Parazit

Hayaller üst katta yaşamak, gerçekler bodrumda lağım suyunda boğulmaksa..

Sinemanın, edebiyatın vazgeçemediği konu: aşağıdakiler ve yukarıdakiler! Zenginler ve yoksullar… Ne aradan geçen yüz yıllar, ne teknolojik gelişmeler, ne dijital devrim, aşağıdakilerin gittikçe daha yoksul, yukarıdakilerin de gittikçe daha zengin olmalarını önleyemiyor. Varlık, eşit dağılmıyor, biri yerken biri bakıyor, kıyamet buradan kopuyor! Evet, artık kimse pencerenin önünde gergef işlemiyor, hizmetçiler de aşağıdan beyaz önlükleriyle semaver taşımıyor ama herkesin elinde cep telefonu olsa da, internet yoksa hayat duruyor!

G.Koreli, sıradışı filmleriyle bilinen yönetmen Bong Joon-Ho’nun Cannes’da sürpriz yaparak Altın Palmiye alan filmi Parazit, bu evrensel tema üzerinden sert ama trajikomik bir filmle seyircisini altüst ediyor. Filmekimi’nde de büyük ilgi gören Parazit, iki ailenin birbiri içine geçen öyküsü. Aşağıda fare gibi tıkıldıkları bodrum katında, her biri ellerindeki telefonla kaçak internet arayan dört kişilik Kim ailesi (Neredeyse bütün Korelilerin soyadı Kim’dir!).

işini kaybetmiş baba, üniversiteye girememiş oğul, iş bulamayan kız ve ailesi için çırpınan anneden oluşmakta; bir yolunu bularak gösterişli bir villada yaşayan yeni zengin dört kişilik Park ailesinin içine sızar. Her biri bir işin ucundan tutarken karınlarını doyurmak yetmez, ailenin bütün olanaklarını kullanmaya başlarlar. Ama bir gün işler tersine dönecek ve hiç beklenmeyen gelişmeler karşısında trajik olaylar yaşanacaktır.

Her işi kendi yapmış..

Joon-Ho, filmin senaryosunu yazmış, yönetmenliğini ve prodüktörlüğünü yapmış! Hepsinin de üstünden büyük başarıyla gelmiş ki sadece Altın Palmiye almakla kalmamış, filmi G.Kore’de vizyona girdiğinden bu yana büyük de bir gişe başarısı yakalamış ve daha yazın seyirci sayısı 10 milyonu aşarak bütün rekorları kırmış! Beni okuyanlar artık alışmıştır, izleyicinin keyfini kaçırmamak için konuyu anlatmam, anlatanı da okumam! Filmin büyük başarısının altında aslında yazımın başında vurguladığım büyük bir gerçek yatıyor: yaratılan varlığın haksız paylaşımı, sosyal adaletin olmayışı.İnsanların bir kısmı işlerini kaybederek yoksullaşır, tefecinin eline düşer, hayatları kararırken, bir kısmı da muhtemelen haksız yere zengin oluyor ve diğerlerinin halinden hiç anlamıyor. Tabii bu hikayenin doğruluğu bir filmi başarılı yapmaya yetmez.

Filmde bunlar, bedava internet avcılığı yapmak gibi, öyle sade, öyle çarpıcı sembollerle veriliyor ki; örneğin bir “yoksulluk kokusu” şikayeti insanın içine işliyor ve korkunç sonuçlara yol açıyor. Yoksulların hepsinin aynı kokuyu taşıdığını önce evin köpeği, sonra küçük oğlu farkediyor: ekşimiş turp kokusu gibi diyor, evin beyi. Bu aslında terle karışık rutubet, kapalı hava, eski giysi, kötü pişmiş yemek ve metro kokusunun karışımı. “Metroya binen herkes aynı kokuyor!” Bizde henüz metro kokusu yok; çünkü metro yeni; daha kokmuyor, metroya herkes biniyor, ama eskiden bir otobüs kokusu vardı! Orta ve üst gelirliler otobüse binmezdi, otobüs, yağmurda ıslanmış eski yün ve ekşi ter kokardı. Filmde karakterler en ince ayrıntılarıyla verilmiş. Aslında hiç biri kötü ya da cani değil, kötü niyetleri tüketim ve hayattan pay alma taleplerinden kaynaklanıyor, yanlış olan onlar değil, vahşi kapitalist sistem. Aşırı yağış sonrası patlayan lağım ve su basan bodrum katlarında neredeyse fare gibi ölmek üzere olan insanların kaybedecek neleri varsa yok olurken diğerleri yağmur sonrası parti yapma telaşındadır ve bu büyük dramı hazırlayacaktır.

Çözümleri yok

“Baba, bir planın var mı?” “Planım yok oğul, planın olmadığı zaman o planın işlememesi gibi bir tehlike de olmuyor!” Filmin tek beğenmediğim yanı finaliydi. Bence yönetmen bitirememiş filmini. Uzatmış da uzatmış. Oysa o müthiş gerilim sahnelerinden sonra daha ne anlacaksın ki, bitir işte! Ya da babanın mektubundan sonra. Daha fazla hayal kurma, çünkü hayaller ve gerçekler birbirini tutmuyor.

Oyuncuların başarılı tiplemelerine sanat yönetmeni de bodrum katı ve lüks evi çok iyi tasarlayarak katkıda bulunmuş. Müzik de zaman zaman baskın çıkmasına karşın, çok başarılı. Büyük bir ekip işi olan film, palmiyesini de gani gani hak etmiş. Hele evde alem yaptıkları sahnelerde, basılacaklarını hissediyor ve bunu onların hissetmemesinden öyle bunalıyor, öyle rahatsız oluyorsunuz ki! Hani kuruldu bir düzen, devam etsin istiyorsunuz ama öyle olmuyor işte!

Zenginler hep zengin, yoksullar, kötü kokularıyla hep yoksul kalıyor. Sinemanın bunu yüzümüze çarpması da iyi bir şey. Bari düşündürtüyor!

Yönetmen : Joon-ho Bong

Senaryo : Joon-ho Bong / Han Jin Won

Görüntü Yönetmeni : Hong Kyung-Pyo

Müzik : Jaeil Jung

Oyuncular : Kang-Ho Song, Woo-Sik Choi, Park So-Dam, Chang Hyae Jin, Sun-kyon Lee, Cho Yeo-Jeong, Jung Ziso, Jung Hyeon-Jun

Güney Kore / Komedi-Dram-Gerilim / 132 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here