Bir Zamanlar… Hollywood’da  /  Once Upon A Time In… Hollywood

Quentin Tarantino’nun ‘BİR ZAMANLAR…HOLLYWOOD’DA’sı yılın muhtemelen en çok beklenen filmi oldu.

HOLLYWOOD’UN ALTIN ÇAĞINA NOSTALJİK BAKIŞ

“Kült filmim Ucuz Roman’a en yakın filmim olacak” diyerek beklenti çıtasını yukarıya çeken Q. Tarantino ‘Bir Zamanlar Hollywood’ ile düş kırıklığı yarattı. Filmin geveze ama akıcı bir mizahtan beslenen ilk iki saatinin ardından gelen 40 dakikalık bölümde, hınzır yönetmen izleyicisini ters köşeye yatırıyor. Pop komedi, western, Hollywood parodisi ve dönemin stüdyo sistemi gibi birçok konuda at koşturmaya çalışan Tarantino, olağanüstü bir oyuncu kadrosunun varlığına rağmen başarılı olamıyor. 60’lı yılların Hollywood’unun masumiyet dönemine nostaljik bir bakış açısıyla yaklaşan Tarantino, filmi renklendirmek için Sharon Tate dramını konunun içine katmış. Film, Di Caprio- B. Pitt- M. Robbie üçlüsünün görkemli performansı için izlenmeyi hak ediyor.


Quentin Tarantino’nun dört yıllık bir suskunluk döneminin ardından yaptığı ve “Kült filmim ‘Ucuz Roman’a en yakın filmim olacak” diyerek beklenti çıtasını yükseğe çıkardığı ‘Bir Zamanlar… Hollywood’da/Once Upon A Time…, Hollywood’ yılın muhtemelen en çok beklenen filmi oldu. Filmin Cannes Film Festivali’nde yapılan dünya prömiyeri basın gösteriminden önce, Tarantino’nun “Filmin sürpriz gelişmeleri hakkında spoiler verilmemesini” talep eden açıklaması okundu.

Bu talep çok yerindeydi çünkü filmin geveze ama akıcı bir mizahtan beslenen ilk iki saatinin ardından gelen 40 dakikalık bölümde, Tarantino izleyicisini ters köşeye yatırıyordu.

Pop komedi, western, Hollywood parodisi ve dönemin stüdyo sistemi gibi birçok konuda at koşturmaya çalışan Tarantino, olağanüstü bir oyuncu kadrosunun varlığına rağmen, büyük merak uyandıran filmiyle düş kırıklığı yaratıyor.

60’lı, 70’li yılların Hollywood’unun serbestlik ve masumiyet dönemine, seks çılgınlığına nostaljik bir bakış açısıyla yaklaşan Tarantino, filmini renklendirmek amacıyla Sharon Tate dramını konunun içine katmış.

Bu arada eski başarılarında hisse sahibi oyuncu yol arkadaşlarına (Kurt Russell- Tim Roth- Michael Madsen) birer küçük rol yazmayı ihmal etmemiş.

BİR WESTERN AKTÖRÜ VE DUBLÖRÜ

Tarantino kariyerindeki bu dokuzuncu filmiyle Hollywood’un en popüler, şaşırtıcı ve kışkırtıcı yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

Önceki sekiz filmiyle, alışılmış gevezeliğine rağmen akıcı diyalog yazmadaki becerisini Tarantino, ‘Bir Zamanlar… Hollywood’da’ da sürdürüyor.

Film, Dennis Hopper ile geçen hafta kaybettiğimiz Peter Fonda’nın Cannes’da fırtınalar estiren, özgür ruhlu, özgün başyapıtı ‘Easy Rider’ ile sinemaseverlerin altın çağının sonunu yaşayan 1969 yılında geçiyor.

Ben Sharon Tate’i, yarıda kalan tek festival olan 1968 Cannes Film Festivali’nin ilk haftasındaki galalarda görmüştüm. Kocasının yanında hep mini etekli kıyafetleriyle hayranlık uyandırıyordu.

Bir yıl sonra ABD’yi sarsan katliam olayı, Polanski’nin film çekimi için Avrupa’da olduğu bir dönemde olmuştu. Ölüme mahkûm edilip cezası müebbede çevrilen Charles Manson, 2017’de 83 yaşında hücresinde ölmüştü

BİR LOS ANGELES GÜZELLEMESİ

Bir Zamanlar… Hollywood’da’ da iki film var. İlk bir buçuk saatte 1969’un bir Hollywood ve Los Angeles güzellemesini izliyoruz. Burada TV dizilerinde kötü kovboy rollerinde oynayan Rick Dalton (Leonardo di Caprio) ile onun yakışıklı dublörü Cliff Booth’u (Brad Pitt) bir film çekimi sırasında izliyoruz.

Bir artist ajanı olan Marvin Schwarz (Al Pacino) Rick’i spaghetti westernlerinde oynaması için ikna etmeye çalışıyor. Filmin ikinci bölümünde kapı komşuları, Roman Polanski (Rafal Zawierucha)- Sharon Tate (Margot Robbie) çiftinin yaşadığı coğrafyayı görüyoruz

Televizyonun hit bir dizisinde oynamış Rick, yakın arkadaşı, sırdaşı ve dublörü Cliff ile sinema sektörüne geçiş yapmanın yollarını ararlar. İkili, yıllardır içinde bulundukları televizyon dünyasının tamamen değiştiğine tanıklık ediyor.

Tarantino, Hollywood’daki süper kahramanların başarı ve başarısızlıklarını TV yıldızı Rick üzerinden anlatıyor. Ancak Rick sinema yıldızlığına sıçrama arzusunu bir türlü gerçekleştiremiyor.

1969’da altın çağının sonuna gelen Hollywood’da ve televizyonda yaşanan büyük değişiklik üzerine bir senaryo yazmaya koyulan Tarantino, öyküsüne renk katmak için, dönemin en çok cinayetini ortak etmiş.

Ancak filminin Sharon Tate cinayetiyle ilgili bir film olarak gösterilmesini engellemek için, Tarantino montaj aşamasında Damon Herriman’ın canlandırdığı Carles Manson sahnelerinin çoğunu kesmek zorunda kalmış.

Manson çetesinin yaşadığı çiftliğe yapılan ziyaret, dövüş filmlerinin unutulmazı Bruce Lee için yazılan bir sekans, film platolarında yaşanan ilginç sahneler, ironik göndermeler, öyküyü renklendirmekle beraber ‘Bir Zamanlar… Hollywood’da’yı başarılı bir film yapmaya yetmiyor.

OLAĞANÜSTÜ OYUNCU KADROSU

Filmdeki Rick ve Cliff’in kader birliği, George Roy Hill’in dört Oscar Ödüllü başyapıtı ‘Butch Cassidy and The Sundance Kid’deki (1969) ortaklığı akla getiriyor. ‘Sonsuz Ölüm’ adı altında izlediğimiz, 1960’ların ‘Savaşma Seviş’ anlayışının öncüsü filmde, Paul Newman ile Robert Redford 1890’lı yılların iki azılı soyguncusunu canlandırmışlardı.

Tarantino’nun bu Los Angeles güzellemesi, 1980’lerde Joaquin Phoenix’in canlandırdığı Los Angeles’li özel dedektifin gizemli bir olayı çözmeye çalıştığı, Paul Thomas Anderson’un ‘Gizli Kusur/Inherent Vice’ını (2014) akla getiriyor.

Filmin en büyük artısı komedi türünde de olağanüstü bir aktör olduğunu kanıtlama fırsatını bulan, kariyerinin en iyi performansını çıkaran Leonardo di Caprio.

Beş Oscar adaylığından sonra, Alejandro González Iñárritu’nun ‘Diriliş’i ile En İyi  Aktör Ödülü ile şeytanın bacağını kıran Di Caprio’nun, Cannes’da kendisine verilmeyen ödülün intikamını Oscar’larda fazlası ile alacağını tahmin ediyorum.

Eski savaş kahramanı, Rick’in sadık ve dürüst dublörü Cliff rolünde Brad Pitt, bilinen rahatlığı ve karizmasıyla Di Caprio ile unutulmaz bir ikili oluşturuyorlar. İkilinin birlikteliği 1993’te (senaryosunu Tarantino’nun yazdığı) Tony Scott’ın ‘Çılgın Romantik/True Romance’ında başlamıştı.

Filmin en şaşırtıcı performansı, yıldızı süratle yükselen Avustralyalı aktris Margot Robbie’den (29) geliyor. Chanel’in marka yüzü olan aktris, Sharon Tate rolünde gözüktüğü her sahneyi muhteşem gülüşüyle aydınlatıyor.

Deneyimli menajer Marwin Schwarz’da Al Pacino, dublör koordinatörü Randy’de Kurt Russell, Manson’un müridi Squeaky’de Dakota Fanning, veteran aktör Bruce Dern, oyuncu kadrosunun başarısına destek veriyorlar.

Beklentilere cevap vermese de ‘Bir Zamanlar… Hollywood’da’, bu olağanüstü oyuncu kadrosu için izlenmeyi hak eden bir film oluyor.

İZLEYİCİYİ İKİYE BÖLEN FİLM

Çok şey söylemek isteyip, akıllarda az şey bırakan iki saat 40 dakikalık ‘Bir Zamanlar… Hollywood’da’ eleştirmenleri de izleyicileri de ikiye böldü.

Filme dair bir ‘nostalji başyapıtı’ olarak yaklaşanlar da oldu, Tarantino’nun tükendiğini ve kendini yenileyemediğini iddia edenler de.

‘Cahiers du Cinema’ ve ‘L’Humanite’ filme bir yıldız verirken, Paris Match, Liberasyon ve Le Figaro’ dörder yıldız verdiler. Ünlü IMDb’nin notu ise bir hayli yüksek oldu; 8,3.

Amerikan sinemasının kurtarıcısı misyonuna soyunan Q. Tarantino’nun aşırı geveze sinemasını sevmeyenler, filmi erkek bakışıyla yapılmış, kadın karakterlere yönelik hakaret içeren, aşırı sıkıcı bir film olarak değerlendirdiler.

Yönetmenin ‘Ucuz Roman’dan (1994) bu yana yaptığı en cesur iş olarak karşılayanlar, Tarantino’nun Hollywood’un masumiyetini kaybettiği dönemi yorumlamadaki başarısını alkışladılar. ‘Bir Zamanlar… Hollywood’da’yı yönetmenin popüler kültüre armağan ettiği bir film olarak değerlendirenler, Tarantino’nun oyuncu yönetmedeki becerisinin de altını çizdiler.

Çok konuyu işlemeyi amaçlayan, hem dönemin Hollywood stüdyo sistemini, hem oyuncuların sinema dışındaki yaşamlarını anlatan film, dağınık yapısıyla düş kırıklığı yaşatıyor.

Ancak Tarantino’yu kendine has, özgün üslubu için sevenler, yönetmenin bu son filminde, güçlü hikâye anlatıcılığındaki ustalığını yinelediğinin altını çiziyorlar.

Yazımı bir magazin notu ile bitireyim. Tarantino ‘Soysuzlar Çetesi’nin İsrail’deki tanıtım etkinliklerinde tanıştığı, kendinden 20 yaş genç, şarkıcı-aktris Daniella Pick ile geçen yıl Beverly Hills’de Yahudi geleneklerine uygun bir düğünle evlenmişti. Filmde küçük bir rolü olan, Ramat Ha Sharon doğumlu Pick’in (35), Cannes’daki tüm gala ve resepsiyonlara Tarantino ile el ele geldiğine tanık oldum.

Çift geçenlerde bir bebek beklediklerini duyurdu.

Film notum:

5 YORUMLAR

  1. Viktor Beyin yorumlarına pek çok açıdan katılıyorum: film gerçekten lüzumsuz bir gevezelikle iki buçuk saati aşarak sürüyor. Pek çok kez saatime baktım. bu ne kadar sıkıldığımı gösterir. Çıkıp gitmedim çünkü Brad Pitt çok yakışıklı ve karizmatik, Leonardo di Caprio da çok iyi oynuyor! Filmde sadece son yirmi dakika acaip eğlendim! Bu kadar kan revan dövüş sahnelerinde nasıl bu kadar absürd olabiliyor,şahane bir şey! Filmden çıktıktan sonra gerçekten de bu filmi niye çekmiş diye düşünüyorsunuz, üstelik bu kadar şahane bir kadroyla! Zaten bu ara hollywood’da işsizlik var galiba, woody Allen de filminde en ünlü aktörleri figüran olarak kullanmıştı! Bu filmde de köşe bucak ünlü aktör dolu. Bak bak nostalji yap. İşte bunun için gişesi iyi olacaktır.

  2. Berbat bir filmdi. Di cabrionun tüm filmlerini seyretmiş olmak için gittim sinemaya. 1 saat 20 dakika dayanabildim. Bu kadar mı rezil bir film yapılır. Aynı salonda Alita savaş meleğini seyretmiştim. O filmin verdiği tadı bu film komple aldı götürdü bir daha o salonda film izlemem. İğrenç ve hatta ötesi.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here