Meçhul Kadın / / Woman Unknown / Kvinde ukendt
Venedik Altın Aslan Ödülü
Yönetmen ve senarist olarak El-Toukhy, bazen hayatta kalabilmek için yapılması gerekmiş korkunç şeyleri ve sonrasında bunları unutma çabalarını anlatan zekice ve acı dolu bir film yapmış. Aynalar, yansımalar ve buzlu camlar ardındaki deforme görüntüler kullanan sinematografisi ve usta işi rejisiyle Vermeer tablolarını andıran bir görsel şölen yaratmış.. Mutlaka İzlenmeli.
Mısır asıllı Danimarkalı yönetmen May el-Toukhy’nin gerçek olaylardan esinlenen, senaryosunu da Maren Louise Käehneda ile birlikte yazdığı üçüncü uzun metrajlı filmi “Meçhul Kadın / Kvinde ukendt / Woman Unknown”, Venedik’te hem büyük ödül Altın Aslan’ı kazandı hem de başroldeki Mathilde Arcel‘e En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirdi.
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonunda, savaş sonrası Kopenhag’ın kasvetli, aristokratik, gri ve tekinsiz atmosferinde geçen film, dönemin Danimarka’sındaki karmaşa dolu günleri fon alıyor. Gizli polis milislerinin yetkilerinin verildiği Danimarka direnişi, Nazilere yardım ettiğinden şüphelenilenleri gözaltına alabiliyor ve sorgulayabiliyordu. Paranoya ve cinsel utanç, Almanlarla ilişki kurmakla suçlanan Danimarkalı kadınların sokaklarda aşağılanması, saçlarının kazınarak sırtlarına gamalı haçlar çizilmesiyle sonuçlanıyordu. O yıllarda Fransa’da da geçerli olan kadınların böyle aşağılanması, aslında işbirlikçi zengin erkeklerin çok daha önemli ve geniş kapsamlı Nazi işbirliklerini ve suçlarını örtbas etmek için kullandıkları dikkat dağıtmanın uygun bir yoluydu.
Kopenhag’da, varlıklı, üst orta sınıf bir apartmanda geçen “Meçhul Kadın”, ağırlıklı olarak loş iç mekânlarda geçen bir oda sineması. Yaşlıca eldiven fabrikası sahibi dul Christian (Carsten Bjørnlund), yüksek sosyal statüye sahip, bir sürü kadın hizmetçisi olan bir adamdır. Ergenlik öncesi kızı Leonora’nın (Flora Yde Sander) da bakıcısı olan hizmetçilerinden, Marie’yle (Mathilde Arcel) nişanlanmıştır. Kısa süre sonra evlilik yatağı olacak yatakta Christian ile birlikte olan Marie’nin evin yeni hanımı olarak öne çıkmasından evin diğer hizmetçileri hiç rahatsız görünmezler. İkilinin eşitliksiz ilişkisi, Christian’ın ölen ilk karısının cazibesi ve Marie’nin bekar anne komşusu Bayan Berg (Sofia Nolsøe) ile samimi ilişkisini onaylamayan hizmetçi Esther’in (Marina Bouras) varlığı, Alfred Hitchcock ile Daphne du Maurier’nin “Rebecca” filmini anımsatır. Seyirciyi de Hitchcock‘un filminde olduğu gibi, Marie’nin nispeten sade ve utangaç tavrını iyilik olarak okumaya hazırlar. Ancak Marie filmde görüldüğü ilk andan beri huzursuzdur ve bu kez klostrofobik gerilim onun acı dolu bir sırla hayatta kalma öyküsüdür.
Marie’nin her an yakalanma korkularını gizleme ve günahlarını örtbas etme yeteneği, tam bir Daphne du Maurier dokunuşuyla, törende giymesi beklenen gelinliği tadilat için terziye götürmek üzere evden çıktığında sonuna kadar sınanıyor. Sokağa çıkar çıkmaz Marie’nin kaçınmaya çalıştığı kader, tarih anlayışımızı karmaşıklaştıran bir acımasız sahnede açıkça ortaya çıkıyor. Buradaki terörün failleri işgalcilerle işbirliği yaptığından şüphelenilen herkese ve Nazilerle romantik ilişkiler yaşayan kadınlara karşı sokak düzeyinde kendi adaletlerini uygulayan Danimarka Direnişidir. Kalabalığın ortasında, üzerinde sadece solmuş krem rengi bir iç çamaşırı olan korkmuş bir kadın var. Ayrıntılar göze çarpıyor : uzun, ince sarı saçlar, makas sesleri, kafa derisinde kan. Kadın yüzüstü yerde yatırılıyor; makas iç çamaşırının arkasını kesiyor. Çıplak sırtı, fırça darbeleriyle kalın bir gamalı haç oluşturacak şekilde, kırmızı boyayla boyanıyor. Kadın itiştiriliyor, şiddet görüyor, bir adam “Nazi Fahişesi” diye bağırıyor.
Filmin sonlarına doğru bu sahne ayrıntılı olarak tekrar karşımıza çıkıyor : Adı belirtilmeyen bir başka kadının (Signe Mathilde Sørensen, olağanüstü, sözsüz tek sahnelik bir performans sergiliyor), işkencecisinin kaba ve acımasız elleri uzun saçlarını keserken, kafa derisi paramparça ve kan içinde kalırken, gözleri çelişkili duygularla dolu. Bir yandan yalvarıp bir yandan da meydan okuyor, ağlama ve kendini toplama, başını aşağıya eğme ve ardından yürek burkan bir onur çabasıyla çenesini tekrar yukarı kaldırma arasında inişli çıkışlı döngülerden geçiyor.
Önemli bir ayrıntı : El-Toukhy, bu film için 1500’lerden kalma cadı avları üzerine araştırma yaparken yeni fotoğraf örnekleri bulmuş. Sıklıkla gamalı haçlarla boyanmış yarı çıplak kadınların görüntülerinin altında “Kimliği Belirsiz Kadın / Woman Unknown” yazıyormuş.
Filme dönersek Marie, Hitchcock tarzı bir sahnede elinde kutusundaki gelinlik bir toplu taşıma aracına biniyor ve bu, geçmişinden biriyle felaketle sonuçlanacak bir karşılaşmaya yol açıyor…
Marie, geçmişin onu alt etmesini engellemek için çeşitli hilelere başvururken, kendisinde yeni bir kurnazlık, acımasızlık ve kendine acıma duygusu keşfediyor. Diyalogdan mahrum bırakıldığı için kendini beden diliyle ifade ediyor. Halk arasında, sanki bir keskin nişancıdan kaçmaya çalışıyormuş gibi hızla koşuyor. Evde ise, kasılmış bir yavaşlıkla davranıyor. Ev işlerini ve evlilik öncesi görevlerini son derece düzgün bir şekilde yerine getiriyor, kendini, ne fazla ne de eksik, Christian’ın tam olarak ihtiyaç duyduğu şeyi sunacak şekilde ayarlıyor.
Danimarkalı oyuncu Mathilde Arcel, bu kaygan dönem gerilim filminde neredeyse her karede odak noktası olsa da, endişelerini içine atıyor, sadece gerekli olduğunda konuşuyor ve o zaman bile sözlerini hem tatmin sağlayacak hem de dikkati başka yöne çekecek şekilde ölçüp tartıyor. Bu film, korkunun bir insanın kimliğini nasıl silip süpürebileceğini ve sonunda sosyal bir maskenin altında kaybolup hayatta kalmak için telafisi mümkün olmayan eylemlere nasıl sürüklenebileceğini anlatıyor. Metacritic ve IndieWire eleştirilerinde Mathilde Arcel‘in neredeyse hiç konuşmadan, sadece “avını bekleyen bir hayvan gibi etrafı sezen huzursuz gözleriyle” sergilediği içsel fırtına performansı yere göğe sığdırılamıyor. Karakterin ne tamamen bir kurban ne de bencil bir kötü karakter olarak konumlandırılmayışı takdir topluyor.
Yönetmen ve senarist olarak El-Toukhy, bazen hayatta kalabilmek için yapılması gerekmiş korkunç şeyleri ve sonrasında bunları unutma çabalarını anlatan zekice ve acı dolu bir film yapmış. Aynalar, yansımalar ve buzlu camlar ardındaki deforme görüntüler kullanan sinematografisi ve usta işi rejisiyle Vermeer tablolarını andıran bir görsel şölen yaratmış.. Mutlaka İzlenmeli.
Yönetmen : El-Toukhy
Senaryo : El-Toukhy, Maren Louise Käehne
Görüntü Yönetmeni : Jasper Spanning
Kurgu : Rasmus Stensgaard Madsen, Anna Wistreich
Müzik : Mikkel Hess
Oyuncular : Mathilde Arcel, Carsten Bjørnlund, Thorbjørn Hedegaard, Marina Bouras, Signe Mathilde Sørensen, Flora Yde Sander, Sofia Nolsøe
Danimarka-İsveç-Letonya / Tarihi-Biyografi-Gizem-Gerilim-Savaş / 124 Dk.










