Trendeki Kız’ın Hint Versiyonu…

İngiliz yazar Paula Hawkins, kimi yorumculara göre yeni neslin Alfred Hitchoock‘u kabul edilmekte. Yazar ülkemizde de iki önemli eseri ile tanınıyor. Bunlar; “Karanlık Sular” ve “Trendeki Kız“. Kaleme aldığı metinler olay örgüleri itibariyle oldukça sürükleyici ve sinema yönünden ise taşıdığı gizemli ve sürprizli anlatım dili ile film endüstrisi için ilgi çekmekte. Hawkins‘in ülkemizde de çok satanlar listesinde bulunan “Trendeki Kız” romanı, yayınlandıktan bir sene sonra, 2016 yılında başrolünü ödüllü oyuncu Emily Blunt‘ın üstlendiği aynı adlı filme uyarlanmıştı. Romanı kadar beğenilmese de yine de eleştirmenlerin bir kısmının olumlu eleştirilerini toplamıştı.

Netflix yapımı olan ve bu hafta yayınlanmaya başlayan bu ikinci “Trendeki Kız” filmi ise, bir Hint uyarlaması. Yönetmenliğini Hint’li yönetmen Ribhu Dasgupta‘nın yaptığı film, romandan bazı yönleri ile ayrılarak Hint sinemasına özgü bazı yerel ögeleri içinde barındırıyor.

Filmin ilk sekanslarında orman içinde takip edilen bir kızın can havliyle kaçması gösteriliyor. Sonrasında ise Hintlilere özgü bir düğün dansı izliyoruz. Evlenenler avukat Mira Kapoor (Parineeti Chopra) ile Shekhar Kapoor (Avinash Tiwary)’dır. Aslında görüntüde her şey yolunda gitmektedir. Sonra “Tower Bridge” ile “London Eye” görüntüleri eşliğinde Londra, tüm görkemiyle yansır.

Film, ilginç bir şekilde nerede ise tüm ana kahramanlarını Hintli göstererek bir bakıma İngiltere içinde bir Hint hikâyesi kurgulamış. Mira, Londra sokaklarında gezerken kendisini bir arabanın takip ettiğini görür. Eşi ile bu konu üzerine konuşurlarken Mira’nın bir dava dosyası nedeni ile tehdit edildiğini anlarız. Ardından eşinin yeni doğacak çocuğunu tehlikeye atmaması ve davadan çekilmesi minvalindeki konuşmaları ama bunu Mira’nın kabul etmemesi şeklindeki diyaloglarla devam eder. Ve bir gün duruşma salonunda Mira’nın Joy Augustine’nin öldürülmesi ile ilgili yapılan yargılamada, belalı bir tip olan Jimmy Bagga aleyhine avukat sıfatıyla delilleri tartışırken görürüz. Sonuçta bunun etkisiyle Bagga ömür boyu hapse mahkum edilir ve sonrasında da öğreniriz ki, Bagga cezaevinde intihar edecektir.

Hikâye altı ay sonrasına iteklenerek iyice karnı şişmiş Mira ile eşinin gelecek kariyeri üzerine yaptığı konuşma sırasında uğradıkları o korkunç kaza sonrasında hayatı bambaşka bir yöne gider. Ve oldukça bitkin, yaşamı tamamen kararmış haldeki Mira’yı bu derbeder hali ile gördüğümüzde aklımıza eşinin de kazada öldüğü ve olayın bundan sonra bir mafya intikam öyküsüne dönüşeceği intibası uyanır. Ama öyle olmaz.

Filmin değişken sürprizli sahnelerini ele vermeden belirtelim ki, filmin adını veren “Trendeki Kız“dan kasıt, Mira’nın her gün bindiği trende aynı koltukta oturarak camdan izleyerek ev içerisinde gördüğü mutlu bir kızı kendisinin geçmişine benzetmesidir. Çocuğunu kaybetmiş, eski eşi başka bir kişi ile evlenerek mutluluk pozları atıp videolarını paylaşırken kendisi acı içinde kayıp geçmişi ile bir şekilde hasret giderir. Ancak bir süre sonra takıntı boyutunda sürekli gözetlediği ev içerisindeki kız Nusrat John’ın (Aditi Rao Hydari) başka bir erkekle görülmesi ve sonrasında ise Nusrat’ın kaybolması ile film farklı bir yöne evrilir. Özellikle komiser Kaur’un (Kirti Kulhari) ve Mira’nın eşi Shekhar ile ilgili finalde ortaya çıkan gerçekler, Mira’nın amnezi ve şizofren karışımı halleri izleyeni ilk izlenimlerden farklı bir rotaya götürüyor.

Hikâye Geçişleri Zayıf, Oyunculuklar Yetersiz…

Film, aslında paralel iki hikâye etrafında ilerliyor. Bir taraftan Mira’nın acılarla dolu hayatı ve gözetlediği ev, diğer yandan ev sahibesi Nusrat’ın geçmişi ve bunun Mira’nın da içinde olduğu gizemli bir hikâyeye dönüşümü. İlk bakışta bu ikili durum hele finali itibariyle insana heyecan veren bir hikâye izlenimi verebilir. Ancak filmin teknik ve içerik itibariyle öyle çok sorunu var ki. Öncelikle büyük oranda beyaz perde’de gördüğümüz Mira rolüyle Parineeti Chopra‘nın bu zor rolün üstesinden kalktığını söylemek çok zor. Özellikle zor günler geçirdiğini hissettirmesinin gerektiği sahnelerde oyunculuğu tam anlamıyla yerlerde sürünüyor, izleyene inandırıcılık sorunu yaşatıyor. Ancak filmin asıl sorunu bence hikâye etme biçiminde. İlk filme oranla bu yapım gerçeklikten çok uzak, akıllara ziyân bazı bağlantılarla daldan dala atlıyor.

Filmin oyunculukları da rollerinin üstesinden gelemeyince film o tesadüfler, zamansal bağlantılar içinde izleyene “ne verirsek yutar” gibi oldukça iyimser bir yaklaşım içerisinde olayları yüzeysel olarak geçiştiriyor. Hemen hemen tüm kişilerin, polislerin, diğer kahramanların koskoca Londra içinde bir Hindistan toplumu oluşturmaları, Nusrat’ın kaybolması ile ilgili soruşturma kısımlarının oldukça sığ ele alınması senaryonun sadece bazı tuhaflıkları. Üstelik araya serpiştirilen Hint müzik tercihleri tamamen kırık bir aşk hikâyesini resmettiğinden filmin asıl derdi olan bazı kısımları tamamen gözardı ediyor. Ve o klip çekimi gibi görüntüler, kamera yönetimi de yine başarısızlık hanesine yazılanlar olarak kayda geçmeli.

Ribhu Dasgupta’nın “Trendeki Kız” filmi, romanın ve ilk filmin göreceli başarısını gösteremeyen başarısız bir yapım. Bence vaktimizi kendisinden uyarlanan romana ayırmak daha isabetli bir alternatif tercih olur. Ama yine de yeterince zamanım var ve izlerim diyorsanız, tabi ki karar sizin..

Yönetmen / Senaryo : Ribhu Dasgupta

Görüntü Yönetmeni : Tribhuvan Babu Sadineni

Kurgu : Sangeeth Varghese

Müzik : Gilad Benamram, Chandan Saxena

Oyuncular : Parineeti Chopra, Aditi Rao Hydari, Kirti Kulhari, Natasha Benton, Avinash Tiwary, Nisha Aaliya, Hiten Patel, Tota Roy Chowdhury, Shamaun Ahmed

Hindistan / Suç-Gizem-Dram / 120 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here