Amerikan Yargı ve Politik Düzeninin Kara Delikleri Amerika’nın 1963 yılında Vietnam Savaşı’na müdahil olmasıyla birlikte ülke içerisindeki siyasi tartışmalar, savaş karşıtlığı teması üzerinden hiç bitmedi. Özellikle de Başkan Johnson‘ın askeri muharip gücünü büyük oranda arttıracağına dair beyanları sonrasında, 1968 yılındaki genel muhalif damarın gücüyle birleştiğinde daha geniş kesimlerin tepkisini çekmeye başladı bu durum. İşte Aaron Sorkin‘in senaryosunu yazıp, yönetmenliğini de üstlendiği “The Trial of The Chicago 7” (Şikago Yedilisi’nin Yargılanması) tam da bu dönemde, 1968 Demokratik Ulusal Konferansı’nda Vietnam Savaşı’na karşı olmakla birlikte siyahi haklar konusuna da duyarlı, “Kara Panter” hareketine de sempati ile bakan “Chicago Seven” adlı gruba üye yedi gencin yargılanma sürecini enikonu ele alan dikkate değer bir yapım.

Filmin başlangıcından itibaren Amerikan yargı sisteminin kimi açmazlarını ele veren, olayın içyüzüne odaklanan bir yapım ile karşı karşıyayız. Yedi duyarlı, müzikle beslenen genç, Şikago kentinde bir kısım barışçıl protesto gösterisine katılırlar. Ancak zamanla merkezi yapının içine sızan bir kısım provakatif kimselerin dahliyle polisle şiddetli bir çatışmanın içinde bulurlar kendilerini. Eyalet dışına da taşan bozguncu bir hareket içinde yer almakla suçlanırlar. Nixon‘ın 1969 yılında başlayan başkanlık dönemiyle birlikte başlayan yargılamaların, film ilerledikçe İllionis Güney Bölgesi Savcılığı’nın isnatları, yalancı tanıklıklarla, gerçekliği ters yüz edici bir görünüme ulaştığını anlıyoruz. Peşin hükümlü yargıç Julius Hoffman’ın (Frank Langella) sanıklara ve avukatlarına olan yaklaşımı, bu sene George Floyd‘un öldürülmesi sonrasında, ismi daha da sık anılır olan ve kitapları dilimize de çevrilen Afro-Amerikalı yazar James Baldwin‘in kitaplarını okuyan jüri üyesi bir kızın ailesinin tehdit edildiğinden bahisle jüriden uzaklaştırılması, aslında baştan aşağı kurgu olan bir suçlama ile karşılaşıldığını gösteriyor.

Olayların siyasal olarak birebir tanığı olan dönemin bakanı Ramsey Clark’ın (Michael Keaton) da -ki dipnot olarak belirtelim, kendisi daha sonra birçok muhalif eylemin içinde de olacak, bir dönem Saddam Hüseyin‘in yargılanmasında avukatlığını da üstlenecek, aktivist olarak çeşitli dönemlerde görünecektir- jüri huzurda olmaksızın dinlenmesi de yine yargı sisteminin açıklarını sergiliyor. Her ne kadar yargıç Hoffman kabul etmese de, geçmiş dönemden miras ırkçılığın etkili olduğu da ekrana yansıyor. Tek siyahi genç olan Boby Seale’ın (Yahya Abdul-Mateen II) avukatının bulunmaması nedeni ile aylarca dinlenmemesi, sonrasında da yargıç tarafından saygısızlık gerekçesiyle ağzının bantlanarak mahkeme salonunda bekletilmesi sadece sanık tarafını değil, kimi duyarlılıkları içinde barındıran Savcı Richard Schultz’un da (Joseph Gordon-Levıtt) tepkisini çeker. Ve filmin sonunda Hayden’a (Eddıe Redmayne) verilen tüm ayartıcı önerilere karşın, duruşmanın 151. celsesine kadar Vietnam’da ölen tüm gençlerin isimlerini, tüm engelleyici tavırlara rağmen sıralar. Artık o andan itibaren sanıklara ne türden bir cezanın çıktığını önemsememeye başlarız. Ancak filmin bitiş jeneriğinde tüm bu yedi gencin akibetinin ne olduğu yazı olarak dökülür…Kimisi erken ölmüştür, kimisi ise eyalet meclisine girmiştir… Çoğunlukla Tek Mekanlı, Ancak Geriye Dönüşlerle Dinamik Bir Tempo’da…

Netflix yapımı “Şikago Yedilisi’nin Yargılanması” filmi, tümüyle adalet temalı bir yapım. Büyük oranda tek bir mekanda, duruşma salonunda geçiyor. Ancak bu statik bir yapım olduğu gibi bir algı yaratmamalı. Tam aksine, geriye dönüşler, olayın protesto günleri ile birlikte sunulumu klasik anlatım biçimine uygun düşse de, özellikle müzikler, miting alanından görüntüler, hızlı çekimler, tanıklara dair ufak ayrıntılar ve avukat Kunstler’in defalarca hakim tarafından yapılan ihtarlara karşın gerçeğin açığa çıkması için verdiği mücadele, savunma teknikleri, filmi sürükleyici kılmada çok etkin öğeler olarak duruyor.

Filmi izlerken, hukuk felsefesinin kimi önemli tartışmalarını da süzgeçten geçiriyorsunuz. Aristoteles‘in adalet anlayışı ya da Hugo Grotius‘un, Kant‘ın, hukuk düzenine dair yaklaşımları, filmin kimi adaletsizlik temasını işleyen yönleri ile birlikte daha bir ete kemiğe bürünüyor.

Film, bunu kurumsal ya da kuramsal bir perspektiften, soyut idelerin kirlenmesi boyutundan farklı olarak, hakikatin yitimine hukuk mekanizmasının ne türden olumsuz katkıda bulunduğu haliyle en yalın biçimiyle, gençler üzerinden sunuyor…

Ve filmin en büyük kozu aynı zamanda oyuncuları…

Film tam bir yıldızlar geçidi. Eski Adalet Bakanı Ramsey Clark rolünde oscarlı oyuncu Michael Keaton, Tom Hayden rolüyle yine bir başka oscarlı oyuncu Eddie Redmayne, birçok ödülün sahibi, Borat’la yıldızlaşan komedyen Sacha Baron Cohen ve yargıç rolünde, her halinden peşin yargı taşıdığı belli olan Hoffman’ı canlandıran Frank Langella da yine oyunculukları ile göz dolduruyorlar. Avukat Kunstler rolündeki Mark Rylance halen gösterimde bulunan “Barbarları Beklerken“de de yine adaletten ayrılmayan yargıç yönetici rolünde bulunuyordu. Benzer kaygıları taşıyan karakteri bu filmde de yansıtması filmin sürprizli yanlarından birisi bence.

Filmin, iki saati aşkın süresi içinde kendi içinde belirli bir dinamizmi var. Müzik, kurgu, oyunculuklar hepsi bunların göstergeleri. Ancak zaman zaman dönemin ruhunun atlandığını da hissetmemek mümkün değil. Gençlerin kayıp gençlik gibi gösterilmesi ya da Beat kuşağından savaş karşıtı Amerikalı şair Allen Ginsberg‘in protestodaki konumunun altının derinlikli çizilmemesi gibi eksiklikli yönlerini de, filmin noksanı olarak hesaba katmak gerek. Ancak her şeye karşın film özellikle dönemin savaş karşıtı ve fazlasıyla politik Amerikan toplumunu ve yargı mekanizmasını merak edenler için kaçırılmaması gerekli, eli yüzü düzgün yapımlardan…Netflix‘te bu haftadan itibaren izlenebilir…

Yönetmen / Senaryo : Aaron Sorkin

Görüntü Yönetmeni : Phedon Papamichael

Müzik : Daniel Pemberton

Oyuncular : Yahya-Abdul Mateen, Sacha Baron Cohen, Joseph Gordon-Levitt, Michael Keaton, Eddie Redmayne, Mark Rylance, Frank Langelle, John Carroll Lynch

ABD-İngiltere-Hindistan / Tarihi-Biyografi-Dram-Gerilim / 129 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here