Müthiş etkileyici bir ilk film : “Mila / Elmalar”

Radyoda spiker hafızasını kaybedenler için bir deste programından söz ederken konuşmasına ritmik bir “tak, tak” sesi eşlik eder: bir adam kafasını devamlı duvara vurur. Her vuruşun ardından sabit bir plana geçen kamera izleyiciyi adamın oturduğu dairenin ayrıntılarında gezdirir. Evinden çıkan adam, henüz içinden çıktığı arkadaki arabayı iyice sıkıştıran otomobilin kendisine ait olmadığını söyleyen adama son derce normal bir durumla karşılaşmış gibi, “siz oturun ben ambülans çağırıyorum” diyen kadını şaşırmadan geçip bir demet çiçek satın alır.

Adamı daha sonra gece, boş bir otobüste uyuklarken görürüz. Uyandırıp son durağa geldiklerini söyleyen şoföre ne ineceği durağı, ne gideceği yeri ne de kendi adını hatırlamadığını söyler. Şoför karşılaştığı en olağan durummuş gibi, “oturun size ambülans çağırayım” der…

Yorgos Lanthimos’un “Köpek Dişi” filminde asistanlığını yapmış olan Christos Nikou’nun ilk uzun metrajı “Mila / Elmalar”, ustasının ilk dönem filmleri gibi, hem günümüzün Atina kentinde, hem de garip bir pandeminin yaşandığı az biraz farklılaşmış paralel bir evrende geçer. Kentte, ölümcül olmasa da toplumu farklı bir karmaşaya sürükleyen bir amnezi salgını vardır. Hastalananlar geçmişleriyle ilgili hiçbir şeyi anımsamadıkları, ailelerini arkadaşlarını tanımadıkları gibi, neyi beğenip neyi beğenmediklerini bile hatırlamamaktadırlar. Üstüne üstlük bu durumun tedavisi ve geriye dönüşü de yoktur. Hafızasını kaybedenlerin çoğu kendilerini arayan aileleri ya da arkadaşları tarafından bulunup onlardan destek alırlar.

Yönetim, yakınları olmadığı ya da amneziye yakalandıkları için kimsenin arayıp sormadığı insanlara yaşama yeniden başlatma amaçlı deneysel çalışmalar yapan bir “örselenmiş hafıza departmanı” kurmuştur. Hastanede geçirdiği uzunca sürenin ardından hiç kimsenin sahiplenmediği adamımız da bu programa katılmayı kabul eder. Kendilerine tahsis edilen bir daireye yerleştirilen, bir miktar da para verilen katılımcılar, bir kaset teyp aracılığıyla verilen talimatlar uyarınca kendilerine verilen görevleri yerine getirmek ve bunu yaptıklarını bir Polaroid fotoğraf çekerek belgelemekle yükümlüdürler. İzleyicinin anlayışını zorlasa, hatta bazılarını absürt de bulsa programcılar, tekrar bisiklete binmeyi deneyimlemek, bir maskeli baloya katılmak, bir striptiz kulübüne gitmek, bir film izlemek, bir otomobil kullanıp ufak bir kaza yapmak gibi deneyimlerin, sahte ya da yüzeysel bile olsalar, insanlarla iletişim kurdurup duyguları yeniden canlandırarak yetişkin yaşama adım adım uyum sağlayacağı kanısındadırlar

Adam sinemaya gitme ödevini yerine getirirken, kendisiyle benzer durumda bir genç kadınla karşılaşır. Bu karşılaşma kimi görevleri birbirine deste oldukları bir dostluğa dönüşür. Ta ki insan ilişkilerinin içtenliği ve doğallığı yapaylığı ve sahteciliğiyle karşı karşıya gelene kadar ..

Christos Nikou, bu ayrıksı öyküyü anlatmak için olağanüstü bir zaman / mekân tasarlar. Hem distopik bir paralel evrendeki yakın geleceği, hem de radyo, teyp, Polaroid fotoğraf makinesi gibi her türlü aygıtın analog oluşuyla yitirilmiş bir düşsel geçmişi iç içe var eden 1960’ları anımsatan bir dünya yaratır. Bu duyguyu pekiştirmek amacıyla, gri/mavi tonların hâkim olduğu bu renksiz dünyayı anlatabilmek için filmi 4/3 formatında çekerek daha da gerçek kılar. Hafızanın yok oluşunu simgelemek istercesine olayları ıssız parklarda, neredeyse terk edilmiş yüzme havuzlarında, kalabalık sahnelerde bile ötekilerin yokmuş gibi var oldukları yerlerde çeker.

Filminin mekân ve zaman duygusu, tanıdık bir gerçekliğin içinden göz kırpan fantastik boyutu Lanthimos’u anımsatsa da Nikou duyarlığı ve estetiğiyle farklı ve taklitçilikten uzak özgün bir boyuttadır. Daha sevecen kişilikleri, iğneleyici ve müstehzi bir karanlık güldürü anlayışı yerine, daha yumuşak tonlarda bir kara mizah tercihiyle, duygusal olarak da Lanthimos’tan farklı bir yerdedir.

Geldik filme adını veren “elmalar”a. İnsanlığın geçek ve mitolojik geçmişinde elma önemli bir rol edinmiştir. Dini açıdan her üç tek tanrılı inançta da Adem ile Havva’nın yemesi yasak olan bilgi ağacının meyvesidir. Yunan Mitolojisinde Truva Savaşlarının başlamasına bir altın elma sebep vermiştir. Bilim tarihinde Newton’un yerçekimi teorisini geliştirmesi fikri kafasına düşen bir elmayla başlamıştır. Ve neredeyse tüm belleğimizi biriktiren bilgisayar teknolojisinin öncü şirketi Apple adını elmadan almıştır. Christos Nikou, bütün bu olasılıkları da düşünürken sanırım tıbben çok değerli kabul edilen bu meyvenin birçok faydası arasında özellikle hafıza geliştirmesini öne çıkarmış. Hastanedeki ilk günlerinden itibaren tadını çok beğendiği için devamlı, izleyicinin ağzını sulandırırcasına elma yiyen adam, belleğini geliştirme yetisini öğrendiği anda elma yerine portakal almaya başlar. Bu küçük ayrıntı izleyicinin Nikou’nun katmanlı öyküsünde yeni derinlikler algılamasına sebep olur.

Bir şarkının sözlerinin anımsanması, kişinin güzel dans edebildiğini fark etmesi ya da tanıdık bir köpeğin adının hatırlanması gibi son derece ikincil görünen minik olaylar, hafızanın gizemli mekanizmasını yavaş yavaş ortaya çıkarır. Tabii ki yaşanmakta olan bir salgın, bir hastalıktır ama, unutmak sadece insanı etrafından ve kendinden soyutlamak olan bir felaket midir, aynı zamanda acı veren anılardan kurtulmanın yolu mudur?

Yunanistan’ın bu yılın Oscar aday adayı filmi “Elmalar” geleceğin önemli bir yaratıcı “aurteur” yönetmenini müjdeleyen çok önemli bir film.

Yönetmen : Christos Nikou

Senaryo : Christos Nikou, Stavros Raptis

Görüntü Yönetmeni : Bartosz Swiniarski

Kurgu : Giorgos Zafeiris

Müzik : Alexander Voulgaris

Oyuncular : Aris Servetalis, Sofia Georgovassili, Anna Kalaitzidou, Argyris Bakirtzis, Kostas Laskos, Babis Makridis, Costas Xikominos, Alexandra Aidini, Kimon Fioretos

Yunanistan-Polonya-Slovenya / Komedi-Dram / 90 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here