Drakula / Dracula : A Love Tale
AŞK, KAYIP, HÜZÜN VE ARAYIŞ.
Luc Besson imzalı romantik / fantastik son Drakula filminde bildiğiniz her şeyi bir kenara bırakın, unutun. Yıllarca korku filmlerinin çok uzağında durmuş biri olarak sonunda benim gibilerinde izleyeceği bir vampiri oldu.. Tamamlandık yani.
OrtaKoltuk Puanı:
Ejderhanın oğlu anlamına gelen draco kelimesinden türetilmiş adıyla sinemada yüzlerce versiyonu olan doğaüstü güçlere ve biyolojik dürtülere sahip ölümsüz vampir Drakula yı sever misiniz bilmem ama bu ikonik karakter edebiyat ve sanatın edebi ve kültürel katmanlarının her zaman mihenk taşlarından olmuştur kuşkusuz. ”Ölü olmayanlardan” yaratmayı sinema ve edebiyat hep sevmiştir zaten. İrlandalı yazar Bram Stoker in hayat boyunca yayımladığı 17 kitabının en tanınmışı olan Drakula’nın beyazperdedeki sinema filmlerinin sayısın 200 ü geçer. 15.yy da pek çok Bulgar ve Türk insanını katlettiği için dayalı olduğu tarihsel gerçek olgusunda tarifsiz bir zalim “kazıklı voyvoda” olarak tanırız Kont Drakula’yı.
Luc Besson imzalı romantik / fantastik son Drakula filminde bildiğiniz her şeyi bir kenara bırakın, unutun. Drakula mutlu mesut karısı Elizabetta ile yaşarken, savaş sırasında karısının öldürülmesine dayanamayarak tanrıya da isyan eder ve ölümsüzlükle cezalandırılarak reenkarnasyonla var olacağı eşine kavuşacağı günleri 400 yıl boyunca bekler.. Film 15.yy ile Fransız ihtilalinin 100. Yıl kutlamalarına denk gelen zaman dilimi arasında geçer.
Sayfamızın mimarı yazar Nusret Şen izleyeceğimiz Luc Besson un Drakula’sı için not olarak “Aşkı, kaybı, hüznü ve arayışı çok güzel yansıtması nedeniyle bir aşk hikayesine tanıklık edilebilir” demişti. Tam da öyle oldu.. Eminim benim gibi kadın izleyicileri özellikle bu konuda etkileyecektir Besson Drakula’sı .. Yönetmen Besson’un kendi tanımlamasıyla film “aşk inanç ve yeniden bir araya gelmenin acısı etrafında şekillenen mitin romantik yaklaşımı..”
Malum Drakula filmleri tam bir endüstri olsa da izlediğimiz Drakula’da öyle adrenalin yükselten bir şeyler aramayın ama gotik bir aşk hikayesinin bütün unsurları mevcut. Yani bu film bildiğimiz ya da versiyonları sayısız olduğu için bilemediğimiz isimdaşlarından çok farklı.. Çünkü aşık. Teksaslı oyuncu müzisyen Caleb Landry johnson un büyük başarıyla beyaz perde de canlandırdığı bu Drakula insandan daha az canavar bir varlık. Hatta insanlığın bu en kanlı yaratıklarından olan Drakula’ya zarar vermek isteyene karşı nefret duyabileceğinizi tahayyül edebilir misiniz bilemem ama iş neredeyse o noktalarda geziyor.
Bir kere çok sevdiği eşi ile yastık savaşı yapan, aynı tişörtün içinden çıkan, deli gibi mutlu, eğlenen yakışıklı bir Drakula etkileyici olmaz mı? Ve bu tür filmlerde mizah korkuya baskın hale gelebiliyor. Bizim romantik, melankolik Drakula ve bence oldukça güzel ve rolle örtüşmüş.
Kont Drakula ve Elizabetta (Zoe Bleu) tıpkı bir yemek savaşı gibi midelerde kelebekler üşüştüren ilk aşk heyecanını geçiriyorlar duygu olarak izleyiciye… Hatta ben daha önce nasıl tanışıp evlendiklerini de bilseydik diye düşündüm. 15. yy. da bir şatoda tam da Osmanlıların kapılarına dayandığı bir savaşın eşiğinde her şeyden uzak sevginin, sevgilinin kollarında aşkın en güzel hallerini ateşli yaşayan bir çiftken her şey alt üst oluyor. Elizabetta’nın trajik şekilde kollarında ölümü tanrıya karşı gelişi çok büyük bir isyandır ve o sırada kuvvetli bir din adamını da bu heyecanla öldürünce dönüşüm başlar. Bu sahneler aynı zamanda filmin ilk çekilen sahneleriymiş. Aslında yırtıcı, ötekici bir arketipsel figür olarak tanımladığımız vampirin psikopat tavrı, aşk söz konusu olunca çekici, gizemli hale gelebiliyormuş demek ki. Aşk, sadakat kimi güzelleştirmez ki… Galiba aşkın ve sadakatin bu kadar ayağa düşürüldüğü bir zamanda karşımıza çıkan kan emici canavarlar bile bize sevimli gelecek.
Davranışsal olarak narsist tanımlanan Drakula kimilerine göre bir ceylan avlayan kaplandan daha psikopat değildir derler ya işte o noktaya geliyor Besson Drakula’sı.. Bu kez insanları kullandığı çekici bir koku dışında baskın olarak manipüle edemiyor. Aşık Drakula aslında kendi manipüle oluyor. Onun aşk acısıyla gölgeli bir şatoda gölgeler arasında geçen avukat Jonathan Harker (Ewans Abid) ile karşılaşması bile sizi koltuklarınızda korkutmuyor.. Çoktan kanını emip vampire dönüştürmesi beklenirken, Harker’ın nişanlısının resminden karısının reenkarnasyonu olarak Mina’yı görünce, hikayesini anlatmasını isteyen Harker’a bile zalim yüzünü gösteremiyor.
Drakula rolündeki Caleb landry Jones’e defalarca şapka çıkarmak gerek. Teksaslı oyuncu yine Luc besson imzalı Dogman filminden hatırladığınız gibi öngörülmez tuhaf rolleri seviyor. Filmi merkezinden kaydırmamak için çok güçlü bir oyunculuk sergilemiş. İşi kolay değil… Bildiğiniz gibi beyazperde de genel anlamda kötücül karakterler işlenirken, onları çok da göremezsiniz aslında.. İzleyici için gizem ve ulaşılmazlık söz konusudur. Ama bu filmde Drakula tamamen sizin.. Canavarla ciddi olarak zaman harcarken, onun bilindik versiyonlarından çok daha fazla konuştuğuna ve sizinle vakit geçirdiğine, görünür, anlamlı şekilde yakın olduğuna tanık oluyorsunuz. Kertenkele gibi konuşan bu karakter için üç ay boyunca diyalektik koçuyla çalışan Caleb Land Jones, seyirciyi avucunun içine alıyor. Hem kırılgan hem tehlikeli olarak ve 400 yıl sonra bile yeni yıkılmış, özlem içindeki bir aşık kimi etkilemez ki…
Besson Drakula’sında bence yönetmen seyircisini şaşırtmak için olağanüstü bir şey yapmamış ama özenli davranmış. Karanlık sahnelerle, ışıl ışıl salonlar, eğlenceli panayırlar dengesini kurmaya çalışmış. Paranın önemli kısmı kostümlere, makyajlara ve görkemli detaylara gitmiş olsa gerek ki bunların arasında dikkat çekici olan 400 yıllık yaşlandırma makyajını da sayabiliriz. Ne de olsa Drakula filmi hiç mi kan revan yoktu ne hale sokmuşlar yüzyılların en ünlü vampirini derseniz, Besson o kadar da değil demiş ve bizim Drakula’yı kokularında etkisiyle cazibesine kapılan rahibeleri, Versaille sarayında yaptığı katliamlarla güzel soylu kadınları ısırarak, başka vampirlere de dönüştürdü tabii. Bunların arasında Maria (Matilda De Angelis) kafasının koptuğu bana göre filmin en kanlı sahnesi hariç özellikle panayır sahneleriyle sevimli bir kadın vampir olarak çıktı karşımıza. Mina( yine zoe oynuyor) ile bizimki arasında çöpçatanlık yapan bir kadın vampir düşünsenize. Bütün bunları doğaüstü güçler içeren vampirler olarak değil de hayatın olağan akışı içindeymiş gibi izliyorsunuz. Filmin aksiyonunu sağlayan unsurlardan biri de gargoyleler oldu. Drakula’nın şeytansı davranışlı fedaileri olan gargoylelerin saçlarını kazıtmış çocuklar alarak karşımıza çıkışı sürprizdi. Ve bence kostümleri atmosferi çok etkilemişti. Şeytansı muhafızlar bile bu filmde aşırı zalim değiller. Bu arada merak edenler için not.. Gargoyle, gargaradan geliyor… Yani ağzından su akıtan heykeller anlamında imiş.
Ve Christoph Waltz her zaman ciddiyetine hayran olunan bir karakter oyuncusu olarak bazı eleştirmenler keşke drakula olsaydı dese de rahip rolünde karşımıza çıkıyor. Waltz filmin lansman röportajlarında o kadar ciddi ki kameranın gerisinde ne olduğunun filan konuşulmasını da istemiyor herkesin nasıl yaptığına değil, ne yaptığına bakın diyor. Sanki jones le aralarında gizli bir rekabet sezdim. Öyle ki filmin sonuna kadar ayrı yollardaydılar. Sadece yüzleşme sahnesinde karşılaşıyorlar ki o sahne de unutulmaz.
Kamera arkasında yazan yöneten olarak Besson un duruşu, hatta önce başrol oyuncusu Caleb üzerinde netleşip sonra senaryoyu oyuncuyu düşünerek şekillendirmesi, Zoe’ ye ilk görüşmede Drakula’dan hiç bahsetmeden sadece sevgi ve hayat hakkında ne düşündüğü hakkında konuşup, sonra seçmelere yönlendirip sürpriz yapması filmin dedikoduları arasında.
Drakula filminin müzikleri Dany Elfman’a ait ve filme farklı bir boyut katıyor.. Özellikle Versaillle saray sahnesi ve en sondaki kale savaşlarında… Batman filminin müziklerini hatırlayın. Gotik, masalsı, eğlenceli, hüzünlü… Dönemler arasındaki kostümlerin çeşitliliği, Drakula’nın çok konuşulan başlangıçta kullandığı özel tasarım miğferi ve zırhı dahil olmak üzere tam bir görsel şölen ise, bunu tamamlayan da Elfman’ ın olağanüstü film müziği olmuş diyebiliriz.
Sonuç olarak Yıllarca korku filmlerinin çok uzağında durmuş biri olarak sonunda benim gibilerinde izleyeceği bir vampiri oldu.. Tamamlandık yani. Siz de benim gibi düşünüyorsanız iyi seyirler.
Yönetmen : Luc Beson
Senaryo : Luc Beson, Bram Stoker
Görüntü Yönetmeni : Colin Wandersman
Kurgu : Lucas Fabiani
Müzik : Danny Elfman
Oyuncular : Caleb Landry Jones, Christoph Waltz, Zoë Bleu, Matilda De Angelis, Ewens Abid, Guillaume De Tonquédec, Jassem Mougari, Bertrand-Xavier Corbi, Raphael Luce, Yvan Sorel, Salomon Passariello, Ivan Franěk
Fransa / Fantastik-Korku-Romantik / 129 Dk.













