İlgi Manyağı / Sick Of Myself

Özellikle Kristine Kulath’ın o makyajlarla desteklenen oyunculuk performansı gerekse klasik İskandinav Sineması’nın o katı ve belki de kimilerince sıkıcı bulunan yapısından ayrılan bağımsız haliyle, karşımızda eli yüzü düzgün bir yapım var. Yılın sürpriz yapımlarından olan ve uzun süre gösterimde kalan “Dünyanın En Kötü İnsanı” gibi kült film haline gelmesi de olası “İlgi Manyağı” nı kesinlikle kaçırmayın !

OrtaKoltuk Puanı:
Ziyaretci Oyları:
3 (108 oy)

(FİLME OY VERMEK İÇİN YILDIZLARIN ÜZERİNE TIKLAYINIZ)

Beğenin Beni…

Bedenin gittikçe meta haline gelmesi ve bunun da ancak “görünür” olmakla varolabilmesi meselesi son dönemin en önemli düşünsel disiplinler konusu. Bunun bireysel tezahürü ise sosyal medya dediğimiz o “gayya kuyusu”nda like sayısı ile ölçülür değer bulma kaygısı olarak karşımıza çıkmakta. İşte bu meseleye kafayı yoran, prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan ve oldukça beğenilen 37 yaşındaki Norveçli genç yönetmen Kristoffer Bogli‘nin senaryosunu da yazdığı ikinci uzun metrajlı yapımı “İlgi Manyağı/Sick Of Mayself” 4 Kasım itibariyle sinemalarda görücüye çıkıyor.

Film merceğini erkek arkadaşı Thomas (Eirik Saether) ile birlikte yaşayan Signe’nin (Kristine Kulath), o ezik ruhunu tatmin/tamir etme ve görünür olma adına gittikçe bedeni ile yabancılaşmasına uzatıyor. Bunu yaparken dram ile mizahı harmanlıyor. Yapımda Signe’nin, sürekli kendisini özellikle de erkek arkadaşı ile kıyaslayarak, onunla rekabet içine girerek ve dolaysıyla da kendisini yetersiz görerek bedenini tahrip etme pahasına kendisinin merkeze alındığı bir cazibe alanı yaratma çabasına kulak kabartıyoruz. Bunun onun tarafından yapılmasının çeşitli metotları var.

Yemeklerde bitmeyen kusma seanslarından, internette bulduğu, yüzünü tanınmaz hale getiren tehlikeli ilaç kullanımına kadar her yolu denemekte. Yüzü tanınmaz hale gelmesiyle görünür olmanın, arkadaşlarından ilgi görmenin eş kılınması hatta ölüm sonrası törenine kimlerin katılabileceğini değin bir yığın hayal ve tükenme ile eşdeğer bir karakter Signe. Ve bu gittikçe dozajı artan narsizmi de beraberinde getiriyor. Üstelik Signe farkında değildir ki, kendisinin yarış halinde olduğu erkek arkadaşının kişiliği de öyle pek matah sayılmayacak düzeyde. Bir nevi sanat hırsızlığı ile maruf birisi o da.

Hepimizin Hastalığı: Bitmeyen Beğenilme Arzumuz…

İlgi Manyağı“, aslında oldukça hassas ve ilgi adına kişinin kendi bedenine verdiği zararları anlatan olay örgüsü ile saf dramı yansıtan bir yapım olduğu algısını ilk başta verebilir. Ancak film ilerledikçe görüyoruz ki, tıpkı Yunanistanlı yönetmen Babis Makridis‘in “Zavallı” filmindeki gibi karakterin gittikçe popüler olma/ilgi görme derdindeki halleri Yunan trajedilerine benzer gülünç unsurları da içinde barındırıyor.

Bir süre sonra mizahın yerinde bir ayarla verilmesi ile ciddi ciddi gelişen olaylara gülmeye başlıyorsunuz. Ve Signe’nin her ilgi görme hamlesi, kendisinin ve çevresinin o tahripkâr etkileri, bir süre sonra günümüz gösteriş toplumlarının gerçekliği ile bizi başbaşa bırakmaya başlıyor. Sanat ya da toplumsal karşılığı olan her alan bir bakıma gösteriş halinin bir göstergesi konumuna geliyor.

Çevrenize baksanıza; örneğin en steril ve özel alan olması gereken bir konser bile elinde cep telefonu ile fotoğrafını çekmeye çalışan ve sürekli bunları instagram gibi mecralarda paylaşma derdindeki insanlarla dolu. Nedeni de o narsizm ile karışık beğenilme beklentisi. Kapitalizm hegemonyasını arttırdıkça birey ölüyor ve özne kendisini var etmenin yolunu gerçeklikten sapmada buluyor.

Film bunları bize yeniden hatırlatması bakımından önemli. Bir diğer değerli yanı da tüm bu Signe ekseninde olay örgüsünü yansıtırken, “düş ile gerçeğin”, “arzu ve gerçekliğin” zaman zaman yer değiştirir bir şekilde sunulmasında gösteriyor. Özellikle Signe’nin o fantazi cenaze merasimi bölümü kolay unutulacak cinsten değildi. Gelelim bu kez de filmin eksi yanına. Sanırım konunun bilindik olması, günümüz toplumlarında sıklıkla gördüğümüz kahramanları biraz da grotesk boyuta vardıran bir kişiliğe dönüştürmesi ister istemez bizde farklı beklentileri de doğuruyor. Ancak film dediğim gibi mizahla harmanlansa da bazen tekrara da düşmüyor değil. Ve sonlara doğru herhangi bir merak duygusu olmaksızın filmin finalini izlemeye başlıyoruz. Esasında senaryoya küçük dokunuşlarla bu tekrar sorunu giderilebilirdi…

Kült Film Olmaya Aday…

Tüm bunlar filmin başarısını gölgelemiyor. Gerek özellikle Kristine Kulath‘ın o makyajlarla desteklenen oyunculuk performansı gerekse klasik İskandinav Sineması’nın o katı ve belki de kimilerince sıkıcı bulunan yapısından ayrılan bağımsız haliyle, karşımızda eli yüzü düzgün bir yapım var. Benim Karaca Sineması’nda “Başka Çarşamba” kapsamında izlediğim ön gösteriminde filme gençlerin ilgisi oldukça fazlaydı. Sinemada tek bir koltuk bile boş değildi.

Yılın sürpriz yapımlarından olan ve uzun süre gösterimde kalan “Dünyanın En Kötü İnsanı” gibi kült film haline gelmesi de olası “İlgi Manyağı”nın… Sinemalarda gösterime girdiğinde kesinlikle kaçırmayın derim…

Yönetmen / Senaryo : Kristoffer Borgli

Görüntü Yönetmeni : Benjamin Loeb

Kurgu : Kristoffer Borgli

Oyuncular : Kristine Kujath Thorp, Eirik Sæther, Fanny Vaager, Fredrik Stenberg Ditlev-Simons, Sarah Francesca Brænne, Ingrid Vollan, Andrea Braein Hovig, Frida Natland, Guri Glans

Norveç-İsveç / Komedi / 95 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz