İKSV ONLİNE FİLM FESTİVALİ I

“Berlin Alexanderplatz”

“Berlin-Aleksander Meydanı”

Alman modernizminin önemli temsilcilerinden Alfred Dublin‘in 1929’da yayınlanan başyapıtı, Türkçedeki “Berlin-Alekander Meydanı” adıyla “Berlin Alexanderplatz”, Franz Biberkopf‘un ölüme sebebiyet vermekten dört yıl yattıktan sonra hapisten çıkar çıkmaz kendini 1920!lerin Berlin’inde bulması üzerinden, Almanya’nın 1920’lerin sonunda içinde bulunduğu çöküşte, siyasal, sosyo-ekonomik sorunları, işsizliği, açlığı, yoksulluğu, çaresiz kalan insanların faşizme sığınmasını anlatır. Parasızlık, işsizlik, suç dünyası, yıldızı gitgide parlayan nasyonal sosyalizm ve tüm bunları temsil eden dostlarla yüzleşmek zorunda kalan Biberkopf, hayatına yeni bir yön verip dürüst yaşamak için debelendikçe yeraltı dünyasının içine çekilir, hayallerinden tekrar tekrar koparıldığı acı gerçeklerle yüzleşir.

Roman ilk kez 1931 yılında Phil Jutzi tarafından sinemaya uyarlanır. Filmin senaristleri arasında Alfred Döblin de vardır. Ancak sinemasal açıdan “Berlin Alexanderplatz”ı ölümsüz kılan, Yeni Alman Sineması’nın öncü yönetmenlerinden Rainer Werner Fassbinder’in ölümünden iki yıl önce 1980 yılında uyarladığı, yaklaşık on beş buçuk saatlik dev filmdir. Alman televizyonu için 14 bölümlük bir dizi olarak çekilen ancak, gösterime girmeden önce galasının Venedik film Festivalinde yapılması o dönem için sıra dışı bir olay olan “Berlin Alexanderplatz”, Fassbinder’in sanki tüm özlemlerini, mutluluklarını, düşlerini, acılarını, karabasanlarını tek bir filmle özetlediği upuzun filmografisinin bir toplamı gibidir ve ardan geçen 40 yıla karşın hâlâ taptaze, yepyeni kalmış çarpıcılığını yitirmemiş bir başyapıttır.

ortakoltuk.com

1980 doğumlu Afgan kökenli Alman yönetmen Burhan Qurbani üçüncü uzun metrajında, Fassbinder’in son noktayı koyduğu bir çalışmayı yeniden uyarlamak gafletinde düşmemiş, ünlü romandan ve olay çizgisinden yola çıkarak özgün ve farklı bir film yapmaya çalışmış.

Anne ve babasının Afganistan Rusya tarafından işgal edildiğinde iki valizle Almanya’ya geldiklerinde yanlarında “kültürlerinin, düşüncelerinin, öykülerinin izlerini de getirdiklerini söyleyen ve bunun seyreltilmiş halinin içimde var olduğunu ve onu içinde yaşadığı kültüre ilettiğini” ekleyen Qurbani’nin Almanya’daki üç Müslüman genç hakkındaki mezuniyet filmi “Shahada“ 2010 yılında Berlinale’nin ana programında gösterildiğinde çok ağır eleştiriler alır. Buna karşın, 1992 yılında Rostock-Lichtenhagen’de mülteci yurtlarına yapılan aşırı sağcı saldırıları konu eden çığlık gibi ikinci filmi “Wir sind jung, wir sind stark / Genciz, Güçlüyüz” 2015 yılında büyük takdir toplar. Neredeyse 7 yıl süren bir çalışmanın ürünü olan, Dublin’in metinin günümüz Berlin’indeki yansımalarını araştıran bu üç saatlik “Berlin Alexanderplatz”, Berlin’de uyuşturucu satıcıları çevresinin içine düşen Afrikalı göçmen Francis’in öyküsünü anlatır.

ortakoltuk.com

Batı Afrika’dan kaçıp Avrupa’nın Güneyinde denizden sağ salim çıkmayı başaran Francis, artık dürüst ve iyi bir insan olmaya kararlıdır. Ama günümüz Berlin’inde, kimliği ve çalışma izni olmayan bir mülteci, Döblin’in romanındaki Franz Biberkopf’dan bile daha insafsız muamele görür. Parkta uyuşturucu satmak teklifine ne kadar dirense de, çaresizlik Francis’i durumu kabullenmeye itecek, ona yatacak yerle yaşayacak olanakları sağlayan nevrotik, seks bağımlısı, psikopat Reinhold (Albrecht Schuch) için çalışmaya başlar. Mülteci Francis’i Alman Franz’a dönüştürecek yolculuğunda kahramanımız içindeki şeytanlarla mücadele ederken, kendisine verilmiş bu ikinci şansı değerlendirerek “iyi bir insan olmak” çabasını sürdürmeye çalışır. Francis’in Doblin’in anlatısının ana hatlarını izlediği bir cehenneme yolculuk öyküsüdür bu. Aşırı sağın yükselerek yönetime girebildiği, ırkçılığın, kaçak işçi sisteminin, cinsel sömürünün, uyuşturucnun, kadına karşı bedensel ve ruhsal şiddetin normalleştiği 2020’ler, Nazizmin iğrenç yükselişini haberleyen 1929’ların çarpık bir aynada yansımasıdır sanki. Qurbani ve ortak senaristi Martin Behnke’nin en büyük başarısı, bu ürkünç toplumsal freski aşırıya kaçmaksızın irdelerken, önceliği insan ilişkilerine ve insan ruhunun en büyük iki sorunsalına, aşka ve ölüme vermeleridir.

Qurbani’nin ilk iki filminin de görüntü yönetmeni olan Yoshi Heimrath’ın olağanüstü bir görsel işitsel estetikle var ettiği Francis’in o şiirsel metaforik anımsama bölümleri, tüm iyi niyetine karşın yakasını bırakmayan geçmişini, Akdeniz’de geçirdiği travmayı ve ona eşlik eden matemi, arada bir patlayan sınırsız öfkesini kısacık birkaç sekansla oluşturur. Francis gibi Bissau doğumlu olan Gine-Portekiz kökenli oyuncu Welket Bungué, karakterinin iyi niyetine ve hiçbir pisliğin kirletemediği saflığına karşın, dünyada kaybolmuş bir Faust gibi kendisine kılavuzluk eden Mefisto / Reinhold’un kötücül çekiciliğine kapılmasını büyük başarıyla aktarır.

ortakoltuk.com

Francis / Franz en beklenmedik anda, pahalı bir fahişenin şahsında aşkı ve olası kurtuluşu bulacağını fark eder. Yaşadığı tüm zorluklara karşın ayakta kalmayı başarmış, Jella Haase’nin etkileyici yorumuyla güçlü ve sevecen Mieze gerçekten de Franz’ın iyilik meleğidir ama onu, şeytanı Reinhold’a karşı koruyabilecek midir? Çünkü Francis’e hastalıklı bir tutkuyla bağlı olan Reinhold, daha ilk karşılaşmalarında masumiyeti ve kötücüllüğü ile Francis’in ikiliğini (dualite) hemen keşfeder. Ve yine bu ilk karılaşmada Francis’in tüm ikilemini tek bir ironik tümceyle ifade eder: “Kötü bir dünyada iyi biri olmak istiyorsun”. Aşırılık ile ölçülülüğü ayıran incecik çizgide Reinhold’u bir Jean Genet karakteri gibi yorumlayan Albrecht Schuch, Francis’e aşkla nefretin iç içe geçtiği takıntılı bağlılığını, şuursuz kıskançlığını, açık açık belirtilmese bile ona karşı cinsel arzusunu müthiş inandırıcılıkla aktarır.

Sadece üç başrolün değil tüm yan karakterlerin üzerinde de an ince ayrıntılara kadar çalışılmış olduğunu, filmin tüm kişilerinin derinlemesine ele alındığını, bunu da tüm filmi müthiş inandırıcı kıldığını da eklemek gerekir.

Filmi kitap gibi, bir giriş, beş bölüm ve bir sonsöze bölen Qurbani, dozunda bir dış ses kullanımıyla edebi tadını başarıyla koruyor. Ancak, “Berlin Alexanderplatz”, öncelikle soluk soluğa izlenen bir sinema olayı. İlk 175 dakikası boyunca filmi mükemmel bulduğumu, ancak yanlış ve zayıf sonsözünü hak etmediğini de belirteyim. Yarım yıldızlık indirimim de bu yüzden. Bugün dahil, dört gün boyunca yayında. Kaçırmayın derim. Hepinize iyi seyirler.

ortakoltuk.com

Yönetmen : Burhan Qurbani

Senaryo : Martin Behnke, Alfred Döblin, Burhan Qurbani

Görüntü Yönetmeni : Yoshi Heimrath

Müzik : Dascha Dauenhauer

Oyuncular : Welket Bungué, Albrecht Schuch, Jella Haase, Joachim Król, Annabelle Mandeng, Nils Verkooijen, Thomas Lawinky

Almanya, Hollanda, Fransa, Kanada / Dram / 183 Dk.

ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com
ortakoltuk.com

ortakoltuk.com

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here