Birdenbire / Soudain / All of a Sudden
İki kadının yakınlığı ve ölümle yaşam arasındaki kaçınılmaz yolculuğu
“Soudain / Birdenbire” hayatı sinema yoluyla anlayıp anlatmanın yolunu büyük başarıyla bulmuş filmlerden… Ryûsuke Hamaguchi, hem iki kadının yakınlığını hem de ölümle yaşam arasındaki kaçınılmaz yolculuğu iç içe geçirerek benzeri zor rastlanan bir incelikle izleyiciye aktarıyor. Filmin üç saati aşan uzunluğu gözünüzü korkutmasın; su gibi akıyor. Katıksız bir başyapıt.
Cannes En İyi Kadın Oyuncu & San Sebastian Başka Bir Bakış Ödülleri
1978 doğumlu Japon yönetmen Ryûsuke Hamaguchi, “Çarkıfelek”, “Kötülük Diye Bir Şey Yok” ve “Drive My Car” gibi filmleriyle öykü anlatımında hem hassas hem de radikal olma yeteneğini zaten göstermişti. Yeni başyapıtı “Soudain / Birdenbire”, başrolündeki Virginie Efira ile Tao Okamoto’ya Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü getirmiş ve San Sebastian’da Belirli Bir Bakış Ödülünü almış.
Hamaguchi, filmin Léa la Dimma ile birlikte yazmış olduğu senaryosunu metastatik meme kanseriyle mücadele eden filozof Maoko Miyano ile kapsamlı saha çalışması yapmış antropolog Maho Isono arasındaki 20 mektuptan ilham alarak yazmış. (Bu mektuplar 2019 yılında “Soudain, je me sens mal / Aniden Kendimi Kötü Hissediyorum” adlı belgesel kitapta yayınlanmış)
“Soudain / Birdenbire” nin 196 dakikasının büyük bölümü, Paris banliyösünde yaşlılarla demans / Alzheimer hastalarının bulunduğu özel huzurevinde geçiyor. Bu yaşlılar evinin müdürlüğüne yakınlarda getirilmiş olan Marie-Lou (Virginie Efira), sakinlerin onurunu dinlemeye ve saygı duymaya dayalı yenilikçi “humanité / insanlık” başlıklı bakım sistemini uygulamaya çalışıyor. Herkes Marie-Lou’yu onaylamıyor; bazı eski usul hemşireler bu yeni fikirleri hem görevlerine bir engel hem de kişisel bir hakaret olarak görüyor. Çünkü onlara fırsat olarak sunulan, esasta sakinlere daha insancıl davranmak ve onlarla aktif iletişim kurmaya çaba göstermek eğitimi, tüm kariyerleri boyunca yaptıkları işi sorgulamak, geçmiş ve şimdiki hastalarına karşı ilgisiz olmakla suçlanmak anlamına geliyor.
Üst düzey yöneticilerin de çekinceleri var. “Humanité” nin uzun vadede, verimliliği ve kurumun itibarını arttıracağı, potansiyel müşteriler, çalışanlar ve hissedarlar için değerini yükselteceği kanıtlanmıştır. Ancak kısa vadedeki sonuçlar, finansörleri olması gerektiği kadar tatmin etmemektedir. Üstelik ücretler o kadar düşüktür ki, bu finansman sorunları personele de yansımaktadır.
Otobüsle evine dönerken, çevresinde geçenlerin sürekli farkında olan Marie-Lou parkta çılgınca koşan bir çocuğu fark eder. Savunmasız ve bilişsel engelli olduğunu tahmin ederek otobüsten iner; ergeni sakinleştirir ve üzerindeki konum cihazının uyardığı kişinin gelmesini bekler. Gelenlerle tesadüfi karşılaşma Marie Lou’ yu, oyunlar yazan ve yöneten, şu anda dünya turnesi kapsamında son eserini Parisli izleyicilere sunmakta olan Mari (Tao Okamoto) ile bir araya getirir. Çocuk, Mari’ nin oyunun tek erkek oyuncusu Goro’ nun (Kyōzō Nagatsuka) neredeyse hiç konuşamayan otistik torunu Tomoki’ dir (Kodai Kurosaki).
Marie davet edildiği, Japonca dilinde, Fransızca altyazılarla sahnelenen tek kişilik gösteriye gider. Oyun, Tomoki gibi, kendilerinden beklenen davranış kalıbına uymayanların toplum tarafından tecrit edildiği akıl hastanelerinin ortadan kaldırılmasına öncü olan bir İtalyan’ın hikâyesini anlatır. Hastaneye yatırılmak kişinin iyiliği için midir? Yoksa çoğunluğun kolektif rahatlığı, en çok ihtiyaç duyan azınlığın ihtiyaçlarının önüne mi konmaktadır?
Gösteri boyunca, izleyiciler önceden dağıtılan enstrümanlarla eşlik etmeye davet edilerek sahnedeki deneyimle aktif bir diyaloğa giriyorlar. Zaten dördüncü duvarın olmayışıyla iyice azalmış olan klasik oyuncu-izleyici iletişimsizliği Tomoki’ nin aklına estiği gibi sahneye girip çıkışıyla tamamen yıkılıyor.
Oyundan müthiş etkilenmiş olan Marie, geçmişin mucizelerini nasıl yeniden hayata geçireceğini, olumlu değişimi nasıl uygulayacağını ve Mari’ nin kendi sözleriyle, “imkânsızı nasıl mümkün kılacağını” düşünüyor. Oyun sonrası soru-cevap seansında Mari’ye Japonca hitap ederek ihtiyacı olan cevapları arıyor. Herkese açık bir forum olarak başlayan söyleşi, özel bir sohbete dönüşüyor ve Mari ilk kez, şimdiye kadar sadece en yakınlarına söylediğini, ölmekte olduğunu açıklıyor. Ölümcül kanser onu uzun zamandır yiyip bitiriyor ve şu anda durumu stabil olsa da, her an durum değişebilir ve hızla kötüleşmeye yol açabilir. Bir anda burada olacak ve sonra olmayacak.
İki kadın gece boyunca şafak sökene kadar diyaloğu sürdürüyorlar. Tiyatro yerini sokaklara, Seine Nehri kıyısında toplanan insanların cıvıl cıvıl canlılığına ve nihayet devamsız bir çalışanın yerine geçmek üzere Marie’nin çağrıldığı huzurevine bırakıyor. Fransız kadın yeni Japon arkadaşına planlarını ve karşılaştığı engelleri açıklıyor. Mari, her ikisinin de geçmiş akademik kariyerlerinden aşina oldukları Marksist düşünceye başvurarak bu ikilemleri anlamlandırmaya çalışıyor ve her şeyin yalnızca şimdi ve burada, ve yalnızca çok sınırlı bir süre için işe yaradığı kapitalist sistemin başarısızlıklarını inceliyor.
Mari ile tanışması Marie’nin hayatını ve dünyaya bakışını tamamen değiştiriyor. İki kadının yakınlığı, filminin iki ana konusundan birini oluştururken, ikincisi yaşlılara insancıl bir yaklaşım getirme yolundaki zorlu süreci ele alıyor. İki kadının, “verimsiz” olarak kabul edilen her şeyi dışlayan kapitalist mantığına karşı mücadele ettiklerinin farkına vardıkları konuşmalar, bu iki anlatıyı birbirine bağlıyor. Hamaguchi, ustalıklı bir yaklaşımla on beş dakikalık teorik bir açıklama sunmaktan çekinmiyor. Filmin bu didaktik yaklaşıma yönelmesinden rahatsız olabilecek izleyicinin bunun sahnedeki karakterler için ne anlama geldiği açısından düşünmesinde fayda var. Sorbonne’ da felsefe okuyup oyun yazarlığına yönelen Mari ile Japonya’da antropoloji eğitimi almış Marie’den bekleyeceğimiz davranış bu değil midir?
Hamaguchi bu benzersiz dostluk ve dayanışma öyküsünü büyük zarafetle dantel gibi işlerken, yaşlıların insanca bakımının önemini büyük ciddiyetle vurguluyor. Çünkü; bakım merhamet değildir! İnsanlardan çok sayılara değer veren ve böylece hepimizi biraz daha az insan yapan kâr amaçlı sistemlere bağlı olmaması şart bir gerekliliktir. Bakım, insana karşı bir görevdir; her şey kaybolduğunda insanlığımızı koruyan şeydir. Bakım umuttur. Ve bu umut ölmekte olan bir kadınla onu ebediyen yaşatamayacağını bilen can dostuna da yansımaktadır.
Hamaguchi‘ nin biçimsel ustalığı da olağanüstü. Zarif bir elin hafifliğini taşıyan sahnelemesi asla gösterişli değil. Örneğin ayakların hareket etmesi veya yukarı kaldırılması, asla yalnız olmaması, asla hareketsiz olmaması veya sabit bir kompozisyona uydurulmaması gerçekten hayranlık uyandırıcı.
Filmde bundan sonra olacakları, örneğin Hamaguchi’ nin benzersiz sinema dilinin, iki kadının Japonya’ya yaptığı geziyi, Paris’e dönüşlerini ve hasta yönetmenin huzurevi sakinleriyle birlikte yürüttüğü ve huzurlu bir etkinliğe dönüşen atölye çalışmasına kattığı büyüyü, izleyicinin keyfine bırakıyorum. Başlarda seyretmiş olduğumuz o tek kişilik oyunu filmin sonlarında huzurevinin bahçesinde yeniden adım adım izlemenin mucizevi heyecanını da öyle.
Son olarak Cannes En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün, iki başrol oyuncusuna birlikte verilmesinin çok doğru olduğu kesin, çünkü filmin gücü, onların etkileşiminde, aralarındaki kimyada yatıyor. Bu kimya, canlandırdıkları karakterler arasındaki dostluğu, birbirleri hakkında fazla bilgi sahibi olmaya gerek duymadan, güçlü bir ortak noktaya sahip olma hissini yansıtıyor. İlginç bir durum da her projenin başlangıcında her iki oyuncunun da diğerinin dilini bilmediği. Çekimlerden aylarca önce Virginie Efira, Japonca, Tao Okamoto da Fransızca öğrenmeye başlamışlar.
“Soudain / Birdenbire” hayatı sinema yoluyla anlayıp anlatmanın yolunu büyük başarıyla bulmuş filmlerden… Ryûsuke Hamaguchi, hem iki kadının yakınlığını hem de ölümle yaşam arasındaki kaçınılmaz yolculuğu iç içe geçirerek benzeri zor rastlanan bir incelikle izleyiciye aktarıyor. Filmin üç saati aşan uzunluğu gözünüzü korkutmasın; su gibi akıyor. Katıksız bir başyapıt. Vizyonda mutlaka izleyin.
Yönetmen : Ryûsuke Hamaguchi
Senaryo : Ryûsuke Hamaguchi, Maho İsono, Léa Le Dimna
Görüntü Yönetmeni : Alan Guichaoua
Kurgu : Azusa Yamazaki
Müzik : Samuel Andreyev
Oyuncular : Virginie Efira, Tao Okamoto, Kyōzō Nagatsuka, Kodai Kurosaki, Gabriel Dahmani, Jean-Louis Garçon
Fransa / Psikolojik Dram / 195 Dk.











