Orçun Benli yeniden 12 Eylül yıllarına dönüyor

“Biz onları öldürmeseydik, onlar bizi öldürecekti” (filmden)

“asmasak da beslesek mi?” (cuk otursa da filmden değil, “netekim”den)

1980 başlarında İstanbul’da doğan Orçun Benli, 2012’de çektiği ilk filmi ”Bu Son Olsun”da 12 Eylül 1980 sabahı sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya kalan sokaklarda yaşayan beş evsizin öyküsünü anlatır. Odaklandığı dönemle konusu, birebir darbe ile ilgili olsa da olayları siyasi ya da askeri açıdan değil, politikayla alakası olmayan bir grup serserinin gözünden aktaran bu trajikomik ilk çıkış, geleceğin başarılı bir komedi yönetmenini müjdeler. Ancak Benli ise sürekli ortak senaristi ve ortak yapımcısı Şükrü Üçpınar, kolaycı bir ticari sinema yapmayı yeğlerler ve “Gulyabani” (2014), “5 Dakkada Değişir Bütün İşler” (2015), “Ver Kaç” (2017), “Hep Yek 2” (2017) filmlerini çekerler.

8.Boğaziçi Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj kategorisine yarışan, katıldığı 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Ahmet Mümtaz Taylan’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü kazandıran “Gelincik”le, ustalıkla yapabilecek düzeyde oldukları derinlikli bir sinema tarzına dönüyorlar.

Gelincik”, daha sakin bir hayat sürmek için görevinden ayrılarak orman içindeki bir eve gelen eski polis Ayhan’ı (Kaan Yıldırım) izler. Issızlığın ortasında bir dağ evinde Ayhan, ilk iş olarak tüm geçmişinden arınmak istercesine anıları olan eşyaları ve nesneleri çöpe atar. Yiyecek sorununu çözmek için tavşan avlamaya çıkan Ayhan, yanlışlıkla bir gelincik vurur. O anda yanında beliriveren gizemli ve meraklı Karadayı (Ahmet Mümtaz Taylan). “Gelincik vurmak tavşan vurmaya benzemez. Tavşan hep kaçacağını sanır, döner dolaşır aynı yere gelir. Gelincik öyle değil” diyerek, eşi vurulan gelinciğin mutlaka geri gelip intikam alacağı konusunda onu uyarır.

Türkiye’nin siyasi anlamda en karanlık dönemlerinden birinde, birçok faili meçhul cinayetin işlendiği 90’lı yıllarda geçen, metaforlarla örülü, kendisi de adı da metafor olan “Gelincik” ülkenin “saadeti” için işlenen insanlık suçlarının aktörlerinden biri olan bu polis üzerinden geçmişe bakar. Ayhan ile Karadayı arasında ilginç bir etkileşim gelişmeye başlar. “Operasyonlarda” sayısız kişiyi soğukkanlılıkla infaz etmiş olan Ayhan, görevdeyken işlediği suçlardan dolayı birilerinin peşine düşeceği korkusuyla yaşar. Ayhan, doğru yaptığı savına tutunmaya çalıştıkça, Karadayı ona kendi yaşadıklarıyla ya da çıktığı avlarla ilgili çeşitli metaforlarla ona bir şeyler anımsatmaya, gerçekleri göstermeye çalışır.

Finale doğru, öykünün / Ayhan’ın değişik virajlar alarak ustalıklı bir yapboz gibi gelişip çözülmesinden söz ederek “spoiler” vermek istemediğimden buradan itibaren anlatıyla ilgili hiçbir şeyden söz etmeyeceğim. Sadece arada bir mantığı ve inandırıcılığı zorlasa da gizemi büyük başarıyla açıkladığını belirteceğim.

Senaryonun bir başarısı da şiddetin başrolde olduğu bu erkekler dünyasında kadınların oynadığı kilit rolü zekice öne çıkarabilmesi. Tabii ki bu erkekler çok önem verdikleri, dillerinden düşürmedikleri kadınların karşısında insanlaşsalar da içlerinde hep var olan vahşet hep galip gelerek kadınları yok ediyor.

Filmde en çok etkilendiğim sahnelerden biri de polisin soyup bağladıkları bir adama işkence yaparken inleme ve şiddet sesleri arasında büyük bir rahatlıkla, para sorunlarını, eşlerini, kızlarını, çocuklarını konuşmalarıydı. Memuru oldukları devlet adına insanlara acı çektiren , yok eden bu polislerin içlerindeki şiddetle bu “normalliği” bağdaştırabilmeleri bence filmin en çarpıcı ve rahatsız edici mesajlarından biriydi.

Gelincik”in sinema dili olarak da etkileyici bir yapım. Film, sanki karakterlerini içindeki karanlığı yansıtırcasına, mum ışığında, ocağın alevlerinde ya da jeneratörün ancak sönük bir ışıltı verdiği lambaların ışığında çekilmiş. Görüntü Yönetmeni Tufan Kılınç’ın bu karanlığı çok iyi kullanarak oluşturduğu sekanslar ve Sertaç Özgümüş’ün akılda kalıcı sahnelere müzikleri öykünün iç kapatıcılığıyla ustaca bütünleşiyor. Fırat Terzioğlu’nun dingin tempo ile gelişen, ancak finalde, öyküyle birlikte çığırından çıkan kurgusu da çok başarılı.

Sonuç olarak yakın geçmişimizin kara lekelerinden bir olan 12 Eylül dönemine, sadece yaşananlar değil pişmanlıklar üzerinden bakan çok ilginç bir çalışma. Umarım Benli ve ekibi artım bu çizgide sinema yapmayı sürdürür.

Yönetmen : Orçun Benli

Senaryo : Şükrü Üçpınar, Orçun Benli

Görüntü Yönetmeni : Tufan Kılınç

Kurgu : Fırat Terzioğlu

Müzik : Sertaç Özgümüş

Oyuncular : Ahmet Mümtaz Taylan, Kaan Yıldırım, Bülent Emrah Parlak, İnan Ulaş Torun, Hande Doğandemir, Nilperi Şahinkaya

Türkiye / Gerilim-Polisiye-Suç-Dram / 78 Dk.

Film notum:

1 YORUM

  1. İlgiyle izledim ancak filmde iç içe karekter sarmalı anlaşılmayı benim düşüncem zorlaştırmış. Filmin yanında gelincik filmi Anlama rehberi verilmeliydi.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here