KARMAŞIK DEĞİL ‘KAFA KARIŞTIRICI!

Aslında korku, bilimkurgu ve dram gibi çok değişik türleri harmanlayan ya da aynı potada eritmeye çalışan yapımlar ilginç en azından ‘yenilikçi’ görünürler. Psikolojik olarak iddialı ama bir o kadar da riskli bu filmler, genelde karakter çalışmalarını minimum düzeyde tutan, olayın daha çok ‘görsel gücüne’ dayanıp, bir görsel efekt karnavalı sunan büyük bütçeli Hollywood yapımlarından ayrı bir yerde durabilirler. Dolayısıyla geçtiğimiz ağustos ayında Fantastik Film Festivali ‘Fantasia’da gayet iyi karşılanmış, ardından birçok sinema eleştirmeni tarafından beğenilmiş ‘The Block İsland Sound’un Netflix kanalının da ilgisini çekmesi de şaşırtıcı değil…

Değineceğimiz özelliklerinden dolayı ‘The Block…’ belki benzerlerinden ayrışıyor ancak filmin bu değişik türler arasında gezinmesi ve her açıdan ‘doyurmak’ istemesi öte yandan biraz tereddütlü, ‘hangi temel üzerine durmayı bilememe’ gibi bir hissiyat yaratıyor. Film, karmaşık ve katmanlı bir yapı inşa etmeye çalışırken son kertede daha çok ‘kafa karıştırıcı’ bir hale geliyor…

Bir kıyı kasabasında balıkçılık yapan Tom Lynch, eşini kaybetmiş, çocuklarından biri oğlu Harry ile kendi halinde bir yaşam süren biridir. Ancak aslında Tom Lynch ciddi psikolojik buhranlar yaşamakta, ara sıra zihninde ‘kara deliklere’ düşüp sonrasında ne yaptığını hiç hatırlamamaktadır. Babasının bu ‘uyurgezer’ halini kontrol etmekte zorlanan Harry’nin yanına yardım etmek için başka bir yerde yaşayan kız kardeşi Audrey ve onun küçük kızı gelir. Bu esnada Block adasının sahilinde esrarengiz olaylar yaşanmakta, nedeni anlaşılmayan toplu halde balık ve kuş cesetleri bulunmaktadır.

ÇEVRECİ BİR BAKIŞ…

Block…’ filmi aslında başarılı olabilecek ama tam bir yere oturtamadığımız bir sekansla başlıyor. Tom karakterini teknesinde, yarı bayılmış ve şok geçirmiş bir halde bulduğumuz sahne, bir ufak korku, endişe ve merak yaratan bir hikaye izleyeceğimizi müjdeliyor. Kaynağını pek anlamasak da ürperten bu girişten hemen sonra diğer önemli karakterleri tanıyoruz: Annesinin ölümünden beri babasının yanından ayrılmamış, gerçek bir işi olmayan Harry, denizaltı konusunda araştırmalar yapan, kendisine ayrı bir hayat kurmuş, sorumluluk sahibi kız kardeş Audrey, onun asistanı Dale ve kızı Emily, ve son olarak onlara katılan diğer kız kardeş Jen iyi çizilmiş ve kurulmuş karakterler gibi görünüyor.

Üstelik bu ‘üstünkörü’ işlenmemiş karakterler ve belli bir esrar üzerine temellerini kuran film, ara sıra görsek de sürekli kendini hissettiren ‘çevreci’ bir duyarlılık da barındırıyor. Başta nerdeyse her üyesinin denizle ‘haşır neşir’ olduğu bu aile olmak üzere bütün kasaba halkını endişelendiren toplu balık ve kuş ölümleri sanki yönetmenin filmi basit bir lanet veya uzaylı istilasına bağlamak istemediğinin altını çiziyor.

KORKMAK… AMA NEDEN?

Bu kadar vaatkar başlangıç yapan bir filmin sonrasında bu denli tekrara düşmesi, bölümleri arasında bağlantılarının gevşemesi ve senaryo açısından sarkmaya başlaması ise düşündürücü… Hikayenin lokomotifi gibi görünen Harry karakteri nerdeyse yaşam şeklini hiç değiştirmiyor. Sabit bir işi olmayan, çok kısıtlı arkadaş çevresiyle kafayı çekmek ve babasına biraz yardım etmek dışında önemli bir şey yapmayan Harry, babası gibi ‘translar’ yaşayana kadar pek bir değişiklik geçirmiyor.

Aynı şekilde ilgi çekici duran hayvan ölümleri, bir devlet ihmali veya sanayi skandalı olabilecekken sanki bir ‘uzaylı’ etkisine bağlanıyor.

Bütün bu esrarengiz ölümlerin ve karakterlerin ‘delirmesinin’ kaynağı olan denizin altındaki ‘şey’ ise asla bir çerçeveye oturmuyor. Sadece denizin bir noktasına gelince derinden gelen garip ses ve bütün elektronik frekansları ‘çıldırtan’ bir etkiyle tehdidini hissettirmeye çalışan bu ‘kötücül şey’ hikaye ilerledikçe ilginçliğini, esrarını kaybetmeye başlıyor. ‘Sürprizleri bozmamak adına çok detaya girmeyeceğimiz ‘uçma’ sekansları ise ‘hayali’ bile olsa sanki nasıl şaşırtacağını bilemeyen bir senaristin elinden çıkmış gibi görünüyor.

Hedef aldığı ‘sorunlu’ aile içinde, ‘zorunlu bağlılık nerede biter?’, ‘kendi kardeşlerimize sırtımızı dönmeden önce nereye kadar gitmeye hakkımız var?’ gibi soruları eşeleyen film, güçlü dramatik yapısının yanında çok soluk ve zayıf kalan ‘korku’ tarafıyla ciddi anlamda sendeliyor.

Sonuç olarak McManus kardeşlerin bu ilginç olabilecek filmi, tam bir sonuca bağlayamadığı esrarı ve zaman zaman ‘grotestlik’ sınırına dayanan ‘korkutucu’ görüntüleriyle pek yerini bulamayan bir yapım… İyi niyetlerle çekilmiş bu filmi beğenenlere tabii ki hiçbir sözümüz olamaz ama filmi izledikten sonra bizim aklımızda kalan Audrey karakterinin yaptığı işi kızına anlatırken kurduğu ilk cümleler oldu: ‘Biliyorum… Kafa karıştırıcı ama…’

Yönetmen : Matthew McManus, Kevin McManus

Senaryo : Kevin McManus, Matthew McManus

Görüntü Yönetmeni : Alan Gwizdowski

Kurgu : Derek Desmond 

Müzik : Paul Koch

Oyuncular : Chris Sheffield, Michaela McManus, Neville Archambault, Ryan O’Flanagan, Matilda Lawler, Jim Cummings, Jeremy Holm, Heidi Niedermeyer, Willie C. Carpenter, Matthew Lawler, PJ McCabe, Robyn Payne 

ABD / Gerilim-Korku-Bilimkurgu / 99 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here