El Royale’de Zor Zamanlar  /  Bad Times at the El Royale

EL ROYALE’DE KİMSE GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR…

Sırlar barındıran karakterler, özellikle psikolojik gerilim türündeki filmler için vazgeçilmez olmakla beraber, tabii ki tek başlarına film için yeterince güçlü bir zemin hazırlayamazlar. Filmdeki derinlikli karakterlerle beraber, onların konuldukları başka bir deyişle salındıkları ortamın, hem onların çatışmalarına uygun hem de karakterlerinin değişik yönlerini göstermeye elverişli bir alan olması gerekmektedir. ‘El Royal’de zor zamanlar’, birbirlerinden tamamen değişik karakterleri sınırlı bir alana hapsederek bunu başarıyor. Kuşkusuz filmde bazı uzunluklar ve boşluklar mevcut ancak yine de karşımızda olan, türün gerekliliklerini yerine getiren, sürprizlerini ve keskin virajlarını senaryosunun içine dengeli bir şekilde yedirmiş, başarılı bir yapım…

Nixon’nın başkan olduğu yıllarda (muhtemelen 1968 yılı), yedi yabancının yolu Tahoe Gölü bölgesinde bulunan El Royal otelinde kesişir. Oldukça mütevazi görünen bu otelin özelliği, iç alanının iki farklı eyalet arasında paylaşılmasıdır. Bu otelin barındırdığı sırlar, konukların arkalarında sürükledikleri sorunlarla birleşince, bu kendi halinde görünen otel, acımasız bir hesap verme ve acılarla yüzleşme mekanı haline gelir…

Yönetmen Drew Goddard, ana karakterlerini tanıtırken acele etmiyor ve her birinin göründüğü gibi olmadığının sinyallerini veriyor. Ne yaşlı bir rahip olan Peder Flynn’nin (Jeff Bridges) göründüğü kadar yorgun olduğuna, ne elektrikli süpürge satıcısı Sullivan’nın (Jon Hamm) sadece geveze bir tüccar olduğuna, ne de otelin resepsiyonunda çalışan Miles’ın (Lewis Pullman) beceriksiz bir otel yöneticisi olduğuna ikna oluyoruz. Çünkü ana karakterlerin tekdüze ve açık tavırlarının altında her zaman eksik, bastırılmakta zorlanan bir şeyler kendini hissettiriyor. İçlerinde belki en karmaşığı olmayan ve dürüst olan karakter ikinci sınıf bir şarkıcı olan Darlene Sweet gibi görünüyor ancak o da hikayeye çok kilit noktalarda dahil oluyor ve belirleyici bir rol oynuyor.

DIŞARIDAN DAHİL OLAN KARAKTERLER…

El Royal’de Zor Zamanlar’ bütün önemli karakterlerini aynı anda bize tanıtmıyor. En baştan bize tanıttığı ve bazı ön bilgiler verdiği ana karakterlerin arasına dışardan daha sonra bazı kişiler katılıyor. Bu yeni katılanlar belki çok uzun bir süre sonra otele gelmiyorlar hatta esrarengiz Emily, neredeyse diğer konuklarla aynı anda geliyor ancak gerek uzunca bir süre hakkında hiçbir şey öğrendiğimiz bu karakter gerekse sonra onlara katılan Billy Lee, zaten adeta bu fokurdayan gerilim kazanının altındaki ateşi daha da güçlendiriyorlar, bu otelin altında yatan gömülü sırlara sert ve kanlı bir müdahalede bulunuyorlar.

Filmin ana karakterleri yavaş yavaş gerçek yüzleri gösterdikçe ve taşıdıkları maskeler düştükçe, bütün bu olayların sonradan eklenmediği veya sadece seyirciyi şaşırtmak amacıyla yapılmadığı belli oluyor. Çünkü ilk olarak ana karakterlerin asıl amaçları hikaye ilerledikçe şekilleniyor ve hikayeye bir tempo katıyor. Bunun yanında bu kişiler amaçlarının peşinde koşarken her biri zaman zaman kişisel zaaflarını, taşımakta zorlandıkları fiziksel ve psikolojik sorunlarını da bize gösteriyorlar. Başka bir deyişle her karakterin sadece bir sırrı değil aynı zamanda da bir ‘yükü’ var. 

DEĞİŞİK BİR ZAMAN AKIŞI VE FARKLI BAKIŞ AÇILARI…

El Royal’de Zor Zamanlar’ hikayesinin akışında bazı geri dönüşler yaparak, önemli olayları her bir ana karakterin gözünden bize sunuyor. Bu bölümlerin hepsi bazı başlıklar eşliğinde, birer tiyatro ‘aktı’ (Acte’ı) gibi önümüze sunuluyor. Ancak bu değişik bakış açıları filmde tek başına yer almıyor, bir yandan da bu bakış açılarının öncesinde ve sonrasında yer alan yeni olayları da öğreniyoruz. Dolayısıyla yönetmenin yaptığı bu geri dönüşler, her karakterlerle özdeşleşmemizi sağlamak kadar onların filmde o zamana kadar görmediğimiz hayat kesitlerini göstermek için de kullanılıyor. Bazı tam anlaşılmayan eylemler nedenini yavaş yavaş açığa çıkartıyor, sahneden (ve filmden) erken ayrılan karakterlerin aslında çok daha derin dalgalanmalara yol açtığı anlaşılıyor. Filmin bu açıdan 2003 yılında çekilmiş ‘İdentity’ filmindeki veya bazı Tarantino filmlerindeki akışa benzediğini de not olarak düşelim. Ancak bu benzerlik sadece biçim düzeyinde kalıyor. Filmdeki olaylar, ne ‘İdentity’deki gibi esrarengiz seri cinayetler etrafında şekilleniyor ne de Tarantino filmlerindeki gibi mizahi sekanslara hizmet ediyor.

Filmin oyuncu kadrosu ise beklentilerimizi tam olarak karşılıyor. Büyük oyuncu Jeff Bridges her zaman olduğu gibi mükemmel bir performans sergiliyor. Filmin temposunun düştüğü anlarda bile hikayeyi yine ayağa kaldıran onun çok yüksek oyunculuğu oluyor. Özellikle ‘Mad Men’ dizisinden hatırladığımız Jon Hamm, Marvel dünyasının ‘Thor’u Chris Hemsworth ve ‘Fifty Shades’in yıldızı Dakota Johnson da kendilerine yapışmış rollerinden tamamen sıyrılarak, Bridges’e çok güzel bir şekilde ayak uyduruyorlar…

Sonuç olarak ‘El Royal’de Zor Zamanlar’ belki türünde bir başyapıt olarak sayılmayacak ancak  hem biçim, hem tempo, hem de senaryo açısından sıradan benzerlerinden çok farklı özellikler taşıyan ve ortalamanın bayağı üzerinde, başarılı bir psikolojik gerilim. Bizce El Royal otelinde odalarımızı şimdiden ayırtalım!

Yönetmen: Drew Goddard

Oyuncular: Jeff Bridges, Jon Hamm, Dakota Johnson, Chris Hemsworth, Lewis Pullman, Cailee Spaeny, Manny Jacinto, Jim O’Heir.   Ülke : ABD

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here