Acele Baba Aranıyor / Damien Veut Changer Le Monde

Taşlaşmış Kalplere Naif Bir Dokunuş..

Paris’in simgeleri ve ileriki aşamalarda filmde karşımıza çıkacak bir kısım görsel öğelerle beraber Paris’e yakışan melodiyle filmin açılışı. Ardından kaçan bir kişinin, polisin sert müdahalesine maruz kalması, tıpkı konuyla alakalı olarak Macar ırkçı gazeteci Petra Laszlo’nun göçmen babaya attığı çelme sonrasında yere kapanma gibi bir sonuç. Xavier De Choudens‘in yönettiği ve halen gösterimde bulunan “Damien Veut Changer Le Monde” filminin ilk sekansı bu. Sonrasında ana kahraman Damien (Franck Gastambide) hikayeyi, 60’lı yılların sonları, 68 gençlik hareketlerinin doruğundaki Paris’e çeviriyor. Yani Sartre’ın ve “Yasaklamak Yasaktır” sözünün egemen olduğu bir atmosfere. Paris! Sarkaç geriye dönünce beyazperdeden Damien’in babası ile annesinin polis saldırısı altında tanışma ve evlenmeleri, bir süre sonra ise 68 hareketinin sönümlenmesi ve ilk işareti olarak da belki de trajik şekilde annenin ölümü bir bir sıralanıyor.

Yıllar geçiyor; baba, oğul ve kız kardeş avukat Melaniè’ (Camille Lellouche) ile birlikte yaşamlarına devam eden bir aile görüyoruz. Damien, içinde göçmen çocukların da bulunduğu okulda rehberlik öğretmenidir. Bir gün göçmen çocuklardan birisinin annesi onu almaya gelmez. Çocukla ilgilenen Damien sonrasında farkına varır ki, şayet bir baba bulunmazsa çocuk ve annesi sınır dışı edileceklerdir. Buradan sonra karşımıza ilk karşılıklı peşin yargılar, ardından aşk hikayesi çıkar. Göçmen Salma (Melisa Sözen) ile Damien arasında formalite ile başlayan evcilik oyunu, aşka doğru yelken açar. Ne var ki, benzer durumda olan başka aileler de bu şekilde bir Fransız babaya ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle Damien bir nevi göçmenlere yardım derneği gibi hareketin öncüsü olur. Ancak bu durum başına bir kısım dertler açmaktan geri kalmaz. Açılan davalar, olayın medya kanalı ile kamusal bir boyut kazanması, Salma ile oğlunu da sınır dışı edecek gelişmelere sebep olur. Tüm bunları sonraki aşamalarda öğrenen Salma, Damien’e aşık olmasına rağmen sınır dışı edilme riski nedeni ile öfke duymaya başlar.

Film, günümüzün en temel meselelerinden göçmenlik/mültecilik gibi sorunları mercek altına alması itibari ile kuşkusuz değerli. Bu sıralarda dozajı artan göçmen yoğunluklu ülkelerde ırkçılık soslu, taşlaşmış kalplere bir uyarı niteliği de bulunmakta. Ancak filmin ülkemizdeki gösterime giren adı bence bir çok mahsuru taşıyor. Çünkü film, eleştirimiz bir kenara bırakılırsa bir baba hikayesinin çok ötesinde bir anlam arayışında. Bunu Damien’in göçmenlere dair sosyal faaliyetlerinde görmek mümkün. O nedenle mesele göçmen çocuklara bir baba bulmak değil, günümüz Avrupa bürokrasi ve yurttaşlarına geçmiş değerleri hatırlatmak olarak okunmalı. Bu nedenle film orijinal Fransızcasına sadık kalınarak “Damien Dünyayı Değiştirmek İstiyor” olarak gösterime girmeliydi.

Sinemanın kadim çeviri sorununu bir kenara bıraktığımızda, film Fransa’nın milli değerleri olan Libertè (Özgürlük), ègalite (Eşitlik) ve Fraternitè’nin (Kardeşlik) örselenmesine kısmi değinilmesi ile de önemsenmeli. Bu simgesel sözler filmin açılışından kapanışına değin sürekli işlenmekte. En son belediye sarayında da bu üç değerli sözcük son söz olarak izleyiciye yansıtılmakta. Ancak filmin kafasının çok karışık olduğunu da hesaba katmak gerekli. Olaylar o kadar hızlı ilerliyor, ancak buna ters orantılı olarak karakterler ve hadiseler o derece yüzeysel ele alınıyor ki, filmi ve ele aldığı değerleri yeterince duyumsayamıyorsunuz. Üstelik bunu yer yer dozajı ayarlanmamış melodram unsurları katarak vermeye çalışıyor. Halbuki, bu derece belirgin bir anlatım dili olmamasına ve konuyu teğet geçmesine rağmen, örneğin Michael Haneke‘nin 2017 tarihli “Happy End” filmi göçmen sorununu daha hakiki bir çizgiden ele almıştı.

Filmin karakterlerinin tam olarak içinin doldurulmadığını belirttik. Avukat olan kardeşi Melaniè’nin ve Damien’in babası eski devrimci karakterin dönüşümleri tam olarak izleyiciye geçmiyor. Melisa Sözen‘in canlandırdığı Salma ise, ilk sekanslarındaki halinden farklı olarak o derece bencil bir karakter haline geliyor ki, izleyici “önce can” diyen ve diğer göçmenleri umursamayan bu karakterle sempati bağlamında yeterince bir sıcaklık hissetmiyor. Hele bir de son mahkeme sahnesi var ki, işte bu artık pes dedirtecek boyutta. Kara Avrupa hukukunu en şekli kurallarla uygulayan ülkelerden Fransa’da Anglo-sakson benzeri bir adalet sistemini yansıtmak, avukat Melaniè’nin Fransız devrim değerlerini hatırlatması üzerine hakimin kararını değiştirmesini bu şekilde ele almak en hafifi ile çok naifçe.

Bu da yetmediği gibi Salma’nın bir kısım Yeşilçam melodramları gibi hastaneden kaçarak mahkeme salonuna girmesi, bunun karara etkisi filmin türü konusundaki kafa karışıklığını ve filmin niteliğini sorgulamayı arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. Özellikle “Kış Uykusu” filmindeki performansı ile yönetmenlerin dikkatini çeken Melisa Sözen tüm bu itirazlarımıza karşın başarılı oyunculuğunu burada da sergilemiş. Franck Gastambide‘nin de Damien rolünde fedakar, duyarlı ve Fransa’nın devrim geleneğini birey olarak simgeleyen kişiliği yansıtmada başarı gösterdiğini belirtmek gerekir.

Filmin, ülkemizde ve diğer coğrafyalarda son dönemde kimi kesimlerce yersiz tepkilerin odağı olan, Hannah Arendt’in “yersiz yurtsuz” olarak tanımladığı bu mağdur kesime yönelen, Fransız İhtilali’nin getirdiği temel insani değerleri göz ardı eden kitlesel yaklaşımlara, insani boyutlu ve yer yer mizah unsurlarını da dahil ederek bakış getirmesi bakımından önemsenmesi gerekli yönleri var. Bu durum ve göçmen Fransızcası ile Kış Uykusundaki oyunculuk başarısını aratmayan Melisa Sözen için bile izlenmeyi hak ediyor. Karar sizin…

Yönetmen ve Senaryo : Xavier De Choudens

Görüntü Yönetmeni : Pierre Aïm

Oyuncular : Franck Gastambide, Melisa Sözen, Gringe, Camille Lelloiche, Jessim Kas, Youssef Hajdi, Bass Dhem, Remy Adriaens

Fransa/Komedi-Dram/98 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here