Anons

Mahmut Fazıl Coşkun, Venedik Film Festivali’nin Orizzonti bölümünde Özel Jüri Ödülü alan üçüncü filminde, 21 Mayıs 1963 gecesi boyunca, Talat Aydemir’in başarısız darbe girişimi sırasında geçen trajikomik bir öykü anlatıyor.

Almanya’ya giden işçi kafilesinde bir sağlık muayenesiyle başlayan film, hemen ardından bir taksi şoförünün (Mehmet Yılmaz Ak), Reha (Ali Seçkiner Alici) ile Şinasi’yi (Tarhan Karagöz) aracına almasıyla esas öyküye geçiyor.. Vardıkları yerde taksiden inerken şoförü öldüren ikili Kemal (Murat Kılıç), Nazif (Nazmi Kırık) ve Rıfat’la (Şencan Güleryüz) buluşarak, Nazif’in yarattığı pürüz de ortadan kaldırıldıktan sonra subay üniformalarını giydiklerinde bir askeri darbe girişiminde yer alacakları anlaşılıyor.

Burada büyücek bir parantez açarak, benim kuşaktan olup olayları yaşamışlara anımsatmak, yaşamamış olan daha genç kuşaklara da biraz ayrıntılı açıklamak için söz konusu darbe hakkında bazı hatırlatmalar yapalım.

27 Mayıs Darbesi’nin ardından 1961’de yapılan seçimlerde CHP beklenen oyu alamamış, sandıktan devrik Demokrat Partinin devamı olan Adalet Partisi de yüksek oy alarak çıkmıştır. Seçim sonuçlarını beğenmeyen Milli Birlik Komitesinin dayatmasıyla, Cumhurbaşkanlığına ihtilalin lideri Cemal Gürsel getirilmiş, İsmet İnönü başbakanlığında bir CHP-AP koalisyon hükümeti kurulmuştur.

27 Mayıs Darbesi sırasında Kore’de görevde bulunan darbenin fikir babalarından Albay Talat Aydemir, yurda döner dönmez, Milli Birlik Komitesi’ne dahil edilmeyi bekliyordu. Beklentisi gerçekleşmeyince, darbenin rant dağıtımından istifade edemediği için de kırgın olan Aydemir, darbenin hedefini bulamadığını, Atatürk‘ün işgal atlındaki ülkeyi kurtarması gibi Türkiye’yi de kendisinin kurtaracağını iddia etmeye başlar.

Aydemir, komutanı olduğu Harp Okulu öğrencilerinin desteğiyle 22 Şubat 1962’de bir darbe girişiminde bulunur. Geceyi Hava Kuvvetleri Karargâhında, isyancılarla pazarlık yaparak geçiren İsmet İnönü, kan dökülmemiş olduğundan, teslim oldukları takdirde harekâta katılanlar hakkında cezai takibat yapılmayacağı sözünü vererek kalkışmayı durdurur. Haklarında hiçbir cezai işlem yapılmayan Talat Aydemir, 69 subay ve dört astsubay emekliye sevk edilir.

Ancak Aydemir ve arkadaşları, aradan bir yıl geçtikten sonra 21 Mayıs 1963’de yeniden bir darbe girişiminde bulunurlar. Önce üstünlük sağlasalar da, özellikle Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel’in son derece kararlı direnci sayesinde bu girişim de bastırılır. Ne yazıktır ki, bu kez kan dökülmüş, ikisi harbiye öğrencisi 8 kişi ölmüş, 26 kişi yaralanmıştır. 22 Mayıs sabahı Ankara, İstanbul ve İzmir’de bir aylık sıkıyönetim ilan edilir. Mahkeme sanıklara 7 idam, 30 müebbet hapis cezası verir. İdam edilenler arasında Binbaşı Fethi Gürcan ve Albay Talat Aydemir vardır.

Anons”, işte bu son kalkışma sırasında, 21 Mayıs 1963 gecesi Ankara’da gerçekleşmekte olan askeri darbeyi İstanbul Radyo İstasyonu’ndan okuyacakları bir anonsla haber vermeyi planlayan bir grup subayın önüne çıkan küçük pürüzlerin büyük engellere dönüşmesinin hikâyesini anlatır.

Her şeyin planlama ve askeri güçle çözülebileceğine inanan, güçlü ve etkili bir anons sayesinde darbenin başarılı olacağından ve halk desteğini arkalarına alacaklarından emin olan dört asker, hiçbir şey bekledikleri gibi gitmeyip de emir komuta zinciri dışında kişisel karalar vermek zorunda kaldıklarında her şeyin altüst olma tehlikesiyle karşılaşırlar…

Her ne kadar üniformalar, eski tarz silecekler ya da antika taksimetre gibi ayrıntılarla zekice var edilmiş dönem 1963’ü işaret etse de, film boyunca fondaki darbe girişiminin ne olduğu açıkça belirtilmiyor. Böylece filmin senaryosunu birlikte yazan Ercan Kesal ve Mahmut Fazıl Coşkun, belirgin bir olaya odaklanmaksızın, düşünsel bütünlükten yoksun, hiçbir inanç temeli olmayan bütün aptalca kalkışmaların başarısızlığa mahkûm olduğunun altını çiziyorlar. Bir olayın tarihçesi üzerinden değil, darbecilerin yapmaları gereken anonsa takmış tek boyutlu bakış açıları ve beceriksizlikleri ile, farklı okumalara ve yorumlara açık bir siyasal boyuta ulaşıyorlar.

Tabii ki yaşananlar trajik ama film gerçekten de çok komik. Mahmut Fazıl Coşkun’un “Yozgat Blues”da (2013) kendini azar azar duyumsatmaya başlamış olan gizli mizah duygusu artık doruğuna ulaşmış vaziyette. Bu kez karşımızda, Dry Martini fıkrası ya da Rıfat’ın Kuzey Kore Milli Marşı gibi benzersiz anlarıyla, gerçekçi ile absürdü büyük başarıyla harmanlayan, hınzır, kapkara bir güldürü var.

Mahmut Fazıl Coşkun, dört askerimizden bütün yan rollere, ekibinden müthiş başarılı bir takım oyunculuğu elde ediyor. Sözü geçen fıkranın anlatılması ya da kuzey Kore Marşı oyunculuk olarak da unutulur gibi değil.

Türk – Bulgar ortak yapımı olan filmde, Sanat Yönetmeni Laszlo Rajk’ın 1960’ları başarıyla oluşturan dönem atmosferi kusursuz. Başarılı Görüntü Yönetmeni Krum Rodriguez’in özellikle beklemeyi somutlaştıran sabit kadrajları da öyle.

Sonuç olarak, çok ciddi bir konuya, öneminden hiç taviz vermeden çok başarılı bir güldürü olarak yaklaşan yeni sinema mevsiminin en iyi filmlerinden bir olmaya aday bir çalışma. Sakın kaçırmayın derim.

Film notum:

 

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here