1920’lerin Amerika’sında ırkçılık, güç ve kültürel iç etme ilişkileri

“Ma Rainey’s Black Bottom / Ma Rainey: Blues’un Annesi”

“Beyazlar blues’un ne olduğunu anlayamazlar. Ulaştığını duysalar ama, nereden geldiğini duyumsayamazlar; bunun yaşamın konuşma biçemi olduğunu fark edemezler. Kendini daha iyi hissetmek için şarkı söylemezsin; şarkı söylemek yaşamı algılamak olduğu için söylersin.”

Başlıkta filmin Netflix’deki Türkçe adını kullandım ama asıl çevirisi “ Ma Rainey’ni Kara Kıçı”. Öncelikle şunu belirteyim, adını Rainey’in aynı adlı ünlü şarkısından alan filmin “Blues’un AnnesiGertrude ‘Ma’ Rainey’nin görkemli poposuyla ilgisi yok. “Black Bottom / Kara Kıç” Afro-Amerikan müzisyenlerin 1920’li yıllarda geliştirmiş oldukları bir dans türü.

Ma Rainey’s Black Bottom”, 1945 ilâ 2005 yılları arasında yaşamış olan Amerikalı yazar August Wilson’un bir oyunundan uyarlanmış. Beyaz bir baba ile siyah bir annenin çocuğu olarak doğan 1970’lerden itibaren annesinin soyadını almış olan Wilson, “Siyah Amerika tiyatrosunun şairi” olarak anılır. Savunmasızlıkları, travmaları, trajedileri ve kendine has mizahlarıyla yüzyıl Afro-Amerikan toplumlarının deneyimlerine ve mirasına odaklanan, toplu olarak The Pittsburgh Cycle adını verdiği on oyun serisiyle tanınan Wilson’un iki oyunu “ Fences” (2016), ve “Ma Rainey’s Black Bottom” (2020) sinemaya uyarlanmıştır.

2015 yılında ünlü oyuncu Denzel Washington, daha geniş izleyici kitlelerine ulaşabilmeleri amacıyla, The Pittsburgh Cycle’ın on oyununu da sinemaya uyarlamaya kararlı olduğunu belirterek, “Fences”in baş rolünü, yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenmişti. “Ma Rainey’s Black Bottom”un da yapımcısı olan Washington, Eylül 2020’de serinin üçüncü filminin Barry Jenkins’in yöneteceği “The Piano Lesson” olacağını ve başkarakterlerini oğlu John David Washington ile Samuel L. Jackson,’un oynayacaklarını umduğunu belirtmiştir.

August Wilson’un “Amerikan Yüzyılı Dizisi” olarak da adlandırılan ve her oyunun yüzyılın farklı bir on yıllık döneminde geçtiği serisinin 1927’nin Chicago’sunda geçen oyunu “Ma Rainey’s Black Bottom”, ırkçılığı, siyah müzisyenlerle beyaz yapımcıların çoklukla gerilimli ilişkilerini ve blues söylemenin asıl anlamını, gerçek bir karakter üzerine kurmaca bir anlatı üzerinden irdeler. Wilson’un tüm dizide yapmış olduğu gibi bu oyunda da, on yıllar boyunca hem hayranlık duyulmuş hem karalanmış, hem sevilmiş hem nefret edilmiş Afro-Amerikan kültürünün beyazlarca istismarının ve iç edilmesinin uzun geçmişi ele alınıyor.

Burada bir parantez açarak tiyatro uyarlamaları konusuna değinmek isterim. Sinemayla karşılaştırıldığında, kısıtlı veya tek mekân, olaydan çok konuşmaya dayanan temalar gibi mahzurları canlı oyuncuların varlığıyla dengeleyen tiyatro oyunu, filme uyarlandığında bu avantajı da yitirdiğinden, tiyatro uyarlaması kanımca sinemada yapılması en güç işlerden biridir. Bu sebeple sinemanın 125 yılı aşkın geçmişinde, sinemasal görselliği ve devinimi olan tiyato kokmayan bu tür uyarlamaların sayısı bir elin parmak sayısını geçmez.

Ma Rainey’s Black Bottom”un yönetmeni George C. Wolfe ve senaryo yazarı Ruben Santiago-Hudson, uyarlama amacıyla, hemen hepsi kusursuz düzeyde monologlarıyla ünlü Wilson’un gerçekten de büyük ustalıkla yazılmış metnini ellerine aldıklarında, anlaşılan radikal bir seçim yapmaya karar vererek, metinden hiçbir şekilde fedakârlık etmemeyi yeğlemişler. Bu yüzden “Ma Rainey’s Black Bottom” sinemadan çok, filme alınmış tiyatroya yakın bir çalışma. İzleyici olarak, fazla dingin olduğu ve aşırı tiyatro koktuğu için eleştirebilirsiniz. Senaristin ve yönetmenin ne diyeceğini bilemem ama ben “yüzde yüz haklısınız, bu gerçekten de tiyatro” derdim. Sonra da ilâve ederdim “ama ne müthiş bir tiyatro!”

Tabii ki bu teatrali yadsımayan görüş filmi statik bir anlatıma sürüklemez. Leeves’in prova mekânında trompetini çalarken ayak sürüyerek ve bükülerek dans etmesi, ‘Ma’nın genç sevgilisini baştan çıkarmaya çalışması, ‘Ma’ ile yapımcılar arasındaki sürtüşmeler müthiş bir enerjiyle aktarılır. Bodrumdaki trajik olayın anlatımıysa en azından filmin az sayıda müzikal bölümü kadar ustalıklı bir koreografiyle yansıtılır.

Ma Rainey’s Black Bottom”, 1927’de, Amerika’nın şarkılarının söz ve müziğini yazan ilk blues yorumcularından efsanevi Gertrude ‘Ma’ Rainey ile müzik gurubunun Ma’nın şarkılarını kaydetmek için şehir dışından geldikleri Chicago’daki bir kayıt stüdyosunda geçer. Jeneriğin hemen ardından ünlü şarkıcının bir konseriyle başlayan film, tromboncu Cutler (Colman Domingo), kontrbasçı Slow Drag (Michael Potts) ve piyanist Toledo’nun (Glynn Turman) Chicago sokaklarında stüdyoya doğru yürüdükleri gündüz sekansıyla devam eder.

Görüntü yönetmeni Tobias A. Schliessler, bu aydınlık ve stüdyo çekimi olduğu özellikle belli yapay çekimle, beyazların neredeyse düşsel dış dünyasıyla, birazdan bizleri de oyuncuları birlikte hapsedeceği, provaların yapıldığı stüdyonun karanlık, rutubetli ve klostrofobik bodrumundaki gerçek dünya arasındaki çelişkiye dikkat çeker. ‘Ma’ Rainey’nin henüz gelmemiş oluşu müzik yapımcısı Mel (Jonny Coyne) ile ‘Ma’nın menajeri Irvin’i (Jeremy Shamos) huzursuz ederken trompetçi Levee Green (Chadwick Boseman), bir kısmını bir gece önce kumar oynadığı grup arkadaşlarından kazandığı parayla ödediği yepyeni sarı ayakkabıyla müzisyenlere katılır.

Genç, konuşkan, hırslı, yetenekli Levee’in gözü, ‘Ma’ Rainey’nin devamlı eşlikçisi olmanın çok daha yükseğindedir. Mevcut şarkıları yeniden düzenlemek ve kendi bestelerini yapmak niyetinde olan Leeve’e yapımcı Mel de destek olmaya niyetli gibidir. Konu açılır açılmaz eski ve yeni kuşaklar arasındaki çatlak ortaya çıkar; Leeve Mel’in sağlayacağı olanakların, şarkılarını satmak, kendi topluluğunu kurmak, ünlü bir müzisyen olmak için fırsat olduğunu düşünürken grubun geri kalanı bunun imkânsız olduğu kanısındadır.

Grup şarkıcının gelmesini beklerken havadan sudan gevezelik etmeye devam eder. Bir ara ruhunu şeytana satan kara derili bir adamın öyküsü anlatılır. Bu alış veriş adama bir zenci olarak linç edilebileceği ufak tefek suçlar bir yana cinayet bile işlese kurtulacağı bir dokunulmazlık kazandırır. Bu hikâye siyah bir adamın 1920’lerde bir beyazla aynı hakları elde etmesinin ancak şeytanla anlaşarak mümkün olabileceğini hınzırca ima ederken, Cutler’in aşırı dindar yapısını da ortaya koyar.

Nihayet ‘Ma’ Rainey (Viola Davis) genç ve işveli sevgilisi Dussie Mae (Taylour Paige) ile stüdyoya ulaşır. Rainey, hiçbir zaman kadınları cinsel olarak çekici bulduğunu gizlememiş, “Prove it on Me Blues” adlı şarkısında hiç çekinmeden “Went out last night, with a crowd of my friends. It must have been women, cuz I don’t like no mens. / Bün gece bir arkadaş gurubuyla çıktım. Sanırım hepsi kadındı, erkekleri sevmem ben ” diyebilmiştir. Flörtçü ve çekici Dussie Mae, hiçbir erkeği reddetmeyecekmiş havasında olabilir ama bütün müzisyenler onun “yasak bölge” olduğunu bilirler. Tabii ki Leeves hariç. Genç tompetçinin hem Dussie Mae’de gözü olduğunu fark ettiği, hem de kendi tarzında söylediği şarkılarına farklı duyarlıklar getirmek istediğini bildiği için ‘Ma’ ile Leeves arasında devamlı sürtüşme yaşanır.

‘Ma’nın öyküdeki adam gibi ruhunu şeytana satmaya ihtiyacı yoktur. Beyaz Amerikalı’ların, tarihsel yük ve yükümlülüklerini üstlenmeksizin Siyahların kültürünü kullanmalarının, ikili anlaşmaların kaymağını hep onların yiyeceğinin, tüm başarısına ve şöhretine karşın bir Beyaz gibi kabullenmeyeceğinin farkındadır ama, plakları satıldığı sürece güç onun elindedir.

“Tek istedikleri sesim” diyerek, güvenli, kendinden emin ve katı bir tavırla stüdyoda sanki oranın sahibiymiş gibi kasılarak dolanır, ikisi de Beyaz olan yapımcısıyla menajerine kötü davranır, grubunun ve yapımcının talebine rağmen şarkısını kendi karar verdiği tarzda söyler, ve “buz gibi üç Coca-Cola gelmeden başlamam” diye rahatlıkla kapris yapar. Bu, huysuz bir prima donnanın çılgınca davranışı değildir. Plaklara basılıp yapımcılara kendisinin almak değil, hayal bile edemeyeceği paralar kazandırmalarından önce, şarkılarının henüz kendisine ait olduğu dönemin hükümranlığının tadını çıkardığı kısacık bir andır.

Yaşama umutla bakan genç Leeve ise en zorlu dersini ona cesaret vermiş olan yapımcıdan alacaktır. Büyük ümitlerle getirdiği bestelerini Mel üç kuruşa satın alacak, kaydedildiklerinde müziği çalmasına da izin vermeyecektir. Finalde yol açtığı trajedinin ödemek zorunda kalacağı bedeli ne olursa olsun. Leeve’in asıl mahkûmiyeti, ironik bir son sekansta bestelerini beyazlardan oluşan bir orkestra eşliğinde beyaz bir solistin söylemesi olacaktır.

George C. Wolfe en küçük rolden en büyüğüne ekibinden çok başarılı ve etkileyici bir takım oyunculuğu elde ediyor. Kanımca bundan böyle Viola Davis dışında bir ‘Ma’ Rainey hayal etmek ya da Boseman’ın yorumuyla mukayese edebilecek bir Levee düşünmek mümkün olmayacak. Tabii ki bütün ekip dört dörtlük ama, metin özünü ve karmaşasını, bu ikilinin olağanüstü yorumculuğunun var ettiği zıtlaşmadan alıyor.

Bedenen kalınlaştırılarak altın dişli ve terli bir ‘Ma’ Rainey’e dönüştürülen Viola Davis bu “kara süperkadın”ın ikilemini, karakterinin tüm katılığını insanlaştırarak ustalıkla yansıtır. Başka bir oyuncuyu mimiklerinde zorlayabilecek ağır makyajına karşın, efsanevi şarkıcıyı kendine tam olarak mal eder. Dussie Mae’ye gösterdiği şefkat ve tutkuyla ‘Ma’ Rainey’in cinsel kimliğini doğallıkla yansıtır. Stüdyoda “Ma Rainey’s Black Bottom”u söylediği bölüm filmin görsel ve müzikal doruklarından biridir.

Kamera “Black Bottom” dansına uyum sağlayarak onun titreyen kalçalarında oyalanır ve yavaşça, kediyi anımsatan gizemli bir gülümseyişle var olmayan dinleyicilere şarkı söyleyen dudaklarına ulaşır. ‘Ma’ Rainey’in taşımakta olduğu husumeti yorgun ama güçlü omuzlarına yüklendiğini ustalıkla aksettirir. Yaydığı aura, patlamaya hazır karakterine getirdiği güçlü ama kontrollü yorumuyla Wilson’un bir önceki uyarlamasında aldığı Oscar’ı ikileme, en azında yeniden aday olma olasılığı büyük.

Aramızdan çok erken ayrılan Chadwick Boseman’ın çekimler süresinde film ekibine haber vermeden kanser tedavisine devam ettiği biliniyor. Çoklukla zorlu rollerin oyuncusu olan her karakterini %100’lük bir başarıyla canlandırmış olan Boseman, trompetçi Levee’i %200 seviyesinde yorumluyor.

Çocukken yaşamış olduğu 8, belki de 9 beyaz adamın annesine dehşet verici toplu tecavüz olayını, çığlık attığında göğsüne bıçak atarak kaçmalarını anlattığı monoloğunda, sevimli ve karizmatik Levee’nin ancak durumlar gerektirdiğine böyle tatlı olduğunu, bu şirin görüntünün altında, beyaz adamın gözsünde bıraktığı yara izi gibi ruhunu yaralayan vahşi saldırganlığın yattığını ustalıkla hissettiriyor.

Bir süre sonra aşırı dindar Cutler’a iyice öfkelenerek, annesinin başına bu felâket gelirken Tanrı’nın nerde olduğunu sorduğu sahne acı ve şiddet dozuyla müthiş etkileyici. O an, oyuncu ile karakteri arasındaki ayırımın yok olduğu, seyirci için izlenme deneyiminin önemli bir değişime uğradığı ve karşısındakinin annesinin tecavüzüne isyan eden Levee mi, yoksa bilinçli ya da bilinçsiz birkaç ay sonra gelecek olan kendi ölümü için Tanrıdan hesap soran Chadwick mi olduğunu kestiremediği bir an.

Chadwick Boseman, Levee yorumuyla Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü aldı. Kanımca bu ödülü, olası bir Oscar dâhil çok sayıda ödül izleyecek. Emin olun ki bu eşine ve ailesine öldükten sonra verilmiş bir teselli armağanı değil, gerçekten de olağanüstü bir performansla hak edilmiş bir ödül.

Sonuç olarak, Siyah Amerika’nın en önemli oyun yazarlarından birinin elinden çıkmış çok sağlam bir metnin ustalıklı yönetilmiş ve oynanmış bir uyarlaması. Tiyatro eleştirisi yazmış olsam ve o eleştirilere de yıldız versem rahatlıkla (*****) verirdim. Ama sinemacı gözüyle kendimi bir yıldız kırmak zorunda hissediyorum. “Ma Rainey’s Black Bottom” NETFLİX’de gösterimde. Hem iyi bir film izlemek, hem parlak oyunculukların tadını çıkarmak, hem de gerçekten olağanüstü bir oyuncuya veda edebilmek için kaçırmayın derim.

Yönetmen : George C. Wolfe

Senaryo : Ruben Santiago-Hudson

Görüntü Yönetmeni : Tobias A. Schliessler

Kurgu : Andrew Mondshein

Müzik : Branford Marsalis

Oyuncular : Viola Davis, Chadwick Boseman, Glynn Turman, Colman Domingo, Michael Potts, Jonny Coyne, Taylour Paige, Jeremy Shamos, Dusan Brown, Joshua Harto

ABD / Müzik-Dram / 93 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here