Türk İşi Dondurma

Ağlatsam mı? Güldürsem mi?

Sanırım artık sinemalarda yönetmen, senarist ya da oyuncuların değil de yapımcıların konuşulduğu filmler artmaya başlayacak. Öyle ki Mustafa Uslu ismi film deklare edilirken büyük harflerle, filmin isminin hemen üzerinde konumlandırılarak yayınlanmaktadır. Ayla’da oluşan bu furya Mustafa Uslu’nun yapımcılığını üstlendiği diğer filmlerde de göreceğiz, ki önümüzdeki günlerde vizyona girecek olan Naim ve Dumlupınar filmlerinin fragmanlarında bu vurgu açıkça yapılmaktadır. Belki de ileriki zamanlarda Mustafa Uslu filmleri diye bir set halinde filmlerin DVD’si satılacak, kim bilir. Ayrıca yayınlanan Mustafa Uslu filmlerinde “sadece sinemalarda” vurgusu ise “Organize İşler: Sazan Sarmalı” filminin vizyonda gösterimi devam ederken Netflix’de de yayınlanması ve bazı izleyicilerden tepki alması yapımcının biz sinemayı internette değil sinemada izletiriz mesajını verdiğini de söyleyebilirim. Açıkça bir gönderme olduğu ortadadır.

Türk İşi Dondurma’nın Ayla ve Müslüm’e göre daha anonim bir konuya sahiptir. Evet, Avusturalya’da buna benzer bir olay yaşandığı söylenilmekte ancak tam ve net bir tarihi kanıt yok. Yaşandı diyenlerde var, şehir efsanesi diyende. Hatta filmin sinopsisin de ve film de söylenildiği gibi bu olay iki Türk’ün başından geçmemiştir. Osmanlı vatandaşı olan ya da Müslüman olan iki Afgan ya da Hindu’nun başından geçtiği de söylenilmektedir. Bu belirsizlikleri göz önünde bulundurduğumuzda filmin aslında tam olarak bir biyografi niteliğinde olmadığını görebiliyoruz. Çünkü Ayla, Müslüm ve Çiçero bilinen ve hayatları hakkında doğru ve tam bilgi alınan filmlerdi. Bir biyografik film akımını yaşattığını söylediğim Mustafa Uslu Türk İşi Dondurma ile çizgisini biraz saptırmıştır.

 

Filmde, mizah ve vatan ve aile merkezli duygusallıklar arasında hızlı geçişler mevcut. Filmde her iki türü de yani komedi ve duygusallığı görebiliyoruz fakat, mizah yönünün daha baskın olduğunu söyleyebilirim. Filmin son bölümünün dışındaki bölümlerinde mizah öğelerinin yer aldığı açık bir şekilde ortadadır.

Önemli bir nokta olarak da ifade etmeliyim ki; filmde azınlıkların hikâyesinin anlatılmasıdır. Gerek azınlık olmak gerekse azınlıkların tarafında olmak birçok toplumda popüler ve kişisel farkındalık yaratmakta bir araçtır. Bu durum içselleştirildiğinde bir başka ifade ile duygu yönü ağır basınca bireysel tercih durumunu söz konusu kılıyor. Avusturalyalıların Türklere yardım etmesi hatta onlarla evlenmesi bunun örnekleridir. Fakat burada ki Avusturalyalıların yardım etmesi, yardım ettikleri kişilerin kimliklerinden ziyade kişiliklerinin onlarda etki yarattığını söyleyebiliriz. Kişiliklerin kimlikler ile entegre edilmesiyle seyircide Türk halkının iyi ve sıcak yönünün olduğu vurgulanmıştır. Film aslında azınlıkların çoğunluklar karşısında kısıtlı kaynakları ile mücadelesini anlatmaktadır. Bir de bunu toplumumuzun en hassaslık gösterdiği “vatan” konusu ile ele alınınca seyircinin bam teline dokunmuştur.

Filme getirilen eleştirilerden bir tanesi filmin ismine yönelik eleştiriler. Bir meta ya da fikir ortaya konulurken belki de üzerinde en hassas durulması gereken konulardan biri ise isimdir. İsimler, çekiciliği artırır ve insanlarda merak duygusu uyandırır. Bu yüzden tercih edilen isim izleyicileri salona çekmeye yönelik olmalıdır. Yapılan eleştirilerde; filmin isminin bir komedi filmi havası yarattığı söylenilmektedir. Ancak filmin fragmanı ve özellikle filmin tamamı izlenildiğinde aslında “Türk usulü bir yöntem” geliştirildiğini anlıyoruz. Zaten filmin Türkçe ismini Türk İşi Dondurma olarak vermeleri bunun bir tezahürüdür. Aynı zamanda; filmde komedi öğelerinin olması, Ali Altay ve Erkan Kolçak Köstendil isimlerinin izleyicide bir komedi oyuncusu algısının olması belki de filmin mizah yönlü olacağını uyandırmıştır.

 

Eleştirilerden bir diğeri ise filmin fragmanının uzun olduğu yönündedir. Yerine göre doğru bulduğum bir eleştiri. 4 dakikalık fragmanda filme dair birçok ayrıntı verilmekte ama filmin neden-sonuç ilişkisinin sürekliliği de gizli tutulmuştur. Ayrıca eleştirilerden bir başkası ise dekor ve kostümlerin yeni olduğu ve eskitmelerin yeterince yapılamamasıdır.

Sonuç olarak; tür olarak kendini net konumlandıramadığını düşündüğüm, azınlıkların haklarının göz ardı edildiği, ki aborjinlerden bahsetmeleri buna dahil, vatan müdafaasının vatan toprakları dışında da yapıldığını ve bunu da etkileyici bir görsellik ile bize sunan bir filmdir.

 MİSAFİR YAZAR : Öğr. Gör. Cihad Doğan

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here