Birds of Prey (And the Fantabulous Emancipation of One Harley Quinn)

Spudding’ beni terk etti!

Özelikle son 10-15 senedir, Fantastik türdeki sinemada tartışmasız bir hakimiyet kuran Marvel ve Detective Comics karakterleri, önce ‘solo’olarak adlandırabileceğimiz, ‘tek kahramanlı’ maceralarla daha sonra ise kendi ‘ailesinden’ birçok başka kahramanla toplu halde beyaz perdeyi ziyaret ettiler.

Marvel ailesi her ne kadar ‘Avengers: Endgame’ ile ‘Avengers’ların ortak maceralarına nokta koymuş olsa da (solo maceralar kuşkusuz devam edecektir!) en büyük rakibi DC yeni örnekler sunmaya devam edecek gibi görünüyor.

2016 yapımı ‘Suicide Squad’ bizce bol yıldızla kadrosuna rağmen beklentileri tam olarak karşılayamamıştı ve filmde diğer kahramanları unutturan ve dikkatimizi en çok çeken karakter kuşkusuz Margot Robbie’nin canlandırdığı Harley Quinn olmuştu. Hem bu karakterin efsanevi kötü Joker’in sevgilisi olması, hem normal gibi görünen bir geçmişe sahip olması (özellikle çizgi roman meraklıları bilirler!) hem de her zaman ona eşlik eden ‘nihilist’ hava doğal olarak fantastik sinema için bulunmaz bir fırsattı.

Dolayısıyla toplu bir ziyaretten tam 4 sene sonra bu sefer Harley Quinn etrafında şekillenen bir DC filmiyle karşı karşıyayız. Bizce filmin oldukça uzun ismi biraz yanlış bir fikir veriyor çünkü filmi sırtlayan, sürükleyen ve ilgiyi ayakta tutan etken Harley Quinn, onun yanındaki ‘Yırtıcı kuşlar’ değil… Gotham City’nin bir kez daha altını üstüne getiren bu kötü karakter tempolu, esinlendiği ‘çizgi roman’ havasından pek kopmayan ancak sonuçta izledikten sonra aklımızda çok özel bir yere sahip olmayacak bir ‘ süper kahraman filmi’ örneği sunuyor.

Harley Quinn büyük aşkı Joker tarafından terkedilmiştir ve çok üzgün bir şekilde hayatına yeni bir yön vermeye çalışmaktadır. Tabii ki Joker’den ayrılması ona güç kaybettirmiştir (kimseye söylemez) ve bir anda yerel bir mafya babasının, polisin ve esrarengiz bir infazcının hedefi haline gelir. İstemeden de olsa himayesine aldığı yetim bir kızın elinde, herkesin peşinde olduğu bir elmas olması işleri daha da karıştırır..

Kırpılmış orijinal isim…

Aslında Türkçe versiyonunda ‘muhteşem’ adında çevirdikleri Harley Quinn’nin özelliği, orijinal versiyonundaki ‘emancipation’ sözünün çok çok arkasında kalıyor. Çünkü filmin merkezine aldığı karakter sadece Harley Quinn değil, ‘Serbest kalmış’ (yani emancipé olmuş) bir Harley Quinn! Dolayısıyla zaten tekinsiz ve tehlikeli olan bu kötü kahraman değişik bir açılım yakalıyor.

Yönetmen ise bu durumun altını çizmek yerine olayın içine yan karakterler katarak hikayesini zenginleştirmeye çalışıyor. Şehirdeki mafyayı çökertmeye kararlı idealist polis Renee Montova, şehirde giderek güç kazanan mafya babası Black Mask (lakabı), onun emrinde bulunan ama ‘çift’ taraflı çalışan Laurel Lance, teker teker mafya üyelerini infaz eden ‘Huntress’ ve herkesin hedefi haline gelen Cassandra gibi karakterler senaryonun tek bir yönde akmasını engellemek ve filmdeki entrika yönünü güçlendirmek için kullanmış gibi duruyor. Ancak bu yan karakterlerin yan hikayeleri öyle kopuk ve nereye bağlanacağı pek belli olmayan bir şekilde akıyor ki, film ilerledikçe asıl kahramanımızın yani Harley Quinn’nin sahnelerini sabırsızca beklemeye başlıyoruz. Hatta bazen diğer karakterleri kendi dünyalarında bırakma gibi bir istek doğuyor içimizde…

Kendilerini ciddiye alan karakterler…

Hikayesinin merkezini Harley Quinn gibi nihilist, biraz sadist ve sarkastik bir mizah anlayışına sahip, bir tür anti-kahraman üzerine kurmuş bir filmde diğer karakterlerin biraz ‘abartılı’ olmasını, en azından çok düz karakterler olmamasını bekleriz. Filmde Harley Quinn’nin önce dostu sonra düşmanı olan mafya babası ‘Black Mask’ ve koruması, başkarakter gibi hoş bir abartı ve mizah taşırken diğer kadın karakterlerin kendilerini fazla ciddiye alıyorlarmış gibi bir halleri var. Belki polisiye türündeki filmlerde bu senaryoya bir tutarlılık verebilir ama bu kadar çarpık ve çılgın bir dünyada kadın polisin, kadın ‘Avcı’nın ve Cassandra’nın halleri başka bir filme aitmişler gibi ağırbaşlı, üzerine düşünülmüş gibi ve uslu duruyor.

Ancak ne zaman ki filmin başkarakteri devreye giriyor, senaryo ayağa kalkıyor, koreografik olarak çok başarılı dövüş sahneleri keyif veriyor ve özellikle Harley Quinn favori silahını yani ‘baseball’ sopasını bulduktan sonra kıyamet fena halde kopuyor.

Filmde kullanılan dekorlardan en aklımızda kalan kuşkusuz filmin finalinde kullanılan, adeta Dali’nin sürrealist tablolarından fırlamış gibi duran bir mekan oluyor. Bu mekanın bize uzaktan John Wick 2 ve 3’teki final sekanslarını da anımsattığını ekleyelim…

Yırtıcı Kuşlar’daki oyuncuların performansları fena olmasa da filmin lokomotifi (ve yapımcılarından) Margot Robbie, yerli mafya babasını canlandıran Ewan McGregor ve onun korumasını oynayan Chris Messina dışında çok akılda kalan oyunculuklar göremiyoruz. Kamera arkasında günümüzün en büyük görüntü yönetmenlerinden Mathew Libatique, kamera önünde ise Harley Quinn gibi aykırı bir karakter varken türünde çok başarılı hatta belki başyapıt olabilecek bir film bekliyorduk. Üstelik onun eski sevgilisi Joker, sosyal ve politik açıdan bu kadar derine inmişken…

Onun yerine ortalığı birbirine katan bir anti-kahramanın oyalayıcı, yer yer heyecanlandırıcı ve eğlendirici maceraları ile yetiniyoruz…

Yönetmen : Cathy Yan

Senaryo : Christina Hodson

Müzik : Daniel Pemberton

Görüntü Yönetmeni : Matthew Libatique

Oyuncular : Margot Robbie, Mary Elizabeth Winstead, Jurnee Smollett-Bell, Rosie Perez, Chris Messina, Ewan McGregor

ABD / Aksiyon-Macera-Komedi / 108 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here