Cannes Film Festivalinin İlk Günleri

79. Cannes Film Festivali görkemli bir Açılış Galası ile başlama vuruşu yaptı. Gecenin takdimcisi Mali asıllı Fransız oyuncu Eye Haidara, Jean-Luc Godard’ın “Biz filmleri tedbirli olmak için yapmıyoruz” cümlesini hatırlatarak, sinema sanatının cesur, öğretici, eleştirel gücüne vurgu yaptı. Gecenin kahramanı Sir Peter Jackson Onursal Altın Palmiye Ödülünü, 9 filminde yer alan fetiş oyuncusu Elijah Wood’un elinden aldı. Sinemanın görsel efekt sihirbazı Yeni Zelandalı yönetmen, sinema sevgisi yüklü uzun konuşmasında : “Teknoloji insanlığa katkı sunmadığı müddetçe hiçbir anlam ifade etmez” dedi. Jackson hınzır ve esprili konuşmasını : “Cannes’a bu 3. gelişimde beklemediğim bu sürpriz ödülü şahsıma yapılan büyük bir onur olarak kabul ediyorum” diyerek tamamladı. Jackson’ın ve Jüri Başkanı Park Chan-wook’un kariyerlerinin kilometre taşları, çok zengin iki video ile hatırlatıldı.

79. Festivalin açılış konuşmasını sinema sanatının 2 dev kadın oyuncusu yaptı : 2 Oscar Ödüllü Amerikalı kült oyuncu Jane Fonda ve Çin sinemasının gelmiş geçmiş en başarılı kadın oyuncusu Gong Li. İkili sinema sevgisi dolu konuşmalarında yaratıcı gücü, cesareti ve özgürlüğe tutkusuyla sinema sanatına saygı duruşunda bulundular. Park Chan-wook konuşmasını Korece, Gong Li Çince yapınca Açılış Galasınde tercüme kulaklıkları fazla mesai yaptı. Cannes Film Festivallerinin ilk gününde Jüri Üyelerinin geleneksel basın toplantısında, uluslararası şöhrete sahip yönetmen, senaryo yazarı ve oyunculardan kurulu jüri, basının sorularını yanıtladı. İlk günden büyük bir dayanışma içinde bulunduklarını samimi, heyecanlı söylemleriyle dile getiren 9 jüri üyesi insanlığın ve iyiliğin savunucusu olduklarını gösterdiler. Park Chan-wook’un başkanlığındaki jüri, her yıl politik tavır almakla ünlenen Cannes Festivali’nin bu hasletine ayak uyduracaklarını hissettirdiler.

79. Cannes Festivali’nin ana yarışmasındaki 3 filmi MUBİ’de izleyebileceğiz. Bunlar Belçikalı Lukas Dhont’un epik savaş draması “Korkak / Coward”, usta Polonyalı Pawel Pawlikowski’nin “Anavatan / Fatherland” ve Japon Na Hong-jin imzalı gerilim yüklü bilimkurgu filmi “Hope”.

79. FESTİVALİN ÖZELLİKLERİ

79. Cannes Film Festivali ana yarışma programının özellikleri, Amerikan sinemasının pek rağbet göstermeyip sadece 2 filmle temsil edilmesi, İspanya ve Japonya’nın üçer filmle yer alması, 22 filmin yarısının yönetmenlerinin Cannes’a ilk kez katılmaları. Filmlerin süreleri açıklanınca, ilk göze çarpan şey filmlerin tümüne yakınının sürelerinin uzun olduğu. Şöyle ki 1 saat 50 dakikanın altında sadece 2 film var : “Sevdiğim Adam / The Man I Love” ve “Bir Kadının Hayatı / La Vie D’une Femme”. Çoğu 2.5 saatin üstündeki filmlerin rekoru, 3 saat 16 dakikalık Hamaguchi’nin “Aniden / Soudain” filminin. Bu yıl festival takipçileri salonlarda geçirdikleri toplam sürede, filmlerin uzunluğu sebebiyle eski festivallere kıyasla daha az sayıda film izlemiş oldular. Günde 5 film izlemeye alışık olanlar bu yıl alışkanlıklarını sürdürmede zorlandılar. Latin Amerika sinemasının, Afrika ülkelerinin, İtalya ve İngiltere’nin, İskandinavya ülkelerinin temsil edilmediği yarışmadaki 22 filmden 16’sı Avrupa sinemasından geliyor. Ev sahibi Fransa 5 filmle başı çekiyor.

1939’da kurulan Cannes Film Festivalinin yaratılma nedeni, savaşların yarattığı kamplaşmalara karşı, dünyanın her köşesinden sanatçıları ve filmlerini birleştirmekti. Festivalin ilk kadın başkanı olan İris Knobloch bu konuda : “Bu bir lüks değil bir gereklilik. Çünkü dünya karardığında ve yönünü kaybettiğinde, farklı ufuklardan gelen filmleri göstermek, insanlığın en değerli özelliği olan hayal kurma ve özgürce düşünme kapasitesini savunmaktır.” Sinema sanatında söyleyecek sözü olan genç yaratıcıları cesaretlendirmek, kadın sanatçılara pozitif ayrımcılık tanımak, farklı kültürlerden gelen insanların sesini uluslararası arenada duyurmak, Cannes Festivali’nin amaçları arasındadır. Bu özellikleri kendisine sinemanın en saygın platformu olma ayrıcalığını kazandırmıştır. 79. Cannes Film Festivali sırasında sinemanın önde gelen 3 sanatçısı, Peter Jackson, Cate Blanchett ve Tilda Swinton, basın mensuplarıyla geniş kapsamlı birer söyleşi seansında bulundular.

Festivalin Açılış Galasında Onursal Altın Palmiye Ödülü ile taçlandırılan Yeni Zelandalı yönetmen- senarist- yapımcı Sir Peter Jackson (65) ertesi gün basınla bu buluşmaların ilkini yaptı. 3 filmlik “Yüzüklerin Efendisi” serisinin yaratıcısı, görsel efektlerdeki becerisiyle sinema sanatının öncülerinden biri olmuştu. Avustralyalı oyuncu- senarist- yapımcı Cate Blanchett (57) kariyerindeki 8 Oscar adaylığının ikisini ödüle çevirme başarısını göstermişti : “The Aviator” ve “Blue Jasmine”. Ayrıca kendisi dörder Altın Küre ve Bafta Ödüllerinin sahibi. Blanchett, 2019 Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasının Jüri Başkanlığını yapmıştı. “Tar”, “I’m Not There” ve “Elizabeth” gibi kaliteli filmlerde yeteneğini kanıtlayan Blanchett, yaşayan kadın oyuncuların en iyileri arasında yer alıyor. İskoçyalı oyuncu, senarist- yapımcı Tilda Swinton (66) “Michael Clayton” filmiyle Oscar Ödülü sahibi oldu. Berlin Film Festivali Onursal Altın Ayı ve Jüri Ödüllerini kazandı. Bir kez En İyi Kadın Oyuncu Volpi Kupasını kazanan aktris yine Venedik’ten 2020’de kariyeri için Onursal Altın Aslan Ödülü ile taçlkandırıldı. Derek Jarman’ın 9 yıl süreli işbirlikçisi olan Swinton, yönetmenin ölümüne kadar tüm filmlerinde yer aldı. “Orlando” filmiyle tanınan İskoçyalı aktris, Almodovar, Jarmush, Bong Joon-Hu, Wes Anderson gibi ünlü yönetmenlerle çalıştı.

ALMODOVAR VE JÜRİ ÜYELERİ

İspanyol sinemasının Luis Bunuel’den sonra en önemli yaratıcısı olan Pedro Almodovar Cannes’a 9. gelişinde, “Acı Noel / Amarga Navidad” ile hayranlarını mest etti. İspanyol usta, parlak kariyerinde “Annesi Hakkında Her Şey”i söyledi, “Yüksek Topuklu Kadınlar”ı, “Kendini Bağlatan Kadınlar”ı, “Bir Kadına Dönüştürülen Erkeği” anlattı. Bitkisel hayat yaşayan bir kadının erkek hastabakıcısına, “Konuş Onunla” tavsiyesinde bulundu. “Acı ve Zafer” ile kendisinden bahsederken, bunu fetiş oyuncusu Antonio Banderas üzerinden yaptı. Yine kişisel bir konuya odaklanan “Acı Noel”de, bir film yönetmeninin yaratıcı korkuları, şüpheleri ve çelişkileri üzerine otobiyografik bir kurgu sunuyor. Kendi hayat hikayesinden esinlenen Almodovar, anılarını ve gerçek olayları kurgusal ögelerle harmanlayıp “otofiksiyon” (otobiyografik kurgu) türünde bir filme imza atıyor. Cannes’a ilk kez katılan İspanyol Javier Calvo ile Javier Ambrrossi’yi 2 filmin galasında ve basın konferansında izledik. İlk uzun metrajlı filmleri olan “Siyah Top / La Bola Negra”da yönetmen olarak, Almodovar’ın “Acı Noel”inde oyuncu olarak. Javier Calvo 100, Javier Anbrrossi 120 filmde oyuncu olarak yer almışlar

Ana yarışmanın 22 filmi arasında kuyumcu titizliğiyle ödül listesini oluşturacak, G. Koreli Park Chan-wook’un başkanlığındaki jürinin üyeleri şunlar : “Nomadland”ile 2 Oscar Ödüllü Çinli yöetmen- senaryo yazarı Chloé Zhao, “Manevi Değer” ile Altın Küre Ödüllü İsveçli Stellan Sarsgard, Ken Loach’ın 2 Altın Palmiye’li filminin senaristi İskoçyalı Paul Laverty, “Cevher” ile kariyerinde sıçrama yapan Amerikalı aktris Demy Moore, “Loving”den tanıdığımız Etopya- İrlandalı aktris Ruth Negga, 2 yönetmen, Belçikalı Laura Wandel ile Şilili Diego Céspedes, ve Fildişi Sahili- Amerikalı aktör İsaach de Bankole.

AÇILIŞI FRANSIZ KOMEDİSİ YAPTI

79. Cannes Film Festivali’nin başlama vuruşunu Fransız yönetmen Pierre Salvadori’nin “Elektrikli Venüs / La Vénus Electrique”i yaptı. Yönetmen, yalan, belirsizlik, aldatma gibi sadık temalarına bu filmde de yer veriyor. Sanatsal coşku, popüler eğlencenin cazibesi ve maneviyatla damgasını vuran 1920’lerin ruhu bu son filmine de nüfuz ediyor; yönetmenin şiirsel sinemasına sadık kalarak, anlatım özgürlüğünü, melankoliyi ve mizahı ustalıkla harmanlıyor. Hızlı, hatta çılgın tempolu ritm, yalan ve gerçek arasındaki yanlış anlamlar, Hollywood komedilerinden ilham alan, Ernst Lubritsch, Billy Wilder, Blake Edwards hayranı Salvadori ile, filmde benzersiz kurgusal bir dünya yaratıyor. Yönetmenin ve ünlü Robin Campillo’nun aralarında bulunduğu üçlü senarist ekibi, insan ilişkilerini ve mutluluk arayışında yıpranan karakterlerin kırılganlıklarını araştıran sosyal bir gerçekliğe dayanan bir metine imza atıyorlar.

Filmin konusuna gelince, 1928’de Paris’te moda düşkünü genç ressam Antoine (Pio Marmai), karısının ölümünden sonra çalışamaz hale gelmiştir. Bu durum galeri sahibi Armand’ı (Gilles Lelouche) üzmektedir. Bir akşam sarhoşken Antoine bir falcı aracılığıyla karısıyla iletişime geçmeye çalışır. Aslında yiyecek çalmak için karavanına gizlice giren mütevazi bir karnaval çalışanı olan Suzanne’dan (Anais Demoustier) medet umar. Aldatma konusunda yetenekli olan Suzanne, kısa sürede Armand’ın da katılımıyla bir dizi sahte ruh çağırma seansları düzenlemeye başlar. Antoine oyuna gelir ama genç kadının kendisine aşık olmasıyla işler karışır. Uluslararası alanda beğeni toplayan Fransız komedileri dünyasının önde gelen isimlerinden Salvadori, 34 yıllık kariyerinde 11 uzun metrajlı filme imza attı. Çağdaş Fransız sinemasının önemli isimlerini bir araya getiren yönetmen, filmografisinde bir ilk olarak, 20. yüzyılın başlarındaki canlı Paris’i, son filmindeki dönem masalı için mekan olarak seçiyor. Pierre Salvadori oyuncularına eşsiz bir yaratıcı özgürlük sunuyor. Başrolde, dördüncü işbirliğini gerçekleştirdiği Pio Marmai var. Oyuncu kadrosunda Anais Demoustier, Gilles Lelouche gibi ünlülerin yanında, César Ödüllü Hintli Aktris Vimala Pons da var. Fransız yönetmen filmi hakkında : “Cannes, sinema ile ilgili sevdiğim her şeyi kutluyor: yönetmenliği, cesareti, özgürlüğü ve film yapımcılarını. Onları keşfediyor, destekliyor. Benim filmim de kendi tarzında, mesleğime duyduğum tüm inancı ve sevgiyi bünyesinde barındırıyor. Festivalin açılış filmi seçilmesinden dolayı çok gururlu ve mutluyum” diye konuştu.

79. Cannes Film Festivali’nin afişinde feminist filmlerin ilk başyapıtlarından “Thelma ve Louise”in 2 kadın kahramanı Susan Sarandon ile Geena davis var. Ridley Scott’ın avangard filmi 1991’de Cannes’da dünya prömiyerini yaptıktan sonra En İyi Senaryo Oscar Ödülünü kazanmıştı. Ben, Ridley Scott’ı daha önce 1997’de, kariyerinin ilk uzun metrajlı filmi “The Duellists”i takdim etmek için geldiği 49. Cannes Film Festivali sırasında görmüştüm. Festival yönetimi afiş seçimi hakkında : “Bu 2 unutulmaz savaşçı, sistematik ve politik klişeleri alt üst etti. Mutlak özgürlüğü ve sarsılmaz dostluğu somutlaştırdılar, hayati önem taşıdığında özgürleşmenin yolunu gösterdiler. Onları bugün yine hatırlamak, henüz önlerinde olan yolu gözardı etmeden, bugüne kadarki yolculuğa kutlamaktır” açıklamasını yaptı. Bu film hakkındaki bir anımı paylaşayım. Filmin figüranları arasında bulunan Brad Pitt’i henüz kariyerinin başında olduğu ve tanınmadığı için, Cannes’da kendisine hiç ilgi gösterilmemişti.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz