Kuşatma Kayıtları / Chronicles From The Siege
Olmak ya da olmamak, mesele bu!
Berlin Film Festivali’nde en iyi ilk film ödülünü kazanmış filmin başarısının, sadece kuşatma altındaki bir şehirde yaşanan gündelik hayatın alt üst oluşunu değil, insan karakterini de nasıl değiştirdiğini anlatması açısından başarılı bulmamak mümkün değil.
Sinema benim için patlamış mısır yiyerek izlenen bir eğlencelik olmadı hiç. O nedenle salona girerken “iyi eğlenceler” denilmesinden hoşlanmam. Tabii bu benim seçimimden kaynaklanıyor, sırf eğlenmek için gidilen filmler de sektörün yarısından çoğunu oluşturuyor.
Ama bazı filmler de var ki, tarihe not düşmek için çekilen, aslında belgesel değil ama belgeselden öte. “Kuşatma Kayıtları” böyle bir film. İKSV Film Festivali’nde de gösterilmişti ama yetişememiştim. Cezayirli yönetmen Abdallah Alkhatib’in yönetmenliğinde bir Cezayir, Fransa, Filistin yapımı film, arada güldürse de, 98 dakika boyunca sizi gergin tutmayı başarıyor.
Berlin Film Festivali’nde en iyi ilk film ödülünü kazanmış filminşarısını, sadece kuşatma altındaki bir şehirde yaşanan gündelik hayatın alt üst oluşunu değil, insan karakterini de nasıl değiştirdiğini anlatması açısından başarılı bulmamak mümkün değil.
İnsan, her yerde, her koşulda insan. Bir yanda bombalar patlarken, su ve yiyecek yokluğunun yanı sıra en çok sigaraya özlem duyabiliyor ve bunun için yapmayacağı yok. Bağımlılıklar ne kadar büyük sorun.
İnsanın ve tabii ki her canlının hayatta kalmak ve varlığını sürdürebilmek için muhtaç olduğu şey, damarlarındaki asil kan değil maalesef! Yiyecek, su ve her koşulda cinsellik! Biraz daha duyarlı olanlar için ise aşk belki?
Filmde hepsi var. Bir canlı olarak yaşamı sürdürme savaşı ve onun yanında insan kalma arzusu? Ne kadar zor! Ne kadar insan kalabilirsiniz, tepenizde bombalar patlar, hastaneden başka her şeye benzeyen bir yarı yıkık binada, yaralılar kan beklerken ve en güzel repliklerden biri bir doktorun söylediği, “Burada normal olan ne var?” bir cesetten biraz önce verilmiş kanı geri alıp dünyaya bir çocuk doğurmak için uğraşan kanamalı kadına verilirken, neyi ne kadar düşünebilirsiniz, hijyeni mi, etiği mi?
Var olmak temel motif
Hep düşünmüşümdür; bitmeyen savaş ortamlarında, mecbur kalınan göçlerde ve yeniden yerleşilen ama en kötü koşullarda yaşanılan yerlerde insanlar neden ille de ürer? Neden en yoksulların, en kötü koşullarda en çok çocuğu olur? Ülkemizdeki göçmenler neden yerli nüfustan fazla ürüyor? Bu bir var olma içgüdüsü! Savaşırken insan nasıl sevişir? Cinsel yaşam ve üreme her canlının yaşadığı sürece vaz geçmediği dürtü ve filmde bu sahneleri bütün o gerilim içinde kahkaha attırarak izletebildiği için bravo Abdallah’a! İlle de sevişmekse sevişin de, üremek niye? Filmin felsefesi de bunu yüzümüze vuruyor; BEN VARIM ve SOYUMU DEVAM ETTİRİYORUM demek. Bunca ölümün ve yokluğun ortasında insan artık insan olarak değil, Canlı olarak var olmak için direniyor. İnsan olarak düşünse, mantık ve duyguların devreye girmesi gerekmez mi?
Yönetmenin bizzat yaşadıkları
Filmin bu kadar başarılı olma nedenlerinden biri de yönetmenin daha önce bir mülteci kampında yaşamış ve bunları bizzat deneyimlemiş, bizzat görmüş ve “Küçük Filistin:Kuşatma Günlüğü!” belgeselinde anlatmış olması. Bu kez içine kurgu da katmış ve büyük bir insan dramı çıkmış ortaya. “Normal” koşullarda yaşayan insanların “anormal” koşullarda nasıl değiştiği, insanlıklarını yitirmek değil, benliklerinde olan yaşam dürtüsünün ortaya çıkarak nasıl vahşileştikleri ve fakat arada geri dönerek nasıl bir şiir okumaktan duygulanabildikleri çok güzel anlatılıyor. Tabii sinema sevgisinin katıldığı bölümler de yönetmen ve ekibinin bir küçük hatırlatması olsa gerek.
Dramın nedeni
Filmin ana teması kuşatma altındaki insan ama filmin hiç değinmediği ve bunu bilerek ve isteyerek yaptığı da anlaşılan konu, bu dramın ana nedeni: İnsanları yaşadıkları topraklardan sürmek, bunun için tepelerinde her dakika bomba patlatmak, aç ve susuz bırakmak ve bu topraklar bizim diyerek kendi insanlarını yerleştirmek istemek hiç mi önemli değil? Dünya konjonktürüne bakarsanız değil ki konuşulmuyor bile! İsrail, Filistin’i insansızlaştırırken Trump Gazze’yi dümdüz edip orada bir turistik tesis cenneti kurarak para kazanmayı hayal edebiliyor! Kan ve gözyaşının karıştığı topraklarda gözü kalanın gözü çıksın da buna bir satır bile değinilmemiş olması da bilinçli bir tercih ama ben izlerken sürekli beddua ettim!
Yönetmen / Senaryo : Abdallah Al-Khatib
Görüntü Yönetmeni : Talal Khoury
Kurgu : Alex Bakri
Oyuncular : Nadeem Rimawi, Saja Kılani, Ahmad Kontar, Maria Zreik, Emad Azmi
Dram / 100 dk.
Filistin-Cezayir-Fransa / Dram / 98 Dk.









