Sundance’dan Oscar’lara

“The Father / Baba”

Son yıllarda sık sık adı geçen genç Fransız yazar Florian Zeller, 2012’de yazmış olduğu “Le Père” adlı oyununu, birçok oyununu İngilizceye çevirmiş olan ünlü İngiliz tiyatro yazarı Christopher Hampton ile birlikte sinemaya uyarlamış, filmin yönetmenliğini de üstlenmiş. Prömiyerini Sundance’da yapmış olan “The Father / Baba”nın, En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı kadın Oyuncu, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Yapım Tasarımı ve En İyi Kurgu olmak üzere, önümüzdeki günlerde verilecek Oscar’larda 6 önemli dalda adaylıkları var.

1979 Paris doğumlu Florian Zeller genç yaşına karşın ünlü ve üretken bir sanatçı. 2002’de başladığı yazarlık kariyerine, o günden beri hemen hepsi önemli ödüller almış 5 roman ve 12 oyun sığdırmış. “Baba”, XXI. yüzyılın en heyecan verici edebiyatçılarından biri olarak kabul edilen, Yasmina Reza ile birlikte yaşayan en iyi iki Fransız tiyatro yazarından biri olarak görülen, Zeller’in ilk uzun metrajlı filmidir.

Baba”, Zeller’in günümüz aile yapısını ele alan bir “aile üçlemesi” olarak tasarladığı, adlarını ailenin bireylerinden alan üç birbirinden bağımsız oyundan oluşan dizinin ikincisidir. Üçlemenin ilk oyunu “La Mère / Anne”(2010), bir annenin, büyüyen çocukları evden ayrıldıkça içine düştüğü yalnızlığın ve terk edilmişlik duygusunun öyküsüdür. Lineer olmayan anlatı izleyiciyi düşüncelerinde kaybolan kadının kafa karışıklığının labirentine sokar.

Le Père / Baba”, dinç bir yaşam sürdürürken demans belirtileri göstermeye başlayan 80 yaşlarında bir adamla, ona bu zorlu koşullarda destek vermeye, yardımcı olmaya çalışan kızı arasındaki gerilimli, çekişmeli, sürekli düğümlenen fakat her şeye rağmen iyilikten beslenen ilişkiye odaklanır.

Üçlemenin 2018’de sahnelenen son bölümü “Le Fils / Oğul” annesiyle birlikte yaşayan, 17 yaşında depresif Nicolas’nın üç aydır okula gitmeyen yeniyetme oğlunun öyküsüdür. Anne ile yeni eşinden bebeği olan eski kocasın Pierre, Nicolas’nın arzusuna uyarak onun babasının yanına gitmesine karar veririler. Pierre oğluna destek olmak için her şeyi yapmaya hazırdır.

Zeller’in bu son metni de yine Hampton ile birlikte uyarlayarak üçlemenin son halkasını da “The Son / Oğul” adıyla yönetmeye hazırlandığını belirtelim.

Filme geçmeden önce İstanbul seyircisinin “La Vérité / Gerçek” ve “Le Fils / Evlat”ın çok başarılı yerli yapımlarını sahnelerimizde izlemiş olduklarını da ekleyelim.

Pandemi sürecinde evlerin kısıtlı mekânına uzun süre hapsolan izleyiciler, ancak özel ses ve görüntü düzenine sahip salonlarda seyredebilecekleri özel efektli, üç boyutlu ve görkemli filmlerin yerine, çoklukla online medyanın kendilerine sunduğu, içinde bulundukları klostrofobik ortamlara benzer mekânlarda geçen, daha mahrem öyküler anlatan az karakterli filmlere yönelmişlerdir. Bu vesileyle, canlı oyuncu avantajını yitirdiği için sinemada yapılması en güç işlerden olan, son zamanlarda pek de yüz verilmeyen tiyatro uyarlamaları da yeniden, hem de gerçek bir patlama yaparak gündeme oturmuştur. Üstelik bu kez, sinemasal görselliği ve devinimi olması için on yıllardır yapılagelmiş tüm çabalar bir kenara bırakılmış,

sinemanın tüm teknik ve tematik olanaklarının ustaca kullanıldığı, ancak metnin ve oyunculukların öne çıkarak “tiyatro kokmaktan” kaçınılmadığı ilginç denemeler yapılmaya başlanmıştır. Florian Zeller’in “Baba” filmi de bu tür melez bir çalışmadır.

Film başladığında, 80’ine gelmiş yalnız yaşayan babası Anthony’yi (Sir Anthony Hopkins) görmeye gelen Anne (Olivia Colman) onu, daha önce defalarca yapmış olduğu gibi, bakıcısını kovmaması için ikna etmeye çalışır. Sevdiği adamla Paris’e yerleşeceğinden, artık, hafta sonları haricinde, onu her gün görmeye gelemeyecektir. Dinç ve aklı başında görünse de arada bir unutkanlıklar, şaşkınlıklar, ya da bellek karmaşaları açığa çıktığından, babasının sınırlarını kabullenerek destek alması gerekmektedir. Anne babasının evine bir kez daha geldiğinde onu başka bir oyuncu (OIivia Williams) canlandırmaktadır ve Paris’e gitmesi söz konusu değildir.

Öykünün aldığı bu çarpıcı ve şaşırtıcı viraj Florian Zeller’in anlatısındaki parlak seçimi yüzümüze tokat gibi çarpar. Seyirci olarak izlemekte olduğumuz bir demans hastasının etrafındakilerde yarattığı yıkım değildir, söz konusu olan demansın ta kendisidir. Yavaş yavaş bellekten silinen olayların, mekânların ve kişilerin, kimin kim olduğu, bugünün hangi gün olduğu, burasının neresi olduğu gibi cevapsız soruların, hastanın gözünden aktarılmasıdır. Bir kol saatinin, bir tablonun ya da akşam yemeğinde yenecek bir tavuğun olmadık anlamlar kazandığı anlatı, bizi Anthony’nin karmakarışık bilincine sokarak, sanki yolunu kaybeden bizmişiz gibi onun kaybolmuşluğunu yaşamamıza yol açar.

Biz de Anthony gibi nerede olduğumuzu, etrafımızdakilerin kim olduğunu sorgulamaya başlarız. Burası yaşlı adamın tek başına oturduğu daire midir? Anne yeni sevgilisiyle Paris’e mi gidecektir, ya da babasını misafir ettikleri evinde aceleci ve hırçın kocası Paul (Rufus Sewell) ile mi evlidir? Anne’a benzeyen bu öteki kadın, ya da yan odada oturan ve “burası benim evim” diyen adam kimdir?

Zeller her an yeni bir şokla karşılaşan hasta bir zihnin kimseye anlatamadığı devamlı karabasanı anlatırken, onu seven ve değer verenlerin adamın değişken ve çığırından çıkmış hafızasına rağmen ona destek verme çabalarını da göstermeyi başarır. Yapım Tasarımcısı Peter Francis, olağanüstü bir ayrıntı çalışmasıyla her şeyin geçtiği tek mekânı belirli belirsiz, ama durmaksızın, aynen Anthony’nin gidip gelen belleği gibi dönüştürür. Mutfağın tezgâh üstü fayanslarının desenlerinde veya yatak odasının yerleşiminde küçük değişiklikler ya da akşam yemeği için alınmış tavuğun poşetinin beyazken maviye dönüşmesi gibi zar zor fark edilen detaylarla aynı mekânın sayısız çeşitlemelerini yaratır. Yorgos Lamprinos’un büyüleyici kurgusu da mekânın bu zar zor hissedilen evrimine mucizevi bir boyut kazandırır.

Tabii ki bu tür uyarlamaların olmazsa olmazı kusursuz bir oyuncu yönetimidir. Tüm ekibin olağanüstü bir ekip çalışması çıkarıyor ama, iki başkişisinin yorumları gerçekten mükemmel. Sir Anthony Hopkins, etrafındaki dünya, belleğin ve mantığın tüm kuralları dışında değişmeye başlayan bir adamın, geçmişiyle şimdiki zamanının iyice iç içe geçtiği karmaşayla mücadelesini dokunaklı ve etkileyici bir yorumla aktarıyor. Çok geniş bir duygu ve heyecan yoğunluğunu kimi zaman aynı anda hem karizmatik hem de hırçın olabilen, kara mizahtan da uzak durmayan bir tavırla yansıtan oyunculuğu, kanımca uzun kariyerinin en iyi performansı. Giderek kontrolden çıkan bir durumla savaşmak zorunda olan kızı Anne’ı canlandıran Olivia Colman da olağanüstü. Göz pınarlarında yaşlar birikirken gülümsemeye, babası haksız yere ona haşin davrandığında alınsa bile soğukkanlılığını kaybetmemeye çalışması unutulur gibi değil.

Sonuç olarak günümüzün fenomen yazarlarından birinin uluslararası önemli bir sinemacıya da dönüşmekte olduğunu müjdeleyen “Baba”, son dönemlerde gelişme gösteren sinema-tiyatro melezi, her iki biçeme de saygılı olmaya çalışan hibrit tarzın çok başarılı bir örneği. Oscar’lı iki büyük oyuncusunu ikinci kez ödüle götürebilecek yorumları için bile defalarca izlenebilir.

Yönetmen : Florian Zeller

Senaryo : Florian Zeller, Christopher Hampton

Görüntü Yönetmeni : Ben Smithard

Kurgu : Yorgos Lamprinos

Müzik : Ludovico Einaudi

Oyuncular : Anthony Hopkins, Olivia Colman, Imogen Poots, Mark Gatiss, Rufus Sewell, Olivia Williams, Evie Wray, Ayesha Dharker, Ry Burnet

ABD / Dram / 97 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here