Kaybolup Giden Hatıralar Üzerine…

Sürekli gözlerine bakarak konuştuğunuz bir kişinin bir süre sonra anılarını, geçmişini, sizi hatta kendisini unutması ne hazin! Üstelik bu hatıralar ne de çok değerli. Sadece gidenler nedeniyle yalnızca sizin bildiğiniz ve unuttuğunuzda artık kumdan yazılara dönecek o büyük sevgiler… Burada silinenler neler? Hatıralar mı, kısa tarihimiz, annemiz ya da en başta kendiniz mi? Yoksa?…

İşte tüm bu sorulara, beden kadar hafızanın kıymetine dair düşüncelere kapı aralayan, en azından kısa bir muhakemeye bizi sevk eden çok özel bir yapım bu hafta izleyicisiyle buluşacak: “Sadan Hanım” Bu hafta sinemaya gittiğimizde üç filmin Oscar ödüllü “The Father”, Christos Nikou’nun “Elmalar”ı ve yazının konusu “Sadan Hanım”ın, hafızanın ve unutmanın önemini merkezine aldığını göreceğiz. 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü gösterime giren “Sadan Hanım” için özel dedik, çünkü bilişsel fonksiyonların kaybına sebep olan ve zamanla da ilerleyen alzheimer gibi çok önemli bir konuyu, gerçek bir hikaye temelinden üstelik sömürüye yaslanmadan işleyen yarı/belgesel kurgulu yapım olarak karşımızda olacak.

Tamamen gerçek evet ve üstelik filmin yönetmeni, yapımcısı tam da aile içinden. İçlerinde Halit Refiğ‘in de olduğu önemli sinema insanları ile çalışan yönetmen Göksel Gülensoy, 1927 yılında Sururi Bey ve Nazmiye Hanım’ın kızı olan ve tam bir İstanbul Hanımefendisi görünümündeki Sadan Hanım’ın damadıdır. Özellikle hastalığın ilk kısımlarından itibaren Sadan Hanım’ın her anını kameraya alır. Kızı Neptün ise, filmin yapımcısıdır aynı zamanda.

Belgesel bize Sadan Hanım ile birlikte aslında Cumhuriyet’in ilk yıllarına karşılık gelen uzun bir yaşamı, tam bir anı demeti olarak ve yer yer de ülke kronolojisine yaslanarak veriyor. Anıları gün gün belleğinden silinen Sadan Hanım’ın nerede ise her güzel anı, ateşe olarak görev yapan eşi Ali Ziyaeddin’in sekiz mm’lik kamera çekimleri ile ileriye taşınmış. Sadan Hanım bunları büyüyen çocuklarına, yakınlarına gösterme bahtına erişmiş. Neler yok ki bu çekimler içinde!…

Roma, Amerika, Kanada, Kazablanka gezileri. Üstelik deniz içinden arabaların geçtiği, Kennedy’in cenazesine katılınan uzun dilimlerle devam edegelen yolculuklar… Ve tarihimizden de Kadıköy Kız Enstititüsü Nakış Bölümü’nden mezuniyet sonrasında, Atatürk‘ün manevi kızı Ülkü Hanım‘a elbise dikecek yetkinlikte bir terzi olunması örneğindeki gibi, ülke kurucusu ile kurulan manevi bir bağ… Ve Moda. Moda sanki bir başka bir başrol oyuncusu gibi yapımın her anında, özellikle bir başka yitip giden Moda İskelesi’yle…

Sadan Hanım için ileri yaşlarda da özlemle ve sevgiyle andığı üzere tek ve biricik sevgili hep Ziyaeddin Bey olur. 1951 yılında Ziyaeddin Bey ile evlenmelerinden itibaren, onun ölümüne değin en ufak bir tartışma yaşanmaz aralarında. Ve Ziyaeddin Bey’in kamerasından gençlik dönemlerine uzanırız Sadan Hanım’ın. Ancak yaş ilerler ve seksenli yaşlardan sonra sadece fiziksel olarak değil, beyni tahrip eden alzheimer rahatsızlığı adım adım, ansızın Sadan Hanım’ın yakasına yapışır. O güzel hatıralar zaman geçtikçe önce ayrıntıların, sonra da esasın yitmesine yol açar. Tüm bu aşamaları Prof. Dr. Barış Topçular‘ın Sadan Hanım üzerinde yaptığı testler ile görürüz. Üç kelimeyi akılda tutmasını ister Sadan Hanım’dan: “Mavi, Şahin ve Lale.” Sonra tersten sayılar saydırılır. Ardından tekrar başa dönülür: Tekrar üç kelimeyi hatırlaması istenir kendisinden.

İlk test zamanlarında bunların bir kısmını unutan Sadan Hanım, bir süre sonra tüm ipuçları kendisine verilmesine karşın üç kelimeyi hatırına bir türlü getiremez. Evet, hastalık gün gün ilerler. Tıpkı bunun gibi anılar da birer birer erir, gider. Bu sene Oscar’a uzanan Anthony Hopkins‘in “The Father” filmindeki o unutulmaz performansı ile yine alzheimer’e esir olan yaşlı karakter Anthony’in dediği gibi “… sanki geçmişin yaprakları teker teker dökülmektedir.” 2017 yılında Sadan Hanım, doksanına ulaşır. Ancak doğum günü partisinde görüleceği üzere bu kez fiziksel çöküntülü görünümüne, beyin işlevlerinin artık nerede ise en başa dönmesi süreci de yansır. Kızını bile unutmuştur şimdi, o çok sevdiği kızı Neptün, artık ona göre sadece bir “arkadaştır”…

Kolaycılıktan Kaçınma…

Sadan Hanım” filmi aslında çok zor biri işi başarıyor. Bir taraftan yanlış bir biçim ile pekala sömürü yapımına evrilecek bir konuyu, farkındalık yaratarak ve gerçekten de alzheimer üzerinde düşündürerek doksan dakikaya yakın zaman fasılasında, başarılı bir kurgu ile önümüze seriyor. Özellikle de süreç içinde ailenin nasıl tavır alması gerektiğine dair örnek bir görüntü çiziyor. Neptün ve Gürsel, o büyük sevgilerini, kendi tabirleri ile kraliçelerinden hiç esirgemiyorlar. Tüm bunlara karşın yine de seyri zor bir yapım olduğunu belirtmem gerek Sadan Hanım‘ın. En azından benim açımdan.

Şayet bir yakınınızın bu durumuna şahit olmuşsanız, Sadan Hanım’ın günden güne erimesini, hatıralarının kaybolmasını, o başlangıçta anılarını dinç bir beyinle anlatan bu İstanbul kraliçesinin umarsız hallerini, biraz da yakınlarınızla özdeşleştirerek gözünüz nemlenerek izleyeceksiniz. Hele rüyası sonrasındaki o korktuğu kısımlardaki bebekleşen durumu ne de çok hüzün vericiydi. Şimdi bile, bu yazının kaleme alındığı anda dahi etkisi devam etmekte…

Tüm bunlara karşın yapımda Sadan Hanım’ın o renkli ve esprili, çocuksu hallerinin izleri ile bir anda yüzünüzden gülümsemenin de eksilmeyeceğinin garantisini verebilirim. Ayrıca filmin henüz gösterime girmeden çok beğenilen George Kallis tarafından bestelenen müzikleri de oldukça başarılı…

Kurgusal Kısımlar, Sadan Hanım’ın Anlatımlarının Gerisinde…

Sadan Hanım“, sadece dünyalar tatlısı esas kahramanın ve onun yakınlarının anlatımlarıyla ya da görüntüleri ile beslenmiyor. Az önce de belirttiğim gibi aynı zamanda iyi bir arşivle bize Sadan Hanım’ın gençlik dönemlerini de tıpkı bir anı çemberinde dolaşıyormuşuz hissini veren görüntüler ile de tüm bu biyografiyi zenginleştiriyor. Ancak yapımın bence olumsuz manada eleştirilecek yönleri de var: Sadan Hanım’ın gençlik dönemleri çeşitli sanatçılar tarafından bazı anekdotlar ile artık kurgusal bir boyutta yer yer önümüze konulurken, Canan Ergüder, Kenan Ece, Serap Aksoy gibi deneyimli oyuncuları bir yana koyarsak, özellikle Halkevi konseri öncesinde aile içinde verilen müzik gösterisindeki bölümler ile Atatürk’ün manevi kızının terzide yaşadığı anları betimleyen oyunculuklar ve diyaloglar tam bir faciaydı!

Kamera çekimleri de yine bu kurgusal kısımlar da en az bu oyunculuklar kadar felaketti maalesef! Nerede ise karşınızda bir zamanların fenomen kanalı Flash TV’nin “gerçek kesitler”ini andıran kötü oyunculuklar ve çekimler ile karşılaşıyoruz. Bu da Sadan Hanım‘ın o müthiş doğallığı ve mizahi öğesi ile yansıtılan kurgusuna bence büyük zarar veriyor. Sonuç olarak da bu durum izleyici için ciddi bir kopmaya yol açıyor.

Sadan Hanım’ın rahatsızlık sürecini bize çeşitli uygulamalar ile gösteren Prof. Dr. Barış Topçular‘ın, Göksel Gülensoy ile Sadan Hanım’a alzheimer olduğunu söyleyip söylememe konusundaki diyaloglarının da yine yapımın gerçekliğine mani olacak amatörlükte olduğunu belirteyim. Son olarak 80’li yıllara uzandığımızda, Sadan Hanım‘ın kurgusal karşılığı olan Canan Ergüder‘in altmışlarında olması gereken karakteri halen genç kız görüntüyle yansıtması da yapımın ufak kazalarından birisi olarak görelim artık…

“Sadan Hanım”, çok önemli bir sağlık konusunu, istismar sineması kolaycılığına kaçmadan ancak yer yer duygusal boyutu da dozunda veren, başarılı bir yapım. Bu hafta gösterime girecek yapımı izlemenizi tavsiye ederek, filme çok yakışan ve yapımda yer alan büyük şair Behçet Necatigil’in “Sevgilerde” şiiri ile noktalayalım yazıyı…

“Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi”

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vakit olmadı… “

Yönetmen : Göksel Gülensoy 

Senaryo : Kutsi Akıllı

Görüntü Yönetmeni : Ferhan Akgün

Kurgu : Ferhat Yüksel

Müzik : George Kallis

Oyuncular : Canan Ergüder, Kenan Ece, Serap Aksoy, Ebru Nil Aydın, Altuğ Yücel

Türkiye / Belgesel-Dökümanter / 85 Dk.

Film notum:

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here