İçimdeki Yabancı / The Unknown / L’Inconnue
VAROLMANIN DAYANILMAZ SIKICILIĞI!
Seyircinin filmi takip edememesinden rahatsız olmayan yönetmen, zaman zaman bizi bir sembol ve metafor ‘yağmuruna’ maruz bırakıyor. Özellikle filmde bir ‘film içinde film’ sekansı var ki hangi amaca hizmet ettiğini anlamamız imkânsız.. İşin belki de en vahim kısmı seyirci olarak kendimizi ‘kandırılmış’ hissetmemiz!
Yönetmen ve senarist Arthur Harari’nin Cannes Film Festivalinden ‘eli boş’ dönmesine rağmen olukça beğeni toplayan son filmi ‘l’İnconnue’, seyircisini bir bilinmezlik ortamına bırakmaya çalışan ve bunu yaparken de varoluş amacımız, benliğimiz, bu alandaki psikolojik dalgalanmalar gibi birçok derin temayı eşelemek isteyen bir yapım…
Bu tarz temalara dalan bir yönetmene birçok noktada esneklik verebiliriz : filmde bolca sembol ve metafor kullanılabilir; hikaye ‘linear’ bir akış taşımayabilir, hatta bazı gereksinim duyulan eylemler yerini duygusal reflekslere bırakabilir. Ancak bunu yaparken yine de filmi belli bir çerçeveye oturtmak, hikayeye serpiştirilen ‘ipuçlarını’ bazı noktalarda somut veriler haline sokmak ve olay örgüsünü sağlam kurulması gerekir. Bu filmde ne yazık ki bunların hiçbiri yok!
Franju’nun 1960 yılında çektiğim ‘Çehresiz Gözler’den 2009 yılındaki ‘Geriye Bakma’ya kadar uzanan bir listede kimlik arayışı, ruhların değişimi, reenkarnasyon gibi konular değişik hikâyeler eşliğinde önümüze gelmişti. Ama bu filmlerin her biri tütünü baştan belli ediyor, olay örgüsünü belli bir mantığa oturtuyor, seyirciler ise bazen ufak bir kafa karışıklığı yaşasa da asla deyim yerindeyse ‘ipin ucunu’ kaçırmıyordu.
Öncelikle filmin hibrid olmaya çalışırken ‘ortada kalan’ bir yapısı var : bazen bir dram, bazen melankolik bir romantik komedi, bazen ise psikolojik gerilim izliyormuş gibi bir hissiyat var. Hatta bazı sekanslar korku filmlerini bile çağrıştırıyor. Çoğu zaman gerçekleşen eylemler net bir sonuca bağlanmıyor; karakterler asıl anaçlarını bize asla açık ettirmiyorlar; nedensizce aynı mekanlara tekrar tekrar gidiliyor.
Sanki seyircinin filmi takip edememesinden rahatsız olmayan yönetmen zaman zaman bizi bir sembol ve metafor ‘yağmuruna’ maruz bırakıyor. Özellikle filmde bir ‘film içinde film’ sekansı var ki hangi amaca hizmet ettiğini anlamamız imkânsız..
İşin belki de en vahim kısmı seyirci olarak kendimizi ‘kandırılmış’ hissetmemiz! Yönetmenin zaman zaman attığı gerçeklik ‘oltaları’ her seferinde boşa çıkınca bir süre sonra içimizde (filmi anlama açısından) bir yetersizlik veya acizlik duygusu oluşuyor.
Kısaca felsefi derinliği olan ve içsel dünyaları işleyen filmlere her zaman gereken değeri ve dikkati vermekten yanarız! Yeter ki yönetmen filminde hâkimiyeti kaybetmesin!
Yönetmen : Arthur Harari
Senaryo : Arthur Harari, Lucas Harari, Vincent Poymiro
Görüntü Yönetmeni : Tom Harari
Müzik : Andrea Poggio
Oyuncular : Léa Seydoux, Niels Schneider, Valérie Dréville, Lilith Grasmug, Radu Jude, Shanti Masud, Jonathan Turnbull, Victoire Du Bois, Alexandre Pallu, Victor Chakravarty, Michaël B Evans
Fransa-İtalya / Bilimkurgu-Dram-Fantastik / 139 Dk.









