performanslarının pek bir önemi yoktur.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here