Yuli

Zorlukların içinden gelen çocuk Carlos Agosta..

Ünlü Rus asıllı balet Nureyev’in Paris’te iltica edişini anlatan Beyaz Karga filminden sonra ikinci bir balet filmi “Yuri”yi izleyeceğimiz için çok şanslıyız! Üstelik bu filmi çok daha derinlikli ve görsellik ve dans açısından daha etkileyici bulduğumu itiraf etmeliyim. Tıpkı Rudi gibi Carlos Agosta da zorlukların içinden gelen bir çocuk ve olağanüstü yeteneği sayesinde kaderini değiştiriyor. Rudi Sibirya bozkırlarından geliyordu, Carlos Kübalı. Baba tarafından zenci kölelerin soyundan geliyor. Hiç tanımadığı dedesi bir köle kampında acı çekerek yaşamış. Babası ise oğlunun dansa yeteneğini ilk keşfeden ve onun bütün itirazlarına ve hatta bazen kendisinden nefret etmesine rağmen onu dansa devam etmesi için sonuna kadar zorluyor.

Küba’nın ambargo yıllarındaki atmosferi de filme çok hoş bir dekor sağlamış. Antika Amerikan arabaları ve şaşalı mimarinin yanında varoşlarda sefalet ama bir yandan da mutluluk var. Carlos, zenci baba ve Kübalı annenin oğlu olarak, biri beyaz ikisi zenci kardeşleriyle ailesini, evini ve haylaz sokak çocuğu yaşamını seviyor. Arkadaşlarıyla yırtık topun peşinde koşarken bir gün Pele olma hayalini kuruyor. O geleceğini futbolda düşlerken babası onun dansa yeteneğini görüyor ve kolundan tuttuğu gibi Devlet Konservatuarı’nın seçmelerine götürüyor.

Carlos’un mahalledeki arkadaşlarından çekinerek, “bana top derler, asla tayt giymeyeceğim” demesine rağmen kabul edildiği konservatuar yılları okuldan kaça kaça geçiyor. Ama gerek onun olağanüstü yeteneğini gören hocası ve gerek babasının kayışlı dayakları, geleceğin ilk zenci Romeo’sunu yaratıyor! Tabii hiç bitmeyen provalar, saatler süren çalışmalar, baleye soğuk bakmasına rağmen yeteneği sayesinde, yatılı okulda, yabancı ülkelerde, sürekli zorlanarak tek başına yaşayan genç adam sonunda büyük bir dansçı oluyor.

Gerçek Carlos

Bu otobiyografik filmin en çarpıcı yanı, Carlos Acosta’nın kendisini de filmde izleyebilmemiz. Bütün film, onun kendi hayatından esinlenen ve koreografisini yaptığı bir modern dans gösterisinin aralarına serpiştirilmiş. Yönetmen İciar Bollain’ın en büyük başarısı, filmde Carlos’un çocukluğu, gençliği ve kendi hayatını anlattığı dans sahnelerini usta bir kurguyla birleştirmek olmuş. Böylece film bir müzikal tadı veriyor. Kurgu önemli bir rol tutuyor ama seyirciyi bunaltmıyor, tam zamanında, tam yerinde. Yuri’nin çocukluğu, babasını suçladığı bir cümlesinde söylediği gibi “Benim çocukluğumu çaldın” yaşamadığı çocukluğu, okul ve prova salonlarında geçirdiği günler, saatler, kazandığı birincilikler, Londra Kraliyet Balesi’ne davet edilmesi, orada Romeo ve Jülyet’te baş rolde dansetmesi, hep babasının onunla ilgili gazete kupürlerini kesip yapıştırdığı defterinden yansıyor perdeye.

Arka planda Küba

Bütün bu aile tartışmaları ve dans sahnelerinin yanı sıra Küba’da olup bitenler de fonda yansımıyor değil seyirciye. Küba’nın yaşadığı zorluklar, o hayattan kaçanlar, kaçmak isteyenler, kaçtıktan sonra özleyenler ve bütün bu göç veren ülkelerin sancılı gençleri. Gitmek mi zor, kalmak mı? Giden mi mutlu, kalan mı? Filmin geniş bir parantezi de bu noktada açılıyor.

Olağanüstü koreografi

Bale sahnelerinin güzelliğinin büyüleyici olduğunu yazmıştım. En güzelleri klasik figürleri, bilinen oyunlar değil. Carlos’un kendi hayatını anlattığı koreografi. Her sahnesi hayatının bir izdüşümü. Hele babasından kemerle dayak yediği anısını anlattığı o sahnede göz yaşlarınızı tutmak mümkün değil. Hocası ona “Çok çalışarak iyi bir dansçı olabilirsin, ama iyi bir sanatçı olmak için yüreğinde hissetmelisin” demişti. Carlos, yüreğinde hissettiğini sahneye döküyor. Müzik ve arka fonda etkileyici görüntüler eşliğinde dansa ve sanata adanmış bir ömür geçip gidiyor gözümüzün önünden. O hayatta aşka ve eğlenceye de fazla yer yok. Yapayalnız bir yaşam. Bir fedakarlık öyküsü. Başka türlü zirveye çıkılmıyor, zirvede ise yalnız kalınıyor! Benim gibi dansı çok seviyor ve onun en iyi anlatım biçimlerinden biri olduğunu düşünüyorsanız kaçırmayın, bu yaz günlerinde sinema salonlarına gitmek için iyi bir film.

Yönetmen : Icíar Bollaín

Görüntü Yönetmeni : Pieter Vermeer

Müzik : Nima Fakhrara

Oyuncular : Carlos Acosta, Santiago Alfonso, Kevyin Martinez, Edilson Manuel Olvera, Laura de la Uz, Yerin Perez, Mario Sergio Elias, Andrea Doimeadios

İspanya/Biyografi-Müzik-Dram/115 Dk.

Film notum:

1 YORUM

  1. Muhteşemdi..Çok güzel yazmissiniz. Teşekkürler.
    Yuli,’nın ..Küba’ya dönüp çocukluğundaki gezdiği yarım bırakılmış opera dans salonunu kendisinin yaptırıp burada dans etmesi ..yaşadıgimiz şu yüzyılda ne kadar umut verici..

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here