Fatema’nın Cennet Kokulu Kızının Öyküsü…

Netflix yapımı “Roona’nın Hayatı“, bize egzotik bir Hint masalı vaat etmiyor. Bunu hemen ilk sekanslarında zaten anlıyoruz. Evrensel bir sorun, doğumdan kaynaklı çocuk hastalığı, fakirliğin diz boyu olduğu bir ülke de, yalnız ve mağrur bir Müslüman bir aileden hareketle sunuluyor. Fatema Khatun ile Abdul Rahman çiftinin hayatı henüz çok erken zamanlarda aslında zorluklarla başlar. Hindistan’da zaten başlı başına Müslüman birer birey olmak en büyük dışlanma nedenidir. Bir de bireysel sıkıntılar eklenir tüm bunlara. Kuzeninin ziyaretinde gördüğü Hintli kıza tutulan Abdul Rahman, bu kızı sevdiğini ailesine söyleyince kendi ailesi kızı istemeyeceklerini belirtir. Fakat sonrasında zor iknalarla evlenirler. Bir süre çocukları olmaz. Allah’tan bu evliliklerini daha da güzelleştirecek bir çocuk için dua ederler. Tüm o yoksulları içinde tek dualarıdır bu. Ve bu duaları tutar. Roona isminde “Cennet” diye çağırdıkları güzel kızları dünyaya gelir.

Çocuk kokusu İslam inancında cennetin kokusudur. İlk olarak teyzesi alır eline Roona’yı ve o sırada ağlamasını durduramaz. Neden sonra Roona’da diğer çocuklardan farklı bazı fiziksel özellikler görülür. Tripura kenti Hindistan’ın genel fakirliğine nazaran daha da yoksunlukları içinde barındıran bir yerdir. Ve fakir aile olarak Fatema ile Abdul çiftinin kızları, tıbbi anlamda yetersiz bir sağlık merkezinde doğmuştur. Doktorlar ileride kafası büyüyen çocuğun “hidrosefali” hastalığını geçirdiğini belirtirler. Yani Roona Begum’un beyninde su toplanmış, beyin ventriküllerinde ve boşluklarında normalin üzerinde beyin omurilik sıvısının birikmesi nedeni ile beyni normalden üç kat daha fazla olduğundan, doktorlar onun acilen tedavi edilmesi gerektiğini söylerler. Başkent Yeni Delhi’de yapılması gereken ameliyat dizisi için acilen paraya ihtiyaçları vardır ailenin. Tam da ailenin bu çaresizlikleri ile kendilerini boşlukta hissettikleri sırada bir mucize olur.

Baba Abdul Rahman’ın da kiremitlerin taşındığı mahalde, o bölgede çekim yapan Hintli fotoğrafçı Arindam Day’a çevredekiler kafası akranlarına göre oldukça büyük, kendisine uzaylı söylemleri ile dalga geçilen bir çocuğun bulunduğunu, isterse fotoğraflayabileceğini söylerler. Bunun üzerine Day, çocuğun ailesini bulur ve fotoğraflarını çekip haber kanallarına gönderdiğinde çocuk herkesin ilgisini çeker ve dünyanın birçok yerinde – ki o dönem Türk basınının da konuyu gündemine aldığını, buna ilişkin haberlere halen de çeşitli internet sitelerinden ulaşılabildiğini not edelim- bu çocuğa yardım için seferber olunur. Ciddi bir yardım parası elde edilince de yolları hemen Yeni Delhi’deki hastaneye düşer ailenin. Dr. Sandeep Vaishya öncülüğünde yapılan birden fazla ameliyatla olumlu gelişmelere tanık olunur. Roona, hayata tutunmuştur. Kafasındaki sıvılar büyük oranda çekilmiş, kafasında ciddi oranda küçülme görülmüştür. Artık Roona tam olarak iyileşemese de en azından o günler için hayati tehlikeyi atlatmıştır…

Pavitra Challam ve Akshay Shankar tarafından yönetilen “Rooting For Roona (Roona’nın Hayatı)” dökümanter filmi dünyanın sağlık durumunu merakla beklediği Roona Begum’un doğumundan ölümüne kadar, tedavilerle hep devam eden sürecini, 40 dakikayı biraz aşkın kısa bir sürede izleyenlerin önüne sermeyi amaçlıyor. Sadece Roona’nın değil, anne ve babası, anne annesi, teyzesi ve çiftin ikinci erkek çocuklarının da o fakirlikle boğuşan yaşamını dinamik bir senaryo eşliğinde izleyene sunuyor. Dijital kamera ile uzak ve yakın çekimlerle sürecin tüm öğeleri sunulurken, yapaylık hissi ortadan kalkıyor.

Belgesel gerçek kişiler üzerinden uzun bir süreci, özellikle annenin kızına olan sevgisini ve onu hayata tutundurmak için tüm gayretini apaçık sunuyor. Baba ise daha arkalarda, annenin hep gerisinde konumlanıyor. Filmin tek eksiği olarak Roona’nın ölümündeki sağlık kusurlarının, kamu mekanizmasının zaaflarının çok ön plana alınmaması olarak görülebilir. Film temel temel hedef olarak aslında annenin her şeye rağmen, tüm yoksulluğuyla ve umutla kızına sahip çıkmayı aracısız gözle sunmak istiyor. Bu nedenle de diğer sorunlar tali kalıyor.

Yoksulluk En Çok Çocuklara Zarar….

Ve filmin son on dakikasında artık hepimiz için malum olan o sona yaklaşılıyor. Esasında umuda yolculuk hiç bitmemiştir. Olmaz denilen olmuş ve Allah’ın bir mucizesi olarak gördükleri ikinci çocukları da sağlıklı olarak dünyaya gelmiştir. Ve anlıyoruz ki, çok yaramazdır ve gülümsemesini de Roona’dan almıştır. Yeni bir mucize neden olmasın ki? Roona ilk ameliyatlarına büyük direnç göstermiş ve hayata tutunmuştu. Son ameliyat için tekrar Yeni Delhi’ye gidildiğinde bir aksaklık yaşanır. Roona’nın su çiçeği hastalığı geçirdiği fark edilir. Bu nedenle son ameliyat bir ay sonraya bırakılır. Ancak bir süre sonra uyandıklarında “Melek” olarak seslendikleri Roona gerçek bir melek olup, kendilerini terk etmiştir. Hint mahalli öğelerinin de etkisinde olan Müslüman geleneklerine göre defin işlemleri yapılır.

Anne ve baba, çocuğun diğer alemde acı çekmemesi için ağlamamayı tercih eder. Yine de annesi kızının kendisini terk etmesini haykırmaktan geri duramaz. Ölümünden sonra Roona’yı annesi sık sık rüyalarında görür. Bu rüyalarda kızı her zamankinden çok daha güzeldir, tam bir genç kız olmuştur ve herkes onunla evlenmek istemektedir. Çok mutludur ve yüzü de hep gülüyordur. Hayatta gülmeyen Roona’nın yüzü, şimdi her fakirde olduğu gibi güzelliklerle rüyalarda karşılığını bulur. Melek Roona’nın hayatını izlediğimde, önemli şairlerimizden Sezai Karakoç‘un “Anneler ve Çocuklar” şiirini anımsadım, hani çocuğunu kaybettiğinde bir annenin elinde bir ip, nereye bağlayacağını bilemez hale gelişini anlattığı ve devam eden;

…Kaçar herkesten

Durmaz bir yerde

Anne ölünce çocuk

Çocuk ölünce anne…” şeklindeki mısralarını.

Anne, yaşadığı sürece çocuğunu asla unutmayacağını söyler. Hindistan’ın o pastoral görüntüleri eşliğinde, finalde o bilindik Hint ritmik tablaları eşliğindeki Hindustani ağıtlarla kapanış jeneriğinde dünya sağlık sisteminin bu çocukları unuttuğu gerçeği yazıya dökülür. Buna göre, dünyada her yıl 7.9 milyon çocuk ciddi kusurlarla doğmaktadır, Doğuştan gelen bu kusurlar aslında yüzde yetmişi oranında önlenebilir veya hafifletilebilir. Ancak sağlık sektöründeki kâr hırsıyla dolu kapitalist mekanizma, özellikle bu çocukları ya ölüme terk etmekte ya da hastalıkla boğuşan bir hayatla baş başa bırakmakla yetinmektedir. Küresel sağlık sisteminde doğum kusurları halen öncelikli sağlık sorunlarından birisi olarak görülmemektedir. İşte, Roona’nın Hayatı, sırf bu gerçeği bize yeniden hatırlattığı için değerli. Sanki haykırıyor dünyaya; alana, alabilenlere, hassas ve katılamamış kalplere. İzleyin…

Yönetmen / Senaryo : Pavitra Challam, Akshay Shankar

Hindistan / Belgesel-Dökümanter-Kısa / 40 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here