Müslüm

AĞLAMASAN DA OLUR, ANLA YETER!

İtiraf ediyorum, filmin tanıtımı bu kadar iyi yapılmış olmasaydı, seyretmek için bu kadar heyecanlı olur muydum bilmem! İlk gösterimi G.Kore’nin başkenti Seoul’deydi, davetliydim; bilen bilir, bu ülkenin hayatımda çok önemli bir yeri vardır, ama gidemedim. İstanbul’daki basın gösterimine de, galasına da katılamadım! Hay aksi, gidenler ağlaya ağlaya bir hal oluyor, filme çarpılıyor, çok büyük prodüksiyon, çok büyük emek, çok büyük kadro. Meraktan öleceğim. Ve İstanbul’da olduğum ilk gün, koşarak gidiyorum.

Patlamış mısır rezaleti..

Filme geçmeden önce bir izlenimimi paylaşacağım: çok ayrıcalıklı olarak neyse ki filmleri genel seyirciyle izlemiyorum. Ya da benim izlediğim filmleri böyle bir seyirci izlemiyor. Kardeşim, siz mısır ve cips yemeye odaklanmışken arada da film seyredelim filan mı diyorsunuz? 90 dakika boyunca hiç durmadan çatır çutur bir şeyler tıkınılır mı yahu? Üstelik bir tür müzikal bu film, şarkı dinliyoruz, aksiyon filmi değil ki, gürültü patırtı içinde senin mısır haşırdatman kaynasın? Ya bütün uyarılarıma rağmen sağımda solumda hiç durmadan telefonunu açıp facebook’unda fotoğraf like’layanları ne yapmalı? Manyak mısınız, nesiniz, sinemada face’e bakılır mı? Hem de Müslüm Baba izlemeye gelmişseniz? Bu nasıl bir seyirci profili, bilemiyorum, pazar diye mi, Trump diye mi, her yerde mi böyle bilemiyorum!

Ağlamak şart değil..

Gelelim filme: Ben ki sulu gözlüyümdür, hayır hiç ağlamadım. (Mısır, cips, kağıt çıtırtısı yüzünden olabilir) ama özellikle Timuçin Esen’e bayıldım! Bu nasıl bir oyunculuk? Evet, çok önemli bir oyuncu koçuyla çalıştığını, hatta o koçun “Film bittikten sonra bir süre kendine gelemez, üstüne gitmeyin” dediğini biliyorum. Gerçekten de uzun bir süre kendini Müslüm zannedeceğini, çarpık yürüyeceğini düşünüyorum! Ve oyunculuğunu zaten çok beğenirim de o nasıl bir şarkı söylemek, helal olsun, sen neymişsin be abi? Bütün “en iyi erkek oyuncu” ödüllerini toplamasını bekliyorum. Çocukluğunu canlandıran genç yetenek, (Acun’un stüdyolarında yetişmiş, Yetenek Sizsiniz’den, O Ses Türkiye Çocuk birinciliğine, geçmediği yol kalmamış) geleceğin büyük oyuncusu, Şahin Kendirci’ye ayrıca hayran oldum. Bu genç oyuncu şarkıcıyı ilerde çok daha büyük rollerde ayakta alkışlayacağımıza eminim.

Muhterem Nur rolü için keşke daha az tanınan bir oyuncuyla çalışsalardı. Zerrin Tekindor, kendini oynuyor, Muhterem Nur’u değil. Diğerleri, zaten iyi bir cast, sıkıntı yok. Filmde tabii herkesi en çok çarpan, hikayesinin, hiçbir senaristin hayal edemeyeceği kadar dramatik ve gerçek olması. Gerçi Türkiye’de, kadına şiddet, çocuğa şiddet, yoksulluk, ölüm artık sıradanlaştı ama öldü sanılıp morga kaldırıldıktan sonra dirilen pek yok. Hele kulağını, sesini kaybetmesine rağmen yeniden sahnelere dönüp şarkıcı olan! Aslında Muhterem Nur’un da hayat hikayesi ondan farklı değil; onunki de dudak uçuklatıyor ama bu film Müslüm Baba üstüne olduğu için onunki geri planda, sadece anlatımda kalıyor. Ortada böylesine bir malzeme olunca da Hakan Günday gibi usta bir yazara bu kadar dramın içinden en çarpıcılarını seçip bir akış çizmek kalıyor.

Yönetmene de alkış..

Filme gerçekten çok büyük emek verilmiş. Bir Gülhane Konseri sahnesi var ki, helal olsun dedirtiyor. O konseri çok iyi hatırlıyorum. Kendini jiletleyen Müslim Gürses fanları ortalığı yıkmıştı. Ama sahnede bıçaklandığını hatırlamıyorum. Ne çılgınlık. Benzeri bir histeri durumunu İbrahim Tatlıses’in aynı yerdeki konserinde yaşamıştım. Gazeteci olarak yanında, arabasındaydım, ödüm kopmuştu! Onlar bunu hep yaşıyor, şöhretin bedeli diye düşünmüştüm. İzmir mitingine girerken Selahattin Demirtaş’ı da severken öldüreceklerinden korkmuştum! Genç, eğitimsiz ve erkek kitlenin sevgisi tehlikeli olabiliyor!

Filmin konser sahneleri çok başarılı ama romantik sahnelerde yönetmenin aynı başarıyı yakaladığı söylenemez. Hayatları acılar içinde geçmiş iki insanın birbirine ölesiye bir sevdayla tutunduğu sahnelerde ben o aşkı hissedemedim. Mesela bir “Nerede kaldın Muhterem?” repliği yok. Oysa Muhterem Nur’u, gittiği bir yerden döndüğünde hep öyle karşılarmış Müslim Gürses. O kadar ki Muhterem Nur, öldükten sonra kavuştuklarında da böyle söyleyeceğini düşünüyor. Bak işte burada ağlardım!

Sanat yönetmenine de bravo

Timuçin’in Müslüm makyajı çok başarılı, çok benzetilmiş. Tekindor için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Gazino, pavyon, otel odaları, arabalar gibi dekorlar da dönem filmi uygulaması için iyi ayarlanmış, güldürmüyor, sırıtan bariz hiçbir hata yakalayamadım. Ki her şeyin bu kadar hızlı değiştiği bir ülkede kolay değil.

Dizilerde sıkça kullanılan bağlama amaçlı, İstanbul sahneleri ise çok gereksiz kalmış filmde. Kız kulesi, Boğaz Köprüsü, yeter ama. Bir de mecburen yapılmış olsa da, “3 yıl sonra”, “5 yıl sonra” bölüm başlıkları yine dizi atmosferi yaratıyor. Bunlara da nazar boncuğu dersek, filmin bence en önemli işlevlerinden biri, sinemaya çok yeni ve büyük bir kitle çekiyor. Ben hiç görmediğim yeni bir sinema izleyicisiyle karşılaştım. Gişesi bol ve bereketli olacaktır, ki olsun, olsun da büyük bütçeli, eli yüzü düzgün yeni filmler yapılsın. Bitince hemen kalkıp gitmeyin, jenerik akarken gerçek fotoğraflar da gösteriliyor. Bir de Teoman’la yaptığı iş birliği anlatılsaydı ne güzel olurdu, ben şahsen bir “Paramparça” dinlemek isterdim! Emek veren herkesin yüreğine sağlık diyelim.

Beş yıldız da benden olsun!

Film notum:

5 YORUMLAR

  1. Yahu adam çoğuna katıldığım herşeyiyle çok güzel olmuş gerçekten bravo dediğim müslüm filminden Baba dan bahsederken o selahattin itini niye soktun oraya . Bak işte bende senin bu hareketini beğenmedim!!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here