Small Axe 4 “Alex Wheatle”

10 Nisan 1981’de Londra’nın Brixton semtinde, kalabalık bir grup, bıçaklanmış bir siyah gence yardım etmedikleri ve gerekli tıbbi desteğin temininde geciktikleri için polisi protesto ederken, takviye kuvvetlerinin gelmesiyle şiddet olayları başlar. Protestolar ayaklanmaya dönüşür, olaylar üç gün boyunca sürer, 279 polis ve düzinelerce sivil yaralanır, 100’den fazla taşıta hasar görür. Tutuklanan 82 kişinin arasında, isyanlara katıldığı için dört aylık hapse mahkûm olan genç Alphonse da vardır.

Steve McQueen’in dördüncü Small Axe filmi, ileride Alex Wheatle adıyla ünlü bir romancı olacak Alphonse’un gençlik yıllarına odaklanır. “Alex Wheatle” Alphonse / Alex’in (Sheyi Cole) hapishanede ilk günü, şaşkınlıkla hücresine doğru yürüyüşüyle başlar. Hücreye girer girmez “burası pis kokuyor” diye bağırır. Nedenini anlamakta gecikmez; kendisinden epey yaşlı hücre arkadaşı Simeon’un (Robbie Gee) devasa saç örgüleri ve onlardan da devasa bir ishal problemi vardır. Tüm dünyadan nefret etmeye sınırına ulaşmış genç adam, tüm hırsını ona aktararak Simeon’a saldırdığında yaşlı adam tarafından kolaylıkla zapt edilir. Sakinleştirildikten sonra Simeon ona “Nedir hikâyen” diye sorar.

Böylece seyirci, Alex’in yaşamını ve de bir siyahi olarak bilinçlenmesini flashbackler aracılığıyla izlemeye başlar. 1963’de evli ve dört çocuklu Jamaikalı bir kadının evlilik dışı oğlu olarak doğduğunda hemen terkedilen Alex’in, çocukluğu ve yeniyetmeliği beyaz koruyucu aileler ve yetiştirme yurtlarında geçtiğinden Siyah İngiliz olarak kimlik bilinci gelişmemiştir. İlk gençlik yıllarının epey zor geçtiği, sürekli aşağılanma ve haksızlıkla karşılaştığı birkaç kısa ama güçlü sekansla aktarılır. Filmde açıkça konu edilmese de Wheatle 2014’deki bir söyleşisinde, 1966 ilâ 1978 yılları arasında yaşadığı güney Londra’daki Shirley Oaks Yetiştirme Yurdunda kendisi dâhil bütün çocukların sistematik şekilde fiziksel, cinsel ve duygusal olarak taciz edildiklerini anlatır. Anlattıklarına dayanarak yapılan adli araştırma, onun söylediklerini de aşan, çocukların pedofillere servis edildiği ürkünç olayları açığa çıkarır.

1980’de Brixton’da sosyal hizmetlere bağlı bir konukevinde tek bir odaya yerleştirilen Alphonse, orada etrafında yaşayanlarla tanışmasını sağlayacak olan Dennis (Jonathan Jules) ile arkadaş olur. “Eğitimini” üstlenen Dennis onu arada tatlı tatlı sömürse de samimi bir dostluk gösterir.

Dennis’in önderliğimde keşfettiği plak dükkânında müzik tutkusunu tatmin eden Alphonso, mahalleye uyum sağlamayı, mahalleli gibi giyinip davranmayı da öğrenir. Zeki ve uyanık olduğu için etrafında yaşananları gözlemler, kanunların ve hükümetin adaletsizliğini fark eder. Reggae ile hem söz yazarı hem DJ olarak ilgilenirken ihtiyacı olan parayı bulmak için bölgenin uyuşturucu satışının elebaşı Cutlass’ın (Johann Myers) torbacılığını yapmaya başlar. Ama onu hapse götüren bu satış değil, giderek bilinçlenmeye başlayarak Brixton ayaklanmasına katılmış olmasıdır.

Hücre arkadaşı Simeon yaşlıca bir Rastafarian’dır. 1930’ların başında Jamaika’da, fakir Afrika kökenliler arasında gelişen Rasta dini, Antik Mısır, Hrıstiyan, Yahudi ve Müslüman inançlarını harmanlayan tek tanrılı bir dindir. Bazı Rastalar Etiyopya’nın Son İmparatoru olan Haile Selasiye’nin dünyaya inmiş Tanrı olduğuna inanırken, bazıları da onu Tanrı’nın her insanın içinde olduğunu anlamış bir peygamber olarak görürler. En önemlisi Rastafarian’ların her insanda Tanrıyı gördükleri için her türlü ayırımcılığa karşı, doğaya sonsuz saygılı insanlar olmasıdır. Reggae müziğinin kökeni de Rasta ritüellerinde söylenen dini şarkılardır.

Yaşlı Simeon artık arkadaş olduğu Alphonso’ya şunları söyler:

Dinle bak, sana buradaki sistemi anlatayım. Bütün o izmler ve ırkçılık konuşmaları yeterince yapıldı. Ben ırkçılığı hiç savunmadım. Rasta dediğin ayırım yapmaz. Ama bu ülkede asıl endişe edeceğin şey sınıf sistemi ve sınıfçılıktır. Afrika’nın çocukları Batı’ya neden götürüldü? Para yüzünden. Zengin sınıflar ucuz işgücünden yararlansın diye, onların cebini doldursunlar diye… Aynı sistem hâlâ devam ediyor. Okullarda bu çocukların önünü açmıyorlar. Aksi halde evleri kim inşa edecek? Otobüsü kim kullanacak? Bazıları yırtıyor, evet, ama çok azı. O yüzden hep eğitim, eğitim diyorum sana… Onların öğrettiğini üstüne sen de kendi öğrendiklerini koyacaksın. Bugüne kadar öğrendiğin her şeyi aklından çıkaracaksın. Ve okumaya başlayacaksın. Hayatının akışı değişecek.

Simeon Alphonso’ya siyah olduğunun farkındalığına ulaşmasını öğütlemektedir. Siyah olmak bir ten rengi değil, insanı toplum katmanlarının en alt seviyesine indiren, doğasında olan aşağı düzeyi kabul etmeye zorlayan bir sosyal tutumdur. Siyah olmak beyazların çoğunlukta olduğu bir toplumda tüm Siyah çocukların nelere katlanmak zorunda olduklarını fark ederek karşına çıkan iki seçenekten birini kabul etmektir. Birincisi, durumun gerçekliğine direnmemek ve beyaz kültürün egemenliğini kabul etmek, ikincisiyse farklı bir oluşuma inanarak, Beyaz Avrupalı kültürün insanlığın zirvesi olduğu fikrine tüm gücüyle direnmek.

Yaşlı adam, gerçeğe ulaşabilmenin ve kendi kararlarını verebilmenin yolunun eğitim ve öğrenimden geçtiğini iyice açıklamak için ona okuması için C.L.R. James’in “The Black Jacobins / Siyah Jakobenler” kitabını verir. 1794-1804 yılları arasında gerçekleşen Haiti Devriminin tarihçesini anlatan bu kitap Alphonso’nun kendi tarihini öğrenmesi için çok önemli bir başlangıç oluşturur. Kitabın çocuğa verilişi, önemli olay ve fikirlerin, kültürel değerlerin, elden ele, bellekten belleğe, ustadan çırağa aktarılmasını da sembolik olarak simgeler.

Film hapisten çıkan Alex’in sadece toplumsal değil kişisel tarihiyle de ilgilenerek ailesini aradığı bir sekansla sona erer. Final jeneriğinden önce gelen yazılarda Amerika’da ki annesi ve kız kardeşleriyle ve Jamaika’da yaşayan babasıyla buluşabildiğini, bugüne kadar genç erişkinlere hitap eden 15 roman yazmış olduğunu, ödüller kazandığını belirtir.

Bir saati birkaç dakika aşan süresi ile “Alex Wheatle” izledikten sonra bende dizinin diğer filmlerine nazaran hem daha kısa hem de daha az tamamlanmış etkisi bıraktı. Biraz üzerinde düşündükten sonra aslında Steve McQueen’in Alex’in tüm yolculuğunu değil, bu yola çıkabilmenin Siyah geçmişi ile bilinçlenmesiyle ilişkisini anlattığını fark ettim. Ve artık yolunu bulmuş olan, ancak henüz gelişimini tamamlamamış olan Alex gibi filmi de tamamlanmamış bırakmasına hak verdim.

Yönetmen : Steve McQueen

Senaryo : Rebecca Lenkiewicz, Steve McQueen, Alastair Siddons, Courttia Newland

Görüntü Yönetmeni : Shabier Kirchner

Kurgu : Chris Dickens, Steve McQueen

Müzik : Mica Levi

Oyuncular : Rochenda SandalLetitia WrightMalachi KirbyNathaniel Martello-WhiteDarren Braithwaite, Amarah-Jae St. Aubyn, Micheal Ward, Richie CampbellDuane Facey-PeasonJumayn HunterAlex JenningsSamuel WestJack Lowden

İngiltere / Dram / 5 Bölüm 60 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here