Diriliş / Resurrection
Düşlerin Vahşi Çağında Sinemanın Dirilişi
Salondan çıktığınızda da aklınızda, yol almayı sürdüren katman katman bir koca labirent. Koca sinema tarihi, derin sinema düşüncesi. Sinema denen, her zaman tutkuyla bazen de şefkatle sevdiğimiz o büyülü şenlik kalıyor.
İKSV 45. İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz “Diriliş”, sinema sanatına bir selam duruş. Sinemanın geçmişine saygı sunan, her ne kadar karamsar havası olsa da geleceğine de inancı pekiştiren bir yapıt. Yenilikçi, cesur Çinli yönetmen, auteur Bi Gang, yeni filminde sinemaya ilişkin düşünü ve düşüncesini, ölümsüzlük uğruna düşsüz yaşamayı seçen bir evren kurgusu üzerinden işlemeyi yeğliyor. 2 saat 40 dakika. Size de koltuğunuza tutunup bu ışık ve gölgenin geçit törenini bir solukta izlemek düşüyor.
78. Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü ve Fipresci Ödülü ile karşılanan, İKSV 45. İstanbul Film Festivali’nin en çok beklenen yapıtlarından “Kuang Ye Shi Dai (çevirisi Vahşi Çağ) (Resurrection/Diriliş), bir distopya gibi dursa da değil, derinlikli bir düşünüş, bir düşü tüm duyularla görüş deneyi ile ortaya konan bir manifesto. Elbette çok özel ve özgün bir seyir deneyimi de.
Bi Gan, düşlerimizi gerebildiğimiz beyazperdeyi bir uyarı bayrağı olarak açıyor, bir taşınır bellek aygıtı olarak, ihtiyaç halinde çalmak üzere yeniden kuruyor.
Diriliş, bizi insanlığın düş görme yetisini biyolojik ve dijital ölümsüzlük uğruna gözden çıkardığı, anıların teknolojik aygıtlar içinde hapsolduğu post-apokaliptik bir geleceğe götürüyor. “Fantasmer (beyazperdeye Sanrıgören olarak çevrilmiş)” adı verilen ve hâlâ düş gören uç yaratıkların avlandığı bir evrene. Jackson Yee‘nin canlandırdığı Sanrıgören göğsüne yerleştirilen bir projeksiyon cihazıyla öldürülürken kendi düşlerini de izliyor; Shu Qi‘nin hayat verdiği Nörocerrahı ise bu içsel sinematik aygıta, sistemin ortalıktan kaldırdığı o düşlere gizlice tanıklık ediyor. Ve sinema tarihinde, doludizgin denebilecek bir koşu başlıyor.
Bi Gan, bu 160 dakikalık yapıyı Chan Budizmi’ndeki “altı kök (liu gen)” kavramı üzerinden inşa etmiş. Göz, kulak, burun, dil, beden, zihin. Her bölüm hem farklı bir duyuya hem de sinema tarihinin farklı bir dönemine ve türlerine karşılık geliyor. “Görme” Alman Dışavurumculuğu’nun chiaroscuro karanlığına ve sessiz sinemaya; “işitme” sesin sinemaya girişiyle gerçekleşen akustik devrime, “koku” kara filmin (film noir) ıslak asfalt ve sigara dumanıyla örülü atmosferine, “tat” B-tipi tür sinemasının vampirik dokusuna, “dokunma” Bergman ve Kurosawa sinemasının bedensel ve çevresel ortamına uzanırken; zihin, yaklaşık otuz altı dakikalık bir plan-séquence içinde 1999 yılbaşı gecesinin neon ışıklı mahallelerine yerleşiyor. Jackson Yee‘nin Sanrıgören’i ise, sessiz sinemanın abartılı jestlerinden kara filmin minimalist mimiğine, 1999 gençliğinin bedensel devingenliğine değin her bölümde farklı bir arketipe bürünüyor.
Bi Gan, görüntü yönetmeni Dong Jingsong ile birlikte, çağımızın pürüzsüz ama hissiz görsel dilini benimsemiyor. Görüntülerin teknolojik kusursuzluğu yerine pelikülün kimyasal doğası, kocaman el yapımı setler, ağırbaşlı zanaatkâr çekimler… Karanlık, gölge, tenha ıslak yollar, sigara dumanı ve teremin… karlı tepe, tapınak ve zehirli patatesler… vicdan, yakınlık duygusu ve gündoğumu… Salondan çıktığınızda da aklınızda yol almayı sürdüren katman katman bir koca labirent. Koca sinema tarihi, derin sinema düşüncesi. Sinema denen, her zaman tutkuyla bazen de şefkatle sevdiğimiz o büyülü şenlik.
Sanata evet.
Yönetmen / Senaryo / Kurgu : Bi Gan
Görüntü Yönetmeni : Jingsong Dong
Müzik : M83
Oyuncular : Jackson Yee, Shu Qi, Mark Chao, Li Gengxi, Jue Huang, Chen Yongzhong, Chloe Maayan
Çin-Fransa / Bilimkurgu-Psikolojik Dram-Dedektif / 160 Dk.








