“Black Panther Wakanda Forever / Kara Panter Yaşasın Wakanda”

2018’deki ilk filmi tamamlamayı, varlığı ve yokluğuyla her an filmin bir parçası olan Chadwick Boseman’ı sevgiyle anmayı ve 161 dakika boyunca temposu hiç durmayan gösterişli bir macera filmi olmayı ustalıkla başaran ilginç ve etkileyici bir devam filmi hem keyifle, hem de duygulanarak izlenen müthiş bir seyirlik.

OrtaKoltuk Puanı:
Ziyaretci Oyları:
3.4 (9 oy)

BOSEMAN’DAN SONRA BLACK PANTHER

1986 doğumlu Afro-Amerikan yazar yönetmen Ryan Coogler, 2013’de yaşanmış bir olaydan yola çıkarak, kara derili Amerikalıların ölümcül polis şiddeti ile karşılaşmasını tokat gibi ilk uzun metrajı “Fruitvale Station”la anlatmıştı. Başyapıt düzeyinde bu ilk filminin ardından gelen “Creed” (2015) artık sayısını yapımcılarını bile anımsamadığı yeni bir “Rocky” filmi idi. Ancak Coogler, Sylvester Stalone / Rocky Balboa’yı ikinci plana iterek gerçek bir siyahi süper kahramanın öyküsü çekmişti. 2018’de, Stan Lee’nin yarattığı Marvel Comics karakterinden esinlenerek senaryosuna da katılıp yönettiği “Black Panther / Kara Panter”, Marvel Cinematic Universe’e tarihinde ilk kez En İyi Film Oscar Adaylığı getirmişti.

Benzersiz görselliğiyle bu yeni Marvel serüveni, teknolojik açıdan müthiş gelişmiş, kendini diğer dünya ülkelerinden gizlemeyi başarmış Wakanda’da yaşanıyordu. Fantastik hikâyesinde, James Bond tarzı casusluk öyküsü, Game of Thrones tarzı bölgesel gerilimeri ve jeopolitik mücadele gibi konuları iç içe geçiriyordu. Ancak, nerdeyse tamamında siyahi oyuncuların rol aldığı “Black Panther”, klasik eğlencelik kalıplarını aşarak, ayırımcılık, sömürgeciliğin sonuçları, günümüz ülkelerinin sınırları yok edecek yerde yenilerini oluşturduğu tecrit ve soyutlanma siyaseti gibi, son dere ciddi konulara sağlam ve etkileyici bir eleştiri getiriyordu.

Filmin başarısında kusursuz ekip oyunculuğunun, özellikle Afrikalı yönetici T’Challa ile onun ikinci kişiliği maskeli savaşçıyı canlandıran Chadwick Boseman’ın çok başarılı yorumunun ve çarpıcı karizmasının büyük etkisi vardı.

Yeni teknolojiyi büyük ustalıkla kullanan, görkemli, gösterişli ama çoklukla biraz kof ve ruhsuz yapımları kendine has geniş bir hedef kitlesince izlenen Marvel Cinematic Universe, bu kez “Black Panther”le çok daha farklı bir seyirci grubuna ulaşıyor, film eleştirmenlerin de büyük beğenisine ulaşıyordu.

Marvel’in her zaman yaptığı gibi dizi olarak devam ettirmeyi planladığı serinin ikinci filminin hem siyasal ve toplumsal bilincini, hem sinemada ustalığını kanıtlamış olan Ryan Coogler’e teslim edilmiş olması, sinemaseverlerde T’Challa’nın birincisi kadar etkileyici ve ilginç serüvenlerinin beklentisini de doğurmuştu.

Ancak hiç kimsenin bilmediği, müthiş yetenekli bir oyuncu olan Chadwick Boseman’a 2016’da III. evre kolon kanseri teşhisi konduğu ve aktörün ailesi ve çok az sayıda yakını dışında bunu kimseyle paylaşmamış olduğuydu. Mahremiyetle tedaviyi ve kemoterapiyi sürdüren, kanser IV. evreye girdiğinde bile çalışmasını hiç aksatmayan Boseman, 2020’de yaşama veda eden kadar oyunculuğa devam etti.

İlk filmin ve devamının lokomotifi olacak genç oyuncunun henüz 43 yaşındayken ölmesi sinemaseverler için üzüntü kaynağıyken, serinin nasıl bir yola gideceği de merak ediliyordu.

Marvel ve Coogler, çok doğru bir karar vererek, Wakanda Kralı T’Chala’nın serüvenlerini yeni bir oyuncuyla devam ettirmiyorlar. Aksine, senaryoyu da Joe Robert ile beraber yazmış olan Coogler, serinin ikincisi “Wakanda Forever”a kralın gizemli bir hastalıktan ölümüyle giriyor. Bunun ardından, bence filmin en insancıl ve dokunaklı sekansı olan, Kralın görkemli cenaze töreni geliyor. Aslında tören, devasa duvar resminin de gösterildiği T’Chala’ya değil, insanlığı, arkadaşlığı ve hayırseverliğiyle herkesin çok sevmiş olduğu Chadwick Boseman’a muhteşem bir veda. .

Wakanda’nın çarpan kalbini oluşturan Kralın annesi ve yeni Kraliçe Ramonda (her zamanki gibi olağanüstü Angela Basset) ile kızı Shuri’nin (filmi kimi zaman bir başına götüren müthiş başarılı Letitia Wright), Kara Panter’in yasını tutmaları, büyük kayıplarıyla başa çıkma yolları aramaları filmin tamamına benzersiz bir hüzün duygusu katıyor. Ramonda acısının sorumluluk duygusunu engellemesini önleyerek Wakanda’yı bilgece yönetmeyi yeğliyor. Shuri ise acısını baskılayarak travmasını mantığın ve bilimin ummanına gömmeye çalışıyor.

T’Chala’nın büyük aşkı, acısıyla baş edebilmek için Haiti’ye giderek, kendini çocuk eğitimine hasrederken finalde serinin yeni filmiyle ilgili ipuçları da veriyor. (Eğer final jeneriği başlar başlamaz kalkıp gidenlerdenseniz, jeneriğin arasına girmiş bu son sekansı kaçırırsınız. Bilgilerinize.)

Coogler matem duygusuyla acıyı ön planda tutarken, Marvel’in geleneksel heyecanla izlenen macera duygusunu, görkemli teknolojiyle yaratılmış fantastik dünyasını unutmuyor.

T’Challa’nın ölümünü fırsat bilen Wakanda’nın kederine saygı duymayı hiç önemsemeyen dünyanın süper güçleri, sadece Wakanda’da bulunan, dünyadaki güç dengesini alt üst edebilecek vibranium metalini yağmalamaya yelteniyorlar. Vibranium avı, gizli denizaltı imparatorluğu Talokan’ın ve Kralı Namor’un (yeni keşfettiğimiz yetenekli ve karizmatik Meksikalı aktör Tenoch Huerta) ABD’ye düşman olmasına sebep oluyor. Wakanda’dan dünyayı fethetmek amacıyla destek isteyen Namor, teklifi reddedilince gazabını öncelikle Ramonda’ya ve ülkesine yönlendiriyor.

Sözün kısası filmde Marvel’den beklenen etkileyici döğüş ve savaş sahneleri bolca izlenebildiği gibi, “Aquaman’ı hasetten çatlatacak kadar etkiletici bir denizaltı dünyası da var.

Huerta çekicilikle tehdit edicilik arasında hiç çaba harcamadan gidip gelişiyle hem çekici, hem sempatik hem de ürkütücü olmayı başarıyor. Talokan, Atlantis efsanesiyle antik Maya kültürünü anımsatan muhteşem mimarisiyle gerçekten de olağanüstü.

Seriye yeni giren, 19 yaşındaki MİT dahi öğrencisi Riri Williams’ı (“If Beale Street Could Talk” & “Judas and the Black Messiah”tan anımsadığımız Dominique Thorne) da unutmayalım. Bu karakterle, Kraliçesinden Ordunun Başındaki Okoye’ye (Danaye Gurira), iki olağanüstü bilim insanından sayısız savaşçısına “Wakanda Forever”un anaerkil dokusu tamamlanmış oluyor.

Sonuç olarak, “Black Panther: Wakanda Forever”, 2018’deki ilk filmi tamamlamayı, varlığı ve yokluğuyla her an filmin bir parçası olan Chadwick Boseman’ı sevgiyle anmayı ve 161 dakika boyunca temposu hiç durmayan gösterişli bir macera filmi olmayı ustalıkla başaran ilginç ve etkileyici bir devam filmi. Hem keyifle, hem de duygulanarak izlenen müthiş bir seyirlik.

Yönetmen : Ryan Coogler

Senaryo : Ryan Coogler, Joe Robert Cole

Görüntü Yönetmeni : Autumn Durald Arkapaw

Müzik : Ludwig Göransson

Oyuncular : Lupita Nyong’o, Danai Gurira, Letitia Wright, Winston Duke, Martin Freeman, Angela Bassett, Tenoch Huerta, Florence Kasumba, Michaela Coel, Dominique Thorne, Michael B. Jordan

ABD / Aksiyon-Macera-Bilimkurgu-Fantezi / 162 Dk.

İLEBlack Panther : Yaşasın Wakanda
KAYNAKBlack Panther : Yaşasın Wakanda
Önceki yazıResmi Yarışma
Sonraki yazıMüstakbel Damat

1 YORUM

  1. Başrolün kaybı herkeste kötü bir etki bıraktı şüphesiz. Ancak hiç de beklenilen şey olmadı. Yani film gayet iyi. Hareket halindeki bir kurguya yeni bir ırk eklemek mükemmel bir fikir olmuş. Teknoloji ve vibranyum çılgınlığından biraz uzaklaşmış ve renk katmış. Ayrıca bu bölümün ‘kadın ağırlıklı’ olması da büyük bir artı. Film boyunca Chadwick Boseman ile ilgili anılara yer verilmesi ve saygıyla anılması hoş bir ayrıntı olmuş. Ayrıca Michael B. Jordan’ ın kısa da olsa filmde yer alması çoğumuz mutlu etti bence 😊.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz