Yunan mitolojisinde, kötülüğün gücü adına  ölülere hükmeden Yeraltı Tanrısı Hades gibi; ölüme yakın olan yaşlı insanlara  hükmeden sözüm ona çok güçlü bir kadın karakterle karşılaşıyoruz I Care a Lot filminde. Marla Grayson! Oysa Marla’ya hayat veren Rosamund Pike 2019 yılında Radyoaktif filmiyle bir başka güçlü kadın olan Marie Curie’yi canlandırarak gerçek  gücün ne olduğunu göstermişti bizlere. İyilerin ve kötülerin güçlerinin yüzyıllardır çarpışıp durduğu  bu bilek güreşinde tabii ki dünya iyilerin yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor.

Her ne kadar Marla daha filmin serim bölümünde “Dünyada iyi insan yoktur. Sıkı çalışıp, adil davranarak başarıya ulaşılmıyor, yok öyle bir dünya” demiş olsa da; dünya iyilerin hatırına dönmeye devam ediyor. Elbette ki insanları iyiler ve kötüler olarak algılamak kavramı basitleştirmek olur. Maruz kaldığımız sınıfsal sistemlerin bize dayattığı karakterist özellikleri göz ardı edemeyiz. Bunun dışında Dostoyevski‘nin “İçimizde hem iyi hem kötü vardır” sözünü de yabana atamayız. Gerek toplumsal gerek bireysel olarak karakteristik özelliklerimizi birleştiren en iyi yazarlardan bir olan Emile Zola insanlığın bu durumunu eserlerinde dile getirir. 

I Care a Lot filmindeki  kötü ve güçlü kadın karakterine döndüğümüz zaman bu yazarlarımızın anlattığı  insan tahliline göre çok yüzeysel kaldığını söylemeliyim; Marla neden bu kadar hırslı ve acımasız, vajinasıyla övünürken kadınların içindeki duygusallıktan neden hiç eser yok, geçmişinde ne yaşadı da bu şeytan karakterini aldı gibi sorulara cevap bulamıyoruz. Ayağında topuklu ve süslü ayakkabısıyla, ağzında elektronik sigarasıyla bir yanı kadın bir yanı erkek olan kahramanımızda bari bir yanı kötü  bir yanı iyi olan özellikler görseydik demekten kendimizi alamıyoruz. Hepsini geçtik aşka dair bir yumuşaklık olsun bekledik; en azından Marla bir kadın yerine bir erkekle sevişseydi hiç değilse diye düşündük. Yok sevgi, merhamet, duygu adına bir ize rastlayamadık.  Kötülüğün gücü adına yapılmış,izlerken bizi kaskatı kesen bir film I Care a Lot (İşimi Önemsiyorum).

Marla, bir devlet memurudur aslında, yaşlı insanların velayetini alarak onları bakımevlerine yerleştiren, onların  her türlü sorumluluğunu alarak  ihtiyaçlarına karşılık veren, yaşlıların sorunlarıyla ilgilenmesi gereken bir görevi vardır; ancak görevi kötüye kullanır. Doktoruyla, kurum müdürüyle, avukatıyla yani bürokratlarıyla hiç yabancısı olmadığımız bir çarkın  içinde dümenlerini döndürürlerken kurbanların ve yakınlarının çektiği acılara zerre merhamet etmezler. (Kapitalist dünyada her şey şirketleşirken bu duyguların esamesinin bile okunmadığı gerçeğini biliyoruz da; bu kadarı da çok fazla demekten kendimizi alamıyoruz.)

Yaşı ilerlemiş bir insan hayatını tek başına idame ettirirken; özellikle varlıklı olanlar, hop birden aklı dengesinin bozulup, bunama belirtileri gösterdiğine dair bir doktor raporu ile evlerinden alınıyorlar. Düzenlenen bu tezgahın üstünde kalan mal varlıkları ise çarkın bürokratları tarafından bölüşülüyor… 

Yine iştahlarını kabartan bir kurbanla karşılaştıklarında aynı tezgahı kurmak isterler, ne ki her kurban kurbanlık koyun değildir; işler çatallaşacaktır, kötü gücün karşısına bir başka kötü güç çıkacaktır…

Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen akıl sağlığı gayet yerinde ve en az Marla kadar güçlü olan Jennifer Peterson(Dianna Wiest) kolay yenilir bir lokma olmadığını kısa süre içinde gösterecektir. Onun çevresindeki gizemli güçlerin devreye girmesiyle; özellikle cüce bir oğulluk, Roman Lunyov’ın(Peter Dinklage) annesi gibi sevdiği bu kadını kurtarmak için her türlü yola başvuracaktır. Kötünün diğer kötünün  hakkından geleceğini düşünürken birbirlerini yenemeyen bu güçler kötülüklerini birleştirmeye karar verirler ve vesayet şirketi kurarak paralarına para katmakla kalmayıp ünlerine ün katarlar.

Ne ki Marla’nın “kapanlar ve kapılanlar” olarak kategorize ettiği insan sınıfında dünya kapanların da elinde kalmıyor. Yönetmen J Blakeson filmin sonunda nihayet yüreğimize su serpiyor. 

Hırstan gözü dönen Marla’yı oynayan Rosamund Pike’in oyunculuğu iyiydi ama ben asıl Jenifer karakterine can veren Dianna Wiest’in oyunculuğuna bayıldım. Lezbiyen Marla’nın yardımcısı ve sevgilisi olan Fran (Eiza Gonzales) bu kadar gücün arasında gölgede kalsa da gerektiği gibi rolünün hakkını vermiş.

Honore de Balzac’ın 19. yüzyılda söylediği “Çağımızın tek tanrısı Para” sözü ilkel çağların dışında galiba bütün çağlar için geçerli. Para bulunduğu andan itibaren insanların birinci meselesi ve belası olmuştur. Paranın  şekillendirdiği insan karakterlerini gözlemlediğimiz zaman  hırs, açgözlülük, doymazlık, acımasızlık örneklerini görürüz ve  o kadar fazla ki çevremize bakmamız yeterli…

Oysa dünya kapanın elinde de kalmıyor, bu gerçeği bilmek  ve ona göre davranmak çok mu zor!…

Yönetmen / Senaryo : J Blakeson

Görüntü Yönetmeni : Doug Emmett 

Kurgu : Mark Eckersley 

Müzik : Marc Canham

Oyuncular : Rosamund Pike, Eiza Gonzalez, Dianne Wiest, Peter Dinklage, Chris Messina, Isiah Whitlock Jr., Macon Blair, Alicia Witt

ABD / Komedi-Suç-Gerilim / 118 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here