Clayface
BİR SÜPER KAHRAMAN DEĞİL BİR SÜPER ‘KÖTÜ KAHRAMAN’!
Clayface’ benim gibi James Gunn sineması ile biraz mesafeli olan seyircilerin bile ilgisiz kalamayacağı bir anti-süper kahraman filmi! Ama film Gunn’ın hijyenik sakınmaları ve özgün yaklaşım tereddütleri olmasa kuşkusuz daha akılda kalır olurdu!
James Gunn’ın önderliğindeki DC evreni radikal bir şekilde değişti: Gunn ister yönetmen isterse de yapımcı koltuğunda otursun, DC comics dünyasının Superman gibi ikon olmuş veya Supergirl gibi biraz gölgede kalmış ama çok ilgi görme potansiyelim barındıran kahramanları o zamana kadar gidişattan farklı olarak ‘yeni’ evrenlere salıyor, onlara esinlendiği esere ihanet etmeyen ancak daha önce pek gözümüze çarpmayan özellikler ekliyordu. Bu, belli ölçülerde ilginç ama bizce aynı zamanda da itici durabilecek yöntem bazı riskler taşıyordu. Nitekim ‘Superman’ gişede beklentilerin altında kaldı, bir ‘yarı-başarı’ sayılabilecek bir sonuç aldı; ‘Supergirl’ ise tam bir fiyaskoydu!
Bu iki tatmin etmeyen sonuçtan sonra bu kez aynı evrenden çıkan bir başka kahramana daha doğrusu bir anti-kahraman olan Clayface’e eğiliyoruz: DC evreninde eskiden beri ‘düşman’ sınıfına giren bu karakter thriller ile ‘Body horror’ karışımı bir filmin merkezi olarak karşımıza çıkıyor. Detaylara girmeden önce filmin belli bir tempo ve heyecan katsayısı barındırdığını ama hem senaryo hem de özellikle olay örgüsü açısından bazı eksiklikler taşıdığını da ekleyelim…
Konudan bahsedecek olursak : Matt Hagen kariyeri yükselişte olan, hatta son rolüyle Oscar ödüllerine aday olmuş, genç ve yakışıklı bir aktördür. Eğlenmek için bir gece kulübünde tanıştığı güzel bir kadınla tek gecelik bir ilişki yaşar ama kız bir mafya babasının sevgilisi çıkar. Gece sonrasında yatakta yakalanan Matt ceza olarak mafya babası tarafından yüzü defalarca kesilerek tanınmaz haile getirilir. Hem yakışıklılığını hem de kariyerini kaybeden Matt, önce bu durumunu düzeltemeye sonrasında suçluları cezalandırmaya girişir.
ANTOGONİST’E EMPATİ DUYMAK…
DC evrenin bir başka efsanevi karakteri Joker gibi Clayface de ‘o kişi’ olmadan önce hikayede daha dengeli bir portre çiziyor. Tim Burton’ın ‘Batman’inde yer alan jokerin bir gangster olduğunu bir kenara koyarsak ‘Joker’ filminde başkarakterin hayatının erken döneminde başarısız bir palyaço olduğunu görüyor, sonrasında Batman’in baş düşmanı olacak bu karakterin insani temellerini bulabiliyorduk.
‘Clayface’de de Matt Hagen’ın insani yanlarına tanık oluyoruz. Ama kendisi Joker’in aksine kariyerinde son derece başarılı, ışıltılı hayatından son derece memnun olan birisi… Dikkat çeken nokta ise yüzünün bıçaklarla kesilmesi her insan için büyük bir travmayken bu, Matt karakteri için çok daha belirleyici ve bir açıdan da Clayface’e dönüşümünü hızlandıran en önemli etken oluyor. Hatta bizce burada yakışıklı bir aktör olmasının ötesine giden bir nokta da var. Aynı ‘Vanilla Sky’ filminde Tom Cruise’un canlandırdığı karakter gibi hayatının merkezine yakışıklılığını koymasının ve bunu olabildiğince sergilemenin önünün kesilmesi Matt’ın hayatının alt üst olmasına anlamına geliyor.
Bu narsist başkaraktere her şeye rağmen bir empati duyuyoruz. Matt’in ününün kendisinin biraz ‘başını döndürmesinin’ etrafındaki insanlardan kaynaklandığına, tek gecelik bir ilişkiye girmesinin hayat ritminin getirdiği bir durum olduğuna, oyunculuk kariyerinde parayı önemsese de bunu tek hedef gibi görmediğine tanık oluyoruz.
HULK İLE DARKMAN ARASINDA…
Matt deney aşamasındaki bir tıbbi müdahaleyle yüzünü tekrar kazanıp ardından düşmanlarıyla teker teker hesaplaşmaya başlayınca durum biraz değişiyor. O zamana kadar aslında bir ‘düşman’ olduğunu unuttuğumuz baş karakter aynı gaddarlıkla diğer ‘kötüler’ olan mafyaya karşılık verince yavaş yavaş Clayface’i görmeye başlıyoruz. Ama asıl kötücül yönü, bu ‘intikam dalgasından’ onu ‘satan’ menajeri, dolandıran muhasebecisi veya arkasından iş çeviren oyuncu arkadaşı gibi ahlaken yanlış ama sonuçta suçlu olmayan kişilerin de nasibini almaya başlayınca kendini gösteriyor.
Film thriller kimliğinden sıyrılıp ‘body horror’ yönüne kayıyor. Clayface’in duygusal buhranlar yaşayınca yüzünün tekrar deforme olmaya başlaması ve bazen groteske varan sınırlarda işlediği kanlı cinayetler filmin bahsettiğimiz türe döndüğünün net kanıtı gibi duruyor.
Bazı eleştirmenler bu ‘değişimlerin’ biraz ‘The Fly’ filmini çağrıştırdığını söylese de biz kendi adımıza daha çok (hikaye açısından) ‘Darkman’, (sert duygusal tepkilerin fiziksel değişime yol açması açısından) ve ‘Hulk’ filminden esintiler bulduk!
Ancak göze batmayan özel efektlere ve yeşil ekrana, başarılı makyaj çalışmasına ve çok aksamayan olay örgüne rağmen filmde sanki hep bir şeyler eksikmiş gibi bir hissiyat da doğuyor. Bazı sekanslar aceleye getirilmiş, bazılarında tereddütler yaşanmış, gerilimin tırmandığı (örneğin uçakta geçen sekans) sahnelerde işin ‘sonuna kadar gidilmemiş’ gibi bir tempo var. Sanki filmin bütününde her kitleye uygun popüler bir film ile (kan ve şiddet açsından) yetişkinlere uygun film arasında bir salınım mevcut…
Sonuç olarak ‘Clayface’ benim gibi James Gunn sineması ile biraz mesafeli olan seyircilerin bile ilgisiz kalamayacağı bir anti-süper kahraman filmi! Ama film Gunn’ın hijyenik sakınmaları ve özgün yaklaşım tereddütleri olmasa kuşkusuz daha akılda kalır olurdu!
Yönetmen : James Watkins
Senaryo : Mike Flanagan, Hossein Amini
Görüntü Yönetmeni : Rob Hardy
Kurgu : Jon Harris
Müzik : Volker Bertelmann
Oyuncular : Tom Rhys Harries, Naomi Ackie, Max Minghella
ABD / Korku-Aksiyon-Fantastik / 108 Dk.












