Aynalar no.3
Sarmaşık gibi tutunmak birbirine…
Bu film, öyle sakin sakin, fonda piyano müziği arasında akıp giderken birbirlerine tutunan ve iyileşen, ruhlarının yaralarını saran insanların arasındaki bir kahve içimi, bir kek paylaşımını öyle yumuşacık anlatıyor ki aradaki gizemi merak ederken hayat yavaşlıyor sanki!
Geçtiğimiz aylarda Türkiye’deki neredeyse bütün festivallere seçilmiş bir film, “Aynalar No 3” “Okyanusta bir tekne”, Christian Petzold imzalı bir auteur filmi ve Erdoğan Mitrani’nin pek güzel tanımladığı gibi “Oda Sineması”. Film, gerçekten de oda tiyatrosu gibi 4 kişi arasında ve iki mekanda geçiyor. Çok fazla şey anlatmıyor, anlamlandırmayı izleyiciye bırakıyor. Her şey biraz sis perdesi altında gibi, ayrıntı yok, açıklama yok, her birinin bir ruh sıkıntısı içinde olduğunu sakin sakin hissederek fark ettiğimiz 4 kişi var. Birbirlerine iyi geliyorlar, sonunda, yine sessizce, sakince, eşlik eden müzik de Aynalar No3.
Piyano baş rolde
Filmin sonlarına doğru Berlin konservatuarında piyano öğrencisi olduğunu öğreneceğimiz Laura, filmin başlarında seyirciye ruh sıkıntısıyla yol ve su kenarlarında yürürken merhaba der. Melankolik havası, üstünün başının özensizliği bu güzel genç kızın bir sıkıntısı olduğunu adeta bağırmaktadır ama erkek arkadaşı Jacob’un tek derdi prodüktörüyle iş görüşmesi yapacağı yat gezisine bir an önce katılmaktır. Kırsalda son sürat araba sürerken kız arkadaşının ne isteksizliğini görür, ne ruh sıkıntısını. Laura ise geçtikleri yolda evinin kapısında duran orta yaşlı bir kadınla bakışır. İkisi de birbirinin mutsuzluğunu anlamıştır sanki.
Hikaye buradan sonra trajik bir hal alır, Laura tekneye binmekten vazgeçer, Berlin’e geri dönebilmek için arkadaşından istasyona kadar bırakılmasını ister ve o öfkeyle aracı kullanan Jacob, yolda geçirdikleri kazada hayatını kaybeder. Kaza yerine ilk koşan onları geri dönerken de gören Betty’dir, şans eseri kazadan yara almadan kurtulan Laura’yı özenle kucaklayıp evine götürür. Öykü bundan sonra iyice karmaşık bir hal alır, Laura, hastaneye gitmek yerine onunla evde kalmak ister ve Betty bu davetsiz misafiri mutlulukla misafir edip ona kızı gibi bakar.
Ana kız gibi yaşarlar
Bundan sonrası neden öyle olduklarını bilmediğimiz ve arkasındaki gizemi merak ettiğimiz melankolik iki kadının birbirlerine iyi geldikleri o birlikteliktir. O kadar ki Betty, epeydir görmediği “Adamlarını” yemeğe davet eder : Kocası ve oğlunu. Erkekler şaşkın ama merakla izler gelişmeleri. Bu birliktelikte “Adamların” tamirci olmaları tesadüf değildir, kişiler birbirlerine iyi gelip yavaş yavaş değiştikleri gibi, evi de tamir edip iyileştirirler, bozuk makineler ve bisikletler, akordu bozuk piyano tamir edilir. Kendi haline terkedilmiş ev ışıldamaya başlarken Laura’nın evin oğlu Max’la arkadaş olmak istemesi sırları biraz olsun açığa çıkarır. Max için O, kaybettikleri ve yerine koydukları kız kardeşi değildir! Sonunu elbette yazmayacağım, bu kadar ayrıntı bile vermem tanıtım yazılarımda ama bu film, öyle sakin sakin, bir piyano müziği arasında akıp giderken birbirlerine tutunan ve iyi olan insanların arasındaki bir kahve içimi, bir kek paylaşımını öyle yumuşacık anlatıyor ki aradaki gizemi merak ederken hayat yavaşlıyor sanki!
Ortalık bol aksiyonlu, kalabalık, hızlı müzikli ve gerilimli filmlerle doluyken kırsalda geçen bu insan öyküsü sinemanın farklı da olabileceğini gösteriyor.
Yönetmen / Senaryo : Christian Petzold
Görüntü Yönetmeni : Hans Fromm
Oyuncular : Paula Beer, Philip Froissant, Barbara Auer, Matthias Brandt, Enno Trebs. Victoire Laly, Marcel Heuperman, Christian Koerner, Hendrik Heutmann, Christoph Glaubacker, Mehmet Küçük
Almanya / Dram-Müzik-Gerilim-Gizem / 85 Dk.









