Olası Aşklar / Ganeunghan Sarang

SAMİMİ, İNSANCIL, DÜRÜST FİLM

“OLASI AŞKLAR” Lee Chang-dong’un Venedik Jüri Büyük Ödüllü filmi

Film, işsiz bir fabrika işçisi, eşi ve çocuğundan oluşan yoksul bir aileyle, yolları kesişen fabrika sahibi bir CEO’nun ve belgesel yönetmeni karısından oluşan zengin bir ailenin hayatlarını izliyor. Yönetmenin yavaş gelişen anlatı stili maalesef filmin süresini uzatıyor. Filmin zaaflarından biri 2 saat 44 dakikalık süresi.

OrtaKoltuk Puanı:

Lee Chang-dong “Burning”den 8 yıl sonra “Olası Aşklar / Possible Love” ile yine etkileyici, yine duygular ve arzuları ölçüp biçerken dünyayı tartığı bir dramla dönüyor. Son Venedik Film Festivali’nde (2.lik ödülü sayılan) Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan film yönetmeninin insan psikolojisi ile toplumsal eleştiriyi birleştiren sinema anlayışının yeni bir örneği. Film, yolları kesişen 2 çiftin hayatlarını izliyor : İşten çıkartılmış bir fabrika işçisiyle eşiyle çocuğu ve bir belgesel sanatçısı ile kocası. Kadın yönetmen işten çıkartılan işçilerle ilgili bir belgesel çekmeye karar verince 2 çiftin hayatları iç içe geçmeye başlar. İlk çift yoksul, ikinci çift nesiller boyu zangin bir sınıfın temsilcileridir. G. Kore’nin Oscar adayı olan filmin yönetmeni Lee Chang-dong, toplumsal eşitsizlik, insan psikolojisi ve ahlaki sorumluluk üzerine kurulu sinemasını yakından tanıyanlar açısından önemli bir çalışmaya imza atıyor.

Filmin merkezinde ekonomik ve toplumsal bakımdan birbirlerinden çok farklı koşullarda yaşayan 2 evli çift bulunuyor. Film yalnızca 2 çift arasındaki ilişkileri anlatmıyor, sınıfsal uçurumu, işsizliğin insan üzerindeki etkilerini, başkalarının acısını sanata dönüştürmenin etik sorunlarını da irdeliyor. Açılış sahnesinde, işinden kovulduğu için 2 yıldır boşta gezen Ho-seok, eşi Mi-ok ve oğullarının bir cenazeye katılmak için yola çıktıklarını görürüz. Sorunlu olduğu hemen anlaşılan aile reisi cenazeye katılmayı reddederek arabada kalır. 2 çiftin yolları bu cenazede kesişir. Ye-ji belgeseline katkı vermesi için Mi-ok’u ikna eder. Ho-seok kendi geçmişini bir başkasının kamerası önüne anlatılmasına sıcak bakmaz. Belgesel çekimi ilerledikçe 2 çift birbirlerinin hayatlarına daha fazla girer. Mi-ok’un Ye-ji ile yakınlaşması ve onun kocası Sang-woo’ya karşı duyduğu karmaşık çekim, ilişkilerde görünmez gerilimleri artırır.

BAŞARILI KARAKTER TAHLİLLERİ

Yönetmen Lee Chang-dong’un Jungmi Oh ile müştereken yazdığı senaryoda karakter tahlilleri çok iyi yapılmış. Ho-seok’un kaybettiği şey yalnızca işi değildir. Onun ekonomik başarısızlığı, gözünde kişisel bir yenilgiye dönüşür. Senaryonun amacı, yalnızca bir işçinin başına gelenlerle değil, toplumsal düzenin aile hayatına etkisini göstermek. Ho-seok’un işsiz kalması yalnız ekonomik durumunu değil , kendisine duyduğu saygıyı, aile içindeki konumunu ve geleceğe bakışını da sarsmıştır. Film boyunca yüzündeki hüzün maskesiyle izlediğimiz Ho-seok sorunlu, uyumsuz, somurtkan, hüzünlü gözlerle bakan, içine kapanık, iletişim sorunu yaşayan bir insan. Kompleksleri ve sorunları ile boğuşurken kimseye açılmaz, derdini kimseyle paylaşmaz. Ancak filmin sonlarına doğru Ye-ji’nin belgeseline katılmayı kabul eder ve geçmişiyle, travmalarıyla açık yüreklilikle yüzleşir.

Daha uyumlu olan karısı Mi-ok ise gündelik hayatı sürdürmeyi, ailesini ayakta tutmaya ve kocasıyla arasındaki bağı korumaya özen gösterir. Senarist ikilisi Ho-seok’un yaşadığı iş kaybını, basit bir ekonomik sorun olarak ele almıyor. Onun suskunluğu, öfkesi ve geçmişte yaşananlarla yüzleşmek istememesi, insanın çalışma hayatından dışlanmasıyla birlikte nasıl bir kimlik krizine sürüklenebileceğini ortaya koyar. Daha varlıklı bir çevrede yaşayan belgesel yapımcısı Ye-ji ve onun aileden zengin, üniversite tahsilini ABD’de yapmış, dededen kalma fabrikanın ceo’su, bir eli yağda, bir eli balda kocası Sang-woo’nun müreffeh, sorunsuz bir hayatı vardır. Ekonomik sıkıntılardan çok uzak yaşayan bu çiftin de ilişkilerinde ve iç dünyalarında dile getirilemeyen arzular, huzursuzluklar ve çatışmalar filmin ikinci yarısında ortaya çıkar.

Film, konusu itibarıyla yine G. Koreli bir yönetmenin, Bong Jonn-ho’nun 7 yıl önce yaptığı “Parazit / Gisaengchung” adlı filmiyle akrabalıklar taşıyor. Her iki filmin merkezinde biri yoksul, diğeri zengin birer aile var. Her iki filmin de bu değişik sosyal sınıfa mensup insanların yollarının kesişmesiyle yazgıları değişiyor. İki benzer konulu filmin birbirlerinden ayrıldıkları hasletlerinden biri, aldıkları ödül sayısı. “Parazit”in aldığı 300 ödül arasında 4 Oscar, 2 Bafta ve Altın Palmiye Ödülleri var. “Parazit” son 10 yılda sinemada yapılmış en iyi 10 filmden biri sayılıyor. Yolun başında olan “Olası Aşklar”ın henüz Venedik’ten aldığı Gümüş Ayı dahil 3 ödülü var. Film önemli bir soruya cevap arıyor : “İnsanın acısını anlatmak istemekle o acıdan sanatsal ya da mesleki bir kazanım sağlamak arasındaki sınır nerededir ?” Filmin “Olası Aşklar” başlığı, romantik bir vaad kadar bir ahlak sorusunu da içeriyor. Yönetmen, aşkı yalnızca bir tutku veya mutluluk olarak değil, insanların birbirine karşı taşıdıkları sorumlulukla birlikte izleyiciyi düşünmeye davet ediyor.

Filmin ana temalarından biri, sınıfsal eşitsizlik ve kapitalizmin insan üzerindeki etkisi. Ho-seok’un işini kaybetmesi, filmin toplumsal temelini oluşturur. İşsizlik yalnızca gelir kaybı değil, kişinin kendisini yararlı, saygın ve toplumun bir parçası olarak görme duygusunu da zedeler. Senaryo, zenginleri klişelerdeki gibi kötü, yoksulları da iyi insanlar olarak sunmak yerine, her iki çevredeki insanların zaaflarını ve çelişkilerini otopsi masasına yatırmayı tercih ediyor. Senaryo, kadınlar arasındaki yakınlığı ve duygusal ihtiyaçları iyi analize ediyor. Mi-ok ile Ye-ji arasındaki ilişki, ekonomik açıdan farklı dünyalarda yaşayan iki kadının birbirlerine yakınlaşmasını sağlıyor. Bu yakınlıkta arkadaşlık, merak, empati ve kişisel eksiklikler iç içe geçiyor. Mi-ok’un Sang-wo’ya duyduğu çekim de evlilik ve sadakat meselelerini karmaşık hale getirir. Film, duyguları tek bir ahlaki kategoriye yerleştirmek yerine, bir insanın aynı anda sevgiye, yakınlığa, özgürlüğe ve görülme ihtiyacına sahip olabileceğini gösterir.

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI YIKIM

Yavaş gelişen anlatı Lee Chang-dong filmlerinin karakteristiklerinden biridir. Yönetmen karakterlerinin sırlarını ve gerçek niyetlerini hemen açığa çıkarmaz. İlişkilerdeki değişimler, konuşmalar, sessizlikler ve küçük davranışlar üzerinden yavaş yavaş ortaya çıkar. Bu anlatım biçimi seyircinin karakterleri ilk izlenimlerine göre yargılamalarını zorlaştırır. Ve maalesef filmin süresini de çok uzatır. “Olası Aşklar”ın en önemli zaafı 2 saat 44 dakikalık süresi. Sınıfsal uçurumlarıyla film orta direk bir aile ile zengin bir sınıfı bir araya getirirken, iki çift arasında sahici bir bağ kurulabilir mi, yoksa “yaşadıkları sadece çıkara dayalı bir dostluktan mı ibarettir ?” sorusuna cevap arıyor. Yönetmen, filmin öznesi olan kahramanlarıyla, birlikte yenilen içkili akşam yemekleri ve hafta sonu kaçamakları sayesinde yakınlık kuruyor. Karakterlerin bastırdıkları istekler, kıskançlıklar, özlemleri ve kendilerine bile itiraf etmekte zorlandıkları duygular açığa çıkmaya başlar. Ancak film klasik bir yasak aşk öyküsüne dönüşmemeye özen gösterir, izleyicinin beklentisine cevap vermez.

Filmin merkezinde, insanların birbirlerine duydukları arzuların yanı sıra, başkasının hayatında ne aradıkları ve kendi hayatında eksik olanı nasıl tanımlamaya çalıştıkları vardır. “Olası Aşklar” iki farklı ekonomik çevreden gelen iki çift üzerinden kapitalizmin yarattığı yıkımı etkileyici ama çok yavaş gelişen bir anlatı olarak ele alıyor. Filmin süresinin yarım saat daha kısa olması daha etkileyici olmasını sağlayabilirdi. Film, aşkın, empatinin ve insan onurunun eşitsiz bir dünyada ne ölçüde mümkün olduğunu araştırıyor. Terapi seanslarında içlerini döken kişilerin ağzından az gelirli insanların yaşadıkları sorunları dinleriz. Samimi, dürüst, insancıl bir film olan “Olası Aşklar” G. Kore’deki iş hayatını, sendikalaşma sorununu işliyor. İnsanın içini ısıtan duygusallığıyla etkileyici, huzur verici bir film.

Ho-seok kamera karşısında komplekslerini açık yüreklilikle dile getirirken : “Çevremdeki insanları sevmediğimi belli ettiğim için onlar da benden nefret ediyor” diyerek günah çıkartır. Ho-seok’un ilk kez içini döktüğü, travmalarıyla yüzleştiği bu sahne psikanaliz tadında. Bir baskında polise engel olmak suçundan (dövülen, yaralanan, hastaneye kaldırılan) Ho-seok hapis cezasına çarptırılır. Filmde, baskın sırasında protestoculara karşı polisin müdahalesinde, yerde yatan müdafasız işçileri coplarıyla hastanelik eden polisin gaddarlığı gözlere seriliyor. Ye-ji, Mi-ok’u, kocasını ve çocuğunu, bir tatil beldesinde babadan kalma lüks villada hafta sonu tatiline davet eder. Ho-seok başta bu teklife sıcak bakmasa da sonradan kerhen kabul eder. İki çift birbirleriyle paylaştrıkları gençlik anıları aralarındaki samimiyeti artırır. Huzurlu bir ortamda, kuş cıvıltıları içinde, bu 5 kişilik renkli tatil sekansları filmin en başarılı bölümünü teşkil eder.

Lee Chang-dong’un “Secret Sunshine / Miryang” filminde de oynayan ve 2007 Cannes Film Festivali’nde bu filmdeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanan Joen Do-yeon, 40’ın üzerinde filmde oynayan tecrübeli bir aktris olarak Mi-ok rolünde çok başarılı. İşsiz kocası Ho-seok’ta Sul Kyung-gu, ekonomik kaybın insanın kendisiyle ve ailesiyle ilişkisini nasıl değiştirebildiğini, ustalıklı performansıyla perdeye taşıyor. Özgüven patlaması yaşayan, varlıklı, dışarıdan bakıldığında başarılı görünen Sang-woo’da Zo İn-sung, eşi Ye-ji’de Cho Yeo-yeong başkasının acısını bir sanat eserine dönüştürmeye çalışan belgesel yönetmeni rollerinde başarılı oyuncu kadrosuna katkıda bulunuyorlar.

Yönetmen : Lee Chang-dong

Senaryo : Lee Chang-dong, Jungmi Oh

Görüntü Yönetmeni : Kim Ji-yong

Kurgu : Da-Won Kim

Müzik : Jung Jae-il

Oyuncular : Jeon Do-yeon, Sul Kyung-gu, Zo In-sung, Cho Yeo-jeong

Kore / Romantik-Dram / 164 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz