Sesimi Hisset / Non Abbiam Bisogno di Parole / Feel My Voice
2014 yılında çekilen Fransız-Belçika ortak yapımı “La Famille Bélier” (Türkçeye “Hayatımın Şarkısı” olarak çevrildi) filminin ilk uyarlaması “Coda”dan beş yıl sonra ikincisi de İtalya’dan “Non Abbiam Bisogno di Parole” orjinal adıyla geldi. Netflix’te 3 Nisan’da “Sesimi hisset” başlığı ile yayınlandı. Her iki filmi de izlemiş biri olarak yeni uyarlamayı aynı zevkle izlediğimi söylemeliyim. 2022 yılında Oscar almış “Coda”yı izleyenler zaten hikayeyi biliyor. Sessizlerin dünyasında sesli bir bakış…
“Sesimi Hisset” filminin başına yine hakkında hiçbir şey okumadan oturdum. Beni takip eden okuyucular bilirler eğer filmin reklamı çok yapılmamışsa ve gözümüzün içine kadar sokulmamışsa sıfır bilgi ve sıfır önyargı ile filmin karşısına geçmeyi tercih ederim. Filmin onuncu dakikasından itibaren ben bu hikayeyi nerden biliyorum diye düşündüm, onbirinci dakikada “Coda” geldi aklıma, onikinci dakikada asıl uyarlama ”La Famille Bélier” (Hayatımın Şarkısı) geldi. O andan itibaren filme ara verip Ortakoltuk’ta bulunan “CODA” eleştirimi yıllar sonra yeniden okudum. Oscar’da üç dalda aday olduğunu yazmışım. En iyi uyarlama senaryo ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü tahmininde bulunmuşum. “En İyi film” ödülü kazanacağını düşünmemiştim ama aday olduğu üç ödülü de aldı. ”Hayatımın Şarkısı” ise Cesar, Lumiere ve daha birkaç festivalde ödül almış filmdi zaten. Bakalım “Sesimi Hisset” ödül alacak mı? (En azından İtalya Film festivallerinden) Yoksa aynı pilava daha kaç kere kaşık atacağız deyip ödül vermekten vazgeçecekler mi bilemem ama şunu açıkça söyleyeyim bu film de en az diğerleri kadar iyi olmuş. Hatta çiftliğe giren hayvan sayıları arttığı için ve eşek sıpalarının sevimliliği filme artı sıcaklık katmış. Zaten mekan İtalya olunca o sıcaklığın ve samimiyetin hissedilmemesi düşünülemezdi…
SESSİZLİĞİN UĞULTUSU
Film, ergenlik anlatılarında sıkça görülen “Bireysel kimlik arayışı” temasını merkezine alır. Eletta karakteri (Sarah Toscano) hem ailesinin dış dünya ile iletişimini sağlayan bir köprü hem de kendi içsel dünyasını keşfetmeye çalışan bir gençtir. Bu bağlamda film, aile sorumluluğu ile bireysel özgürlük arasındaki çatışmayı dramatik bir yapı içinde ele alır. Sağır bir ailede büyümenin getirdiği duygusal yük, karakterin müzikal yeteneğinin keşfiyle birlikte daha görünür hâle gelir ve hikâye bu gerilim üzerinden ilerler…
Hikayeden ziyade bu iki senaryoyu karşılaştırmak daha doğru olacaktır. Filmi izledikten sonra “Coda”yı yeniden görmek istedim ama Netflix’ten kaldırılmıştı. Bunun üzerine filmin kaynağı olan “Hayatımın Şarkısı”nı (karşılaştırma yapmak için) ikinci kez izledim. Öncelikle filme çok bağlı kalınmış. Birkaç ayrıntının dışında konuşmalar bile aynıydı. Uyarlaması daha serbest olan “Coda” filmiydi. Örneğin Fransa ve İtalya filminde aile çiftçilik yaparak ve peynir üreterek geçimini sağlarken Amerika versiyonunda aile geçimini balıkçılık yaparak sağlıyordu. Masmavi deniz ya da yemyeşil çayırlar insanda aynı güzellikte hisleri uyandırıyor. Denizin mavi dalgası uçsuz bucaksız yeşil çayırlarda rüzgarın otlarla dansı da dalga hissini yaratıyor. Fransız filmindeki çiftlikte sadece inekler varken İtalya mandrasına inekler, eşekler, kazlar, horozlar da dahil oluyor. Öyle ki zil sesi yerine hayvan sesi bu görevi yapıyor. Bu çeşitlilik mekana ayrı bir canlılık katmış. Film zaten eşeğin doğumuyla başlıyor. Gece herkes uyurken Eletta eşeğin anırmasıyla doğum anının geldiğini anlar, ailesini kendi yöntemleriyle uyandırarak ve aynı anda veterinere telefon ederek o gece sevimli sıpanın doğumunu zor da olsa gerçekleştirirler; ters geldiği için adını da “Tersyüz” koyarlar. Aslında bu ilk sahne aynı zamanda bir metafordur. Bellini ailesinin dili olan kızları Eletta ailenin tüm yükünü sırtında hissettiği için bir türlü içindeki Eletta’yı doğuramamıştır. Filmin sonunda onca sancıdan sonra kendi doğumunu da gerçekleştirir. Yani eşek gibi doğumu zor olur…
Bu arada farkındaysanız İtalyan ailenin soyadı “Bellini” Film, Fransız orjinali La Famille Bélier’in İtalyan uyarlaması olduğu için soyadı da İtalyan kültürüne uyarlanmıştır.
ÖĞRETMENLER
Her iki filmde mesleğimden dolayı öğretmenleri de dikkatle gözlemledim. Öğrencilerinin yeteneklerini keşfeden iki öğretmenin karakterleri farklıydı. İtalyan kadın öğretmen Giuliana (Serena Rossi) daha yumuşak ve sevecenken Fransız erkek öğretmen Thomasson (Éric Elmosnino) daha sert ve öğrencilere “cahiller, sivilceliler” diye hitap ediyordu. Ancak öğrenciler bu söylemin altındaki sahiplenişi ve şefkati hissedebiliyorlardı. Her iki öğretmenin de muzdarip olduğu konular var; Giuliana geçmişte annesinin önünü kesmesinden, evlendikten sonra da sanatçı narsist kocasından dolayı kanatlarını açıp kendi başına uçmayı başaramamış; bu yüzden öğrencisini alabildiğine motive etmeye çalışıyor. Fransız öğretmen Thomasson ise sistemden ve geri zekalıların yönetici olmasından şikayetçi. İşte bu nedenle yetenekli öğrencileri sahaya sokmak için çaba gösteriyor…
Callas dinleyen Giuliana öğretmen öğrencisine İtalyan ünlü şarkıcı Anna Oxa’nın dirençli şarkısını söyletirken Fransız öğretmen kendi ülkesinden Michel Sardou şarkısı “La Maladie d’Amour” şarkısını söyletiyor..
ERKEK KARDEŞLER
Ailelerin erkek çocukları da sağır. Fransız Belier ailesinde kardeş, küçük ve daha pasif durumdayken İtalyan Bellini ailesindeki abi daha aktif, ailede sağır olduğu için kendine güvenilmemesinden hayli inciniyor ve kendini ispatlamaya çalışıyor. Kız kardeşi olmadan ailenin sorunlarını bir şekilde çözeceğine inanıyor kendine bu fırsat verilmediği için içten içten anne-babasına içerliyor…
İki filmde de anneler ve babalar arasında çok büyük fark olmadığı için ebeveynleri karşılaştırmayacağım…
Her üç filmin de en etkileyici sahnesi genç kızın şarkı söylediği ama ailenin onu duyamadığı anı anlatan sahnedir. Bu sahne sinema açısından çok güçlü bir “sessizlik dramaturjisi” örneği olarak görülür. Benim söylemimle “Sessizliğin Uğultusudur”, O uğultu işte kulaklarda bir çığlık olarak kalıyor. Bu teknik, sinema kuramında öznel işitsel perspektif (subjective sound) olarak adlandırılır. Seyirci, sağır karakterlerin dünyasını kısa bir süreliğine deneyimler. Bu sahne, filmin en güçlü duygusal doruk noktasıdır…
Yönetmenliğini Luca Ribuoli’nin yaptığı dram ve komedi türündeki “Sesimi Hisset “i üç kez aynı hikayeyi izlemiş olmama rağmen daha duygusal ve daha sıcak olduğu için daha fazla sevdiğimi söylemeliyim. Siz de izleyin…
Yönetmen : Luca Ribuoli
Görüntü Yönetmeni : Ivan Casalgrandi
Müzik : Corrado Carosio, Piarengelo Fornaro
Oyuncular : Sarah Toscano, Serena Rossi, Éric Elmosnino, Alessandro Parigi, Emilio Insolera, Antonio Iorillo, Asia Corvino
İtalya / Komedi-Dram /









