Sibel

Dilsiz olmam konuşmama engel değil..

Yönetmen koltuğuna 1978 Fransa doğumlu Guillaume Giovanetti ve 1976 Ankara doğumlu Çağla Zencirci birlikte oturmuş. İkili daha öncede ”Nur (2012) ve Ningen (2013)” filmlerini de birlikte yönetmiş.

Filmde, Karadeniz’in bir köyünde yaşayan Sibel isminde bir genç kızın yaşamı anlatılıyor. Annesini erken yaşta kaybeden Sibel, babası ve kız kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Küçükken yaşadığı bir kaza sonucu konuşma yetisini kaybeden Sibel, bütün köyün çok iyi bildiği ıslık dili ile konuşmayı öğrenenerek bu açığını kapatmıştır. Bakkal olan babası aynı zamanda köyün muhtarıdır. Kız kardeşi ise aklı bir karış havada bir genç kızdır. Sibel ise tarlada ki ve evdeki bütün işlere koşturmaktadır. Boş zamanlarında ise ormanın içinde yaptığı derme çatma sığınağında kafasını dinlerken bir yandan da var olduğuna inandığı vahşi kurdu yakalamak için tuzaklar kurmaktadır. Günlerden birgün yine kurt için tuzaklar kurarken ağır yaralı bir genç adamla karşılaşır ve olaylar gelişmeye başlar..

Sibel, erkeklerin dediğinin olduğu ve hakimiyetlerini hissettirdiği bir köyde dirayetli, güçlü ve düzene isyan eden asi görüntüsü ile sağlam bir kadın portresi çiziyor. Bu düzene baş kaldırmanın ve varlığını hissettirmenin en ilginç yanı ise konuşma diliyle değil ıslık diliyle olması. Tabiki bu asilik ve dilsizlik, Sibel‘in köyün kadınları tarafından dışlanmasına yol açıyor. Sibel’i ne sohbetlerine ne de kına, nişan ve düğünlerine davet ediyorlar. Islıkla konuşarak derdini anlatan Sibel’in filmin bir sahnesinde yaşadığı acılara isyan edip bağırmaya çalışması ve sesinin çıkmaması benim yüreğimi acıttı. Zor bir durum..

Film, derinlikli bir hikaye ve ilginç bir yapıya sahip. Hikayede bir çok konuya değinilip mesajlar verilmeye çalışılıyor ama bu birkaç konuya değinme ısrarı, hikayeyi anlatmak istediği esas hedeften uzaklaştırıyor maalesef. Babanın, kız kardeşin, köyün yaşlı kadınının, köy insanlarının ve yaralı asker kaçağının hikayeye fazlaca dahil edilmesi, esas anlatılmak istenen Sibel‘in hikayesini baltalıyor ne yazık ki.. Yukarıda saydığım dezavantajlara rağmen Karadeniz’in doğal muhteşem manzaraları eşliğinde Sibel karakterini çok gerçekçi bir şekilde canlandıran Damla Sönmez’in üstün performansı zevkle izleniyor.

Sibel’e kendisini asker kaçağı olarak tanıtan ama onu arayan jandarmadan terörist olduğunu öğrendiğimiz yaralı genç adamın Sibel’in ”-neden kaçıyorsun?” sorusuna ”-ben, sadece kendim için savaşmak istiyorum.” cevabı çok manidar! Bu repliği herkes istediği gibi yorumlayabilir, atış serbest..

Diğer değinmek istediğim konu ise ıslık dili. Islık dili ile konuşmak çoğu Dünya insanının ilgisini çekebilir. Konuşma engelliler için yaratılıp geliştirilen işaret dilinin yanında ıslık dilinin de tüm dünyada ek bir dil olarak engelli arkadaşlarımıza öğretilmesini şahsen isterim doğrusu.

Sözün özü : Sibel, Karadeniz’in yemyeşil ormanları ve muhteşem doğa görüntüleri eşliğinde hiç bir baskıya boyun eğmeyip güçlü bir kadın portresi çizen dilsiz Sibel’in  ıslık dili ile konuşmasını merak eden izleyicilerin kaçırmaması gereken bir yapım.

Film notum:

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here