Umuda yer bulamayanların hikayesi…

Bazı filmler vardır, sizi tıpkı çok sevdiğiniz bir dostunuzmuşcasına sarıverir, kopamazsınız ondan, vazgeçmeniz mümkün görünmez. Konusu mu özgündür, bir başyapıt mıdır, bunlar gerekmez, nedensiz seversiniz. 1971 yapımı “Umutsuzlar” da benim sebepsiz sevdiklerimdendir. Peliküle yansıyanlar ilkin yalpalayan bir martı, Avrupai görünümlü, oldukça büyük gözlüklü bir sarışın kızın arkadaşı ile vapurda yaptıkları konuşmalardır. Heyecanla gazeteleri açar Çiğdem, okumaktan telaşlı bir gözle çevirir sayfaları. Çiğdem ile arkadaşı Yeşim arasında şu konuşmalar yansır ekrana:

Yeşim: “Bir haber var mı?

Çiğdem: “Yok. Her sabah, her akşam aynı sıkıntıyı, aynı heyecanı taşımaktan bıktım. Gazetelere bakarken kalbim duracak sanıyorum.”

Yeşim: “Çekilir dert değil…İnanır mısın sana acıyorum. Bir sabah gazeteler istemediğin şeylerle dolu olacak, ölmüş resmini göreceksin, vurdular, öldü diye yazacaklar…Buna kendini alıştırmalısın…

Çiğdem (Filiz Akın), zengin, havalı ancak duyarlı bir kızdır. Esas oğlan Fırat (Yılmaz Güney) ise, çocukluğu binbir zorluklarla geçmiş, küçüklükten itibaren ailesinin yükünü sırtına almış, ardından cezaevlerine düşen, mafyöz bir kişiliktir. Ancak kendisi o kadar nam salmıştır ki, kızı kaçırılandan tutun da, senedini tahsil edemeyene kadar herkesin müracaat merkezi konumuna gelmiştir. Ancak tüm bunlara karşın Fırat’ın annesi (Şükriye Atav), ısrarla oğlunun bu tehlikeli dünyadan uzaklaşmasını ister. Sürekli oğluna normal bir hayata geçerek, aile kurması yönünde telkinlerde bulunur. Fırat’ın bu kriminal dünyadan uzaklaşma isteğini ne kardeşi, ne de annesi sağlar. Tek bir kişi vardır buna değecek, gözlerinden hüzün okunan Çiğdem! Üstelik Fırat’ın annesi de Çiğdem’e ümitler bağlar. “Çek al oğlumu bu dünyadan” der sürekli.

Fırat’ın hayatına giren Çiğdem ile aslında ayrı dünyalardandırlar. Ne de olsa Çiğdem özel zevkleri olan, Fırat’ın yaşadığı zorlukları çekmeyen biridir, ancak o da Fırat’tan kopamaz. Ne çok kez ayrılmışlardır oysa, ama olmaz, yapamazlar. Engel vardır ortada, Fırat silahsız yaşayamaz. Üstelik onu bu dünyaya taşıyanlar da bırakmazlar. Ve ayrıca hasımları da tek başına buldukları her an gafil avlama peşindedirler. Fırat, yakın arkadaşlarına artık bu dünyayı bırakmak istediğini söylediği her anlarda ona engel çıkartırlar. Tam bir sıkışmışlık dünyası içindedir Fırat. Silahı, gücü, karizmayı her şeyi bırakıp, Çiğdem’in huzurlu kollarına sığınmak ister, ancak çok görürler ona. Dertlerini dinlediği anlarda çiçekler içinde Çiğdem’in ismini kazıdığı çizgileri yansır ekrana. Hele kızkardeşinin düğününde Çiğdem ile dansları yok mu; tüm bu anlarda, sarılmalarında yüreğiniz burkulur, acıyı gözlerinde, mimiklerinde, tüm benliklerinde hissedersiniz. İmkansız aşk, terkedilmeye güçleri yetmeyen sevgililer karşısında yeniktir, izleyici bunun farkındadır. Fırat, “yarın otele gelir misin?” der, Çiğdem’in boğuk sesi ile sarılırken ona “gelmez miyim” demesi, aşkın her engeli aşmak isteğinin karşılığı gibidir, gelmez mi Çiğdem…

Bilindik senaryo, esaslı oyunculuklar….

Umutsuzlar filmi neden bu denli etkileyicidir? Yılmaz Güney‘in doğrudan politik söylem yüklemediği filmlerindendir. Öncesinde yaptığı 1970 yapımı “Umut” ve 1975 tarihli “Arkadaş” gibi bu yapımda dolayımsız, arka planında esaslı bir politik dil tutturmamıştır Yılmaz Güney. Umutsuzlarda, aşkı en doğal haliyle yansıtmak ister. Başarısında en önemli neden kuşkusuz müthiş oyunculuklarda saklıdır. Yılmaz Güney, o denli yeraltı dünyasının ferdini başarı ile yansıtır ki, Filiz Akın ile birlikte olduğu her sahnede gözleri o denli sevgi ile bakar ki, izleyiciye, bu nefret/sevgi dilemmasını yansıtması filmin doğal başarı kaynağıdır. Ya Filiz Akın. Bence sinematografisinin en başarılı performansını sergiler. Silahı ile sevgilisi arasında kalan Fırat’ı bu sevgiye düçar kılmada o güzelliğini ve iyilerin dünyasını ne de güzel sunar.

Anne rolündeki Şükriye Atav, tam bir Anadolu kadını sevecenliği ile geçer kamera önüne. Ayrıca Hayati Hamzaoğlu, Nihat Ziyalan, Memduh Ün, Tuncer Necmioğlu ile tahta bacak rolüyle Kazım Kartal yine çok başarılıdırlar. Filmin üstün kalitesindeki diğer bir faktörde Gani Turanlı‘nın başarılı çekimleridir. Yakın ve uzak mesafe çekimleri, silah sahneleri ve Fırat ile Çiğdem’in birbirlerine kızmaları sonrasındaki o ani sarılmaları, o derece iyi yansır ki, sevgi sadece sözde değil, hareket ile de görünür kılınır. Ve film boyunca kulağımıza sinen Yalçın Tura‘nın o eşsiz müzikleri.

Ümitsiz gönlüm kırık

Ümitsiz boynum bükük

Ümitsiz dünyam kara

Bahtım kara, bahtım yanık

Melodi ve söz, filmin ismi gibi umutsuzluğu hissettirir tüm müzikal başarısıyla.

Ve ümitsizliğin zirvesine geçilir filmin finaliyle. Kendini belli eder aslında film başlarda, buradan bir ümit hikayesi çıkmayacağını duyumsarız henüz ilk anlarda. Bir ihanet sonrasında Fırat ile Çiğdem’in bağ evindeki yerleri tespit edilir. Çiğdem yine tekrarlar, yine tartışma konusu aynıdır: “ben mi, silah mı?” Fırat bu kez kırmaz Çiğdem’i, “al silahı der” uzatır Çiğdem’e, ardından Çiğdem’e döner ve “birazdan geleceğim” der…Halbuki, perde arkasında tahta bacak ve düşmanlarını görmüştür, ölümün kokusunu almıştır, ancak bu sonu olmayan aşk hikayesi tadında ve sevdiği Çiğdem’in silahını bırakmasını istemesi nedeni ile en azından bu konuda onu kırmaya gönlü gitmez, bir gün mukadder olacak o meş’um kader, şimdi Çiğdem ile beraberken, onun kokusu daha gitmemişken bihakkın burada olmalıdır, acı da olsa, ümitsiz de bitse bu son, bu dünyada onlara mutluluğun yeri yoktur çünkü…

Sinemamızın başyapıtlarından, göğsü kabartanlardandır Umutsuzlar, kaçırmayın…

Yönetmen / Senaryo : Yılmaz Güney

Görüntü Yönetmeni : İrfan Ünal

Müzik : Yalçın Tura

Oyuncular : Yılmaz Güney, Filiz Akın, Şükriye Atav, Hayati Hamzaoğlu, Kazım Kartal, Nihat Ziyalan, Memduh Ün, Tuncer Necmioğlu, İhsan Gedik, Ceyda Karahan, Refik Kemal Arduman

Türkiye / Suç-Romantik-Dram / 87 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here