Cinlerin Düğünü
Ferit Karahan’ın Gerçeküstü Anlatım Denemesi
Ferit Karahan’ın festival yolculukları sonrasında 6 Kasım’da seyirciyle buluşacak olan üçüncü uzun metrajlı filmi “Cinlerin Düğünü”, bizi karanlık, ümitsiz ve kimi yönleriyle lanetli bir dünyaya sokmaya çalışırken bunu gereksiz yere üç bölüm halinde ve uzun bir akışla sunmaya çalışıyor. Yönetmenin bu tercihi karakterlerin dünyasına tam olarak girmemizi engellerken, kimi sembolik anlatım denemeleri de seyirci tarafından tam olarak meramı anlamama riskini taşıyor.
Festivalin Hem En Beklenen Hem de En Hayal kırıklığı Yaratan Filmi
“Cinlerin Düğünü”, Ferit Karahan gibi artık kendi rüştünü ispat etmiş bir yönetmenin eli ürünü olması nedeni ile Antalya Uluslararası Film Festivalinin en çok merak edilen filmlerinden biriydi. Karahan’ın ilk uzun metrajlı filmi olan 2013 tarihli “Cennetten Kovulmak”, Antalya Altın Portakal’dan En İyi Film ödülünü, ikinci uzun metrajlı filmi olan “Okul Tıraşı” ise bu başarıyı daha ileriye taşıyarak Berlin Uluslararası Film Festivali’nde FIPRESCİ ödülüne layık görülmüştü. Bu uluslararası başarısı başka festivallerde de sürmüştü.
Ferit Karahan bu kez çeşitli söyleşilerinde de belirttiği üzere, çocukluğunda gördüğü olayların, çevresinden gelen seslerin izinden giderek hafıza, toplumsal baskı, yaşamdaki kısır döngü gibi olguları gerçeküstü ögelerle anlatmaya yeltenmiş. Film, Ferit Karahan eli ürünü olması dışında aynı zamanda zengin oyuncu kadrosu ile de dikkatleri çekmişti. Kimler yok ki oyuncu kadrosunda : Daha çok popüler yapımlarda gördüğümüz Demet Özdemir ilk kez bağımsız bir filmde kamera önüne geçmişken, ona Kaan Yıldırım, İlhan Şen, Tuba Ünsal, Mine Çayıroğlu, Sarp Bozkurt, Helin Kandemir, Evliya Aykan, Deniz Barut, Hakan Salınmış, Erol Babaoğlu gibi her biri önemli yapımlarda oynamış oyuncular eşlik etmekteler.
Taşınamayan Yükler ve Gerilimler
Dünya Prömiyerini Toronto Film Festivalinde yapan yapımı bende yarışma kapsamında gösterildiği 63. Antalya Film Festivalinde izleme imkânı buldum. Çekimleri Erzincan’da yapılan film, üç bölümle derdini anlatmaya çalışıyor. “Melekler”, “Cinler” ve “Zincirler” ile izleyici hikâyenin içine çekilmek istenmekte. Film, her bir kadrajın okunmasına imkân olmaksızın, büyülü gerçekçiliğe öykünerek simgeler üstünden çatısını örüyor. Zaman ve mekân belirtilmeyen topraklarda tekinsiz bir köyde aidiyet ve mülkiyet sorunu etrafında bir aile tablosu var önümüzde. Bunu yaparken biraz ümitsiz bir anlatım ve sonuçla aslında aynı kısır döngünün kuşaklar arasında devam ettiği mesajı veriliyor. Tam bir köksüzlük ve bunun etrafında süren birey çatışmaları bana biraz Emin Alper’in son filmi olan “Kurtuluş”u akla getirdi.
Hikâye, dört kardeşin umutsuz çırpınışlarını bize Ceren’in (Demet Özdemir) hikayesine ortak ederek gösteriyor. Ceren, aslında sadece yeni bir yuva olur diye öylesine evlenen biridir. Sıklıkla toprak yemesi aslında onun çaresizliğini ve köksüzlüğünün birer simgesi. Her şey işte bu düğünün etrafında açığa çıkmaya başlar. Filmin bölüm sonunda sürekli çıkan ateş ya da cin dansı uğursuzluğun simgesi gibi.
İlk kez sanırım usta öykü yazarımız Sait Faik’in hikayelerinin birinde denk geldiğim “Cinlerin Düğünü” kavramı zaten bu tekinsizliğe karşılık gelmekte. Ağır yükü omuzlamak istemeyen kardeşlerden ağabey Deniz (İlhan Şen) ise okumak için köyden ayrılmıştır. Ve o da şimdi köye, kardeşinin düğününe gelir. Ama Deniz yönünden de bir şüphe oluşur bizlerde. O’nun okuyup okumadığı da muğlaktır. Ne onun okuduğunu gören vardır ne de köyde onunla aynı okula giden kişinin belirttiği gibi okulda karşılaşan. Deniz’in zaten köyü gelişinde bile bir gerilim çizilmekte. Köy imamının (Erol Babaoğlu) araba içerisinde yapılan sohbet sonrasında onu arabadan inmeye zorlamasından, Ceren ile ağabeyi Deniz arasındaki kimi gerilim dolu konuşmaya kadar bu gerilimin önemli aktörlerinden biri de Deniz’dir. O’ndan beklenen toparlayıcılık yanını asla göremeyeceğimiz kaotik bir dünyanın içine hapsedilmiş hissetmekteyiz tüm bu olanlardan sonra. Kardeşi Yasin’e bakmak zorunda kalan Halit (Kaan Yıldırım) ise en ağır bedeli ödeyen kardeştir.
Düğün sırasında kayınları ile sürekli çatışma içerisinde olması bize bunu göstermekte. Babalarının ise herhangi bir hükmü bulunmamakta. Ceren ise bir boş vermişlik içerisinde gelinliğiyle kaderine teslim olmuş gibidir. Hamile olması, damat ile geçirilen ilk gecenin yarattığı gerilimler, sonrasında ailelerin birbirine düşerek karakolluk olmalarında bile bu teslimiyete bir itirazının olmadığını gözlemlemek mümkün. İşte Cin metaforu tam da ev içerisindeki bu kaotik ortamı besleyen bir simge gibi. Tüm bu kopuş anlarında sanki cinler evde gezmekte, karakterlerin bir türlü çözüm bulamadıkları sorunların etrafında dolaşmaktadırlar.
“Cinlerin Düğünü”, gerilimli bir atmosfer yaratmada kısmen başarılı olsa da, gerçeküstü anlatım dilinin Karahan’ın bu filminde yoğunluklu işlenmesi aslında çoğunlukla filmin handikabı da. Zira olay akışı 130 dakika boyunca değişkenlik göstermiş. Filmin chapter olarak bölünmesi de yine bu uzun dönem aktarımının kısa bir formülü olarak düşünülmüş. Tam da filmin zafiyeti ve kısmen olmamışlık hissi bu değişken ruh hallerini, karakterlerin dünyalarını derinlikli verememesine de yol açmış. Aralarda sürekli serpiştirilen metaforlar maalesef filmin boşluklarının dolmasına imkân vermiyor. Her şeyi seyirciye bırakma, oradan oraya konunun sürekli akış içerisinde olması seyirciyi o dünyanın içerisine sokmaya imkân vermiyor ve oldukça da yoruyor. Ferit Karahan örneğin “Okul Tıraşı” filmindeki gibi konuyu dağıtmadan karakterlerinin iç dünyalarına girmeye odaklanan bir anlatım biçimini deneseydi eminim daha doğru bir sonuca ve başarıya ulaşacaktı.
6 Kasım’da Vizyonda.
Çokça ümit bağlanan “Cinlerin Düğünü”, başkanlığını usta yönetmen Derviş Zaim’in yaptığı Ulusal Film jürisi tarafından da çokça beğenilmediği için sadece İlhan Şen ve Erol Babaoğlu’na verilen ve hak edilen En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü ile yetinmek zorunda kaldı. Yine de beklentinin yüksek olması nedeni ile eleştirilerde bulunduğumuz bu durumuna karşın “Cinlerin Düğünü” gerek görüntüsü, oyunculukları gerekse de ses ve kurgusu itibariyle Antalya’daki izlediğim filmler arasında, bu senenin kimi filmlerinin nasıl kısa listeye girdikleri bile şaşkınlık yarattığı ortamda, çıtası yüksek, izlediğim kısmen iyi filmlerden birisiydi. “Cinlerin Düğünü”, festival yolculukları sonrasında 6 Kasım itibariyle vizyona girecek. Artık takdir kurumsal jürinin değil, asıl jüri olan seyircinin.
Yönetmen / Senaryo : Ferit Karahan
Görüntü Yönetmeni : Serdar Özdemir
Kurgu : Mustafa Umut Ay, Ahmet Boyacıoğlu, Yusuf Ziya Kaya, Marco Spoletini, Ferit karahan
Müzik : İlke Ulaş Kuvanç
Oyuncular : Demet Özdemir, İlhan Şen, Kaan Yıldırım, Helin Kandemir, Sarp Bozkurt, Erol Babaoğlu, Tuba Ünsal, Mine Çayıroğlu, Evliya Aykan, Baki Davrak, Kubilay Çamlıdağ, Hakan Salınmış, Barış Hacıhan, Gürhan Altundaş, Deniz Barut, Hasibe Eren
Türkiye / Dram-Fantezi-Romantik / 130 Dk.












