Dolly

Annelik Arzusunun Patolojik Bir Portresi

Dolly, psikolojik açıdan okuması keyifle yapılacak bir film olsa da korku türü için bir yenilik sunmuyor. Farklı bir deneyim yaşatmıyor. Koku filmlerinin şok edici finallerinden birine sahip olamıyor. Akılda kalıcı olmayacak, bir solukta izlenip unutulacak bir film olarak sinema kütüphanesinde yerini alıyor.

OrtaKoltuk Puanı:

 

Bir Kadını Oyuncağa Dönüştürmek

Türkiye’de 28 Ağustos’ta gösterime girecek olan film, ABD yapımı bir korku/gerilim filmi olarak dikkat çekiyor. Filmin ekran süresi 83 dakika kadar sürüyor.

Film; Macy ve Chase’in, ıssız bir ormanda baş başa vakit geçirmek istedikleri bir gün başlarına gelen olayları anlatıyor. Orman yürüyüşü sırasında tuhaf ve kırık dökük bebeklerden oluşan bir alanın varlığıyla tanışıyorlar; fakat bunun sanatsal bir eylemden uzak, maskeli bir kadının hazırladığı bir tür tapınak alanı olduğunu fark ediyorlar. Dolly karakteri, fiziksel olarak oldukça güçlü ve yapılı bir kadın olarak tasvir ediliyor. Film boyunca maskenin altındaki deforme yüzü merak ediyoruz. Film slasher temasını sıkça kullanıyor. Fiziksel şiddet kullanımı filmin tamamını kapsıyor. Alt tür olarak body horrordan da faydalanıyor.

Dolly, Macy karakterini evine götürüyor ve ona kendi bebeği gibi davranıyor. Filmin bu sahnelerine yerleştirilen, annelik söylemini kullanarak yapılan detaylar rahatsız edici görünüyor. Annelik üzerinden tedirgin edici detayların kullanımı filme olan dikkati arttırıyor, ancak bu detayların zenginleştirilmesi filmi daha rahatsız edici yapabilecekken, yüzeysel şekilde kullanılması filmi yukarı taşıyamıyor.

Annelik Kılıfında Yaşanan Kabus

Film travmalardan besleniyor. Anne, baba ve çocuk ekseninde gelişen bir yaşanmışlığın korkunç sonuçlarını anlatıyor. Filmin en büyük eksiği, Dolly karakterinin bu hale gelmesinin altının doldurulmaması oluyor. Yine iyi bir hikayeyle dikkat çekici bir şekle bürünebilecekken, katmansız hikaye yapısı nedeniyle sığ ve derinliksiz bir senaryo izliyoruz.

Filmin anne ve çocuk kavramlarını metaforik bir alana çekmesi fikri, filmi psikolojik bir tarafa yönlendiriyor. Travmalardan doğan katil motifi bu filmin ana temasını oluşturuyor. Dolly, kaçırdığı yetişkin bir kadını kendi bebeği gibi yeniden şekillendirmeye çalışırken, film alanını korku türünden psikolojik bir metne çeviriyor. Kontrol ve kimlik kaybı sade bir sunumla gerçekleştiriliyor.

Jumpscare sahneler filme eşlik ediyor. Bu tavır, bu tarz filmlerin doğasını yansıtıyor. Filmde beklenti yaratan sahneleri zengin olarak göremesek de rahatsız edicilik fikri üstünlük kazanıyor. Deformasyon, bedenin sınırlanması ve şiddet sahneleri filmin çatısını oluşturuyor.

Film atmosferi ve anlatım tarzı dolayısıyla; bir maskeye sıkışmış Dolly’nin aynı şekilde bir odaya hapsettiği insanlarla aynı ritimde olduğunu düşündürüyor. Dolly karakterinin, sevgiyi sahip olmakla karıştırdığı aşikar. Bir anne gibi bakıp, büyütmek derdiyle yaptıkları, bebeği olarak atfettiği kişiye zarar veriyor. Annelik duygusunu yaşamak isterken, aslında hayatında eksik kalanları doldurmaya çalıştığını izliyoruz. Dolly’nin akıl sağlığının olduğunu varsaysaydık, bir insanın mülkiyet ve benlik haklarını elinden aldığını ve onu kendi bencil arzularına göre yetiştirmek istediğini söyleyebilirdik; ancak Dolly karakteri akıl sağlığı yerinde olan, normal biri olarak tanımlanamayacağı için, yaptıklarını bencil bir kadının duygusal yoksunluğu olarak okumak mümkün görünmüyor. Akıl hastası formu, kimliğine yerleşince ortaya bir korku karakteri peyda oluyor. Filmin korku şemasını 80’lerin sonu 90’ların başından aldığını söyleyebiliriz.

Kırık Bebekler ve Kırık Anneler

Filmde yetişkin bir kadını bebek formuna sokma fikrinin kullanılması, başlı başına bir korku hikayesi sayılıyor. Bir bebeğin kendi kendini hayatta tutması mümkün olmadığı için, yetişkin bir insanın bebek konumunda düşünülmesi, onu bir insan figüründen çıkarıp nesne boyutuna indirgiyor. Dolly istediğini yapmakta özgür olduğuna inanıyor; çünkü Macy onun bebeği olduğu için herhangi bir söz hakkı bulunmuyor. Ona sunulan yemeği yemeli, ona söylenenleri yapmalı, aksi Dolly’nin kabullenemeyeceği ve sonucunda iyi bir tavır sergilemeyeceği bir alan yaratıyor. Bu da filmi, hikayenin bütününe yayılan kaç-kovala tarzında bir şiddet şovuna dönüşmesini sağlıyor.

Dolly, annelik kavramını ters düz ediyor. Annenin çocuğu için duyduğu fedakarlık hissini yok ediyor. Anne bebeği için var demiyor, bebek anneyi tamamlayan unsur olarak anti-annelik fikrini tetikliyor.

Oyuncu kadrosunda Fabianne Therese, Seann William Scott, Ethan Suplee ve Russ Tiller gibi isimler yer alıyor. Dolly, psikolojik açıdan okuması keyifle yapılacak bir film olsa da korku türü için bir yenilik sunmuyor. Farklı bir deneyim yaşatmıyor. Koku filmlerinin şok edici finallerinden birine sahip olamıyor. Akılda kalıcı olmayacak, bir solukta izlenip unutulacak bir film olarak sinema kütüphanesinde yerini alıyor.

Yönetmen : Rod Blackhurst

Senaryo : Rod Blackhurst, Brandon Weavil

Görüntü Yönetmeni : Justin Derry

Kurgu : Justin Oakey

Müzik : Nick Bohun

Oyuncular : Fabianne Therese, Seann William Scott, ethen suplee, Max the Impaler, Russ Tiller, Michalina Scorzelli, Eva Blackhurst, Kate Copp

ABD / Korku-Gerilim / 83 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz