En Sevdiğim / El ser querido / The Beloved

“sinema içinde sinema”nın çok etkileyici bir örneği

“En Sevdiğim”, hem film yapımı hakkında etkileyici bir film hem de aile dinamikleri hakkında zekice ve çarpıcı bir çalışma. Kaçırmayın derim.

OrtaKoltuk Puanı:

 

En son 2022’de “As bestas / Hayvanlar”ını izlediğimiz yönetmen Rodrigo Sorogoyen, Cannes’da dünya prömiyerini yapan yeni filmi “El ser querido / En Sevdiğim”e tamamı çok yakın baş planlarıyla çekilmiş uzun bir benzersiz sekansla girer. Dünyaca ünlü, uluslararası en iyi film dalında Oscar başta olmak üzere sayısız ödül kazanmış, çekici, orta yaşa girmiş yönetmen Esteban Martinez (Javier Bardem), Madrid’de bir restoranda öğle yemeğine davet ettiği 13 yıldır görüşmediği kızı Emilia’ya (Victoria Luengo) yeni filminde başrollerden birini teklif eder.

Esteban 90’larda birçok kişinin hâlâ en iyi filmi olarak gördüğü, üçlü bir yatak odası sahnesi de içeren “Sorocco”yu çektiğinde, filmin başkişisini canlandıran Charo Vera (Núria Prims) ile bir ilişki yaşamış, Emilia bu ilişkiden doğmuştur. “Sorocco”nun çekmleri bittikten sonra Charo’dan ayrılan Esteban ancak kızıyla ancak o 9 yaşındayken tanışmıştır. Hâlen Emilia’nın henüz tanışmadığı daha genç kadınla evlidir ve iki küçük oğulları vardır.

İspanya’nın sömürgeci güç ilişkilerini eleştirmek amacıyla çekmek istediği, dönemin İspanyol sömürgesi Batı Sahra’da 1930’larda geçecek filmi yapmak için ülkesine dönmüş olan Esteban, ünlü uluslararası yönetmen havasbndakurnazca şakalar yapar, kibar bir tavır sergiler, kızına kayıtsızca teklifinde torpil olmadığını söyler. 12 ve 13 yaşlarındayken onu sinemaya götürmeyi ne kadar sevdiğini söylediğinde Emilia’nın neşesi kaçar ve “Kill Bill : Volume 2” filmini izlemeye gittiklerinde Esteban’ın uyuşturucu etkisinde sarhoş olduğunu, olay çıkararak onu ömür boyu duygusal olarak yaraladığını söyler. Esteban, bilinçaltındaki narsisizminin ve zulmün ortaya çıktığı, projesinin sözde yüksek ahlaklı eleştirisiyle ironik bir tezat oluşturan bir öfkeyle, kadının bu olayı yanlış hatırladığını ve yanlış yorumladığını belirtir.

Filmin başındaki bu yoğun yüzleşme, acısı uzun süredir içten içe kaynayan Emilia ile, bu acıya sebep olduğunu hiçbir zaman kabullenmeyen Esteban’ın yıllar sonra yeniden buluşmasının yaratacağı dramatik patlamaya Sorogoyen’in derinlemesine inmeyi amaçladığını açıkça ortaya koymaktadır.

Esteban’ın cömertlikle bencilce bağışlanma arasında duran teklifi hem yıllarca süren yokluğunun kefaretini ödemek, hem de Emilia’nın kariyerini yükseltmek amaçlı mıdır, yoksa niyeti kızına boyun eğdirmek, onu minnettar kılmak, kendisine ve annesine karşı davranışlarını affetmesini ve hatta unutmasını sağlamak mıdır? Emilia’ya gelirsek o da teklf edilen rolü belki sadece nihayet babasıyla yüzleşmek, Esteban’ı davranışlarının suçluluğunu kabulleneceği bir psikolojik krize zorlamak için almayı düşünmektedir…

EN SEVDİĞİM

Giriş bölümünün ardından Sorogoyen anlatının odağını Kanarya Adalarına, Fuerteventura’nın kavurucu manzaralarında çekilmekte olan “Deserto / Çöl” filminin yapım sürecine kaydırır. Ancak bunlara geçmeden önce Sorogoyen’in ilginç espri anlayışına da değinmek isterim. Esteban rol için neden kendisini düşündüğünü soran Emilia’ya onu izlediği bir TV polisiye dizisinde beğendiğini, yorumundan çok etkilendiğini açıklar; ardından da böylesine düzeyli bir oyuncuyu hak etmeyen diziyi yerden yere vurduğu eleştirilerini sıralar. Söz ettiği polisiye Sorogoyen’le ayrılmaz ortak yazarı Isabel Peña’nın 2020’de yaptıkları, başrolünü Victoria Luengo’nun üstlendiği, çevik kuvvet ve polis şiddeti konulu, çok da iyi eleştiriler almış olan, mini-dizi “Antidisturbios”dur.

“En Sevdiğim”in Rodrigo Sorogoyen’ın uzun süredir birlikte çalıştığı Isabel Peña ile birlikte yazdığı senaryosu zaten arka plan olarak ilgi çekici olan seti, iki kahraman arasındaki duygusal şiddetin doğal sahnesi haline getiriyor. Yapım sürecini ve sorunlarını, set politikalarını, kişilik çatışmalarını, yönetmenin ruh hali değişimlerini, oyuncularla ekip arasındaki gergin sessizlikleri, Emilia’nın giderek artan umutsuzluğunu kasıtlı olarak kafa karıştırıcı şekilde sahneleyen Sorogoyen, filme eğlenceli, yer yer muzip entelektüel bir bakış getiriyor. Bireyselle kolektif arasında olağanüstü bir denge kuruyor, sinema dilini çatışmanın ayrılamaz parçası haline getiriyor, babayla kızının arasındaki uçurumu sinemasal araçlarla ifade ediyor. Álex de Pablo‘nun görüntüleri ve Alberto del Campo‘nun parlak kurgusu her an patlamaya hazır hikâyeyi heyecan verici bir anlatıya dönüştürüyor.

Baskıcı ve kontrolcü Esteban, Emilia’nın günlük çekimlerden sonra kendisiyle değil, diğer ekip üyeleriyle vakit geçirmesine öfkeleniyor ve içerliyorr. Onu küçümseyerek kişisel tavsiyelerde bulunmasını dayanılmaz bir ikiyüzlülük olarak gören Emilia bunları öfkeyle reddettiğinde Esteban ona soğuk ve katı davranıyor. Alınganlığı, kavurucu güneş altında defalarca tekrarlanan bir sahneyi oyuncu ekibinin doğru şekilde canlandıramayışıyla bir sinir krizine dönüşüyor. Film yapım sürecinin nasıl çöktüğünü gösteren, bu hem komik, hem acı dolu, izlenmesi zor sekansta sabahın dokuzunda çekilmekte olan açık hava öğle yemeği sahnesinde oyuncular önlerindeki balık güvecini kamera önünde olması gerektiği gibi iştahla yiyemeyince çileden çıkan Esteban’ın ekibin yemek yemesini “yönetme”si sadist bir irade savaşına dönüşüyor. Kanımca çok az yönetmen komediden psikolojik teröre geçişi bu kadar korkutucu bir akıcılıkla yapabilecek güçtedir…

En yıkıcı duyguların dile getirilmesinin son derece zor olduğunun bilinciyle Sorogoyen asıl söylenemeyenleri filminin en büyük gücü haline getiriyor. Gerilimi benzersiz bir sabır ve incelikle yaratılıyor, sıradan sohbetler, her bakışın, her duraksamanın ve her garip sessizliğin diyalogdan çok daha fazlasını anlattığı savaş alanlarına dönüşüyor; olaysız upuzun sekanslar, patlamaya hazır eski volkanları duyumsatıyor.

Biçimsel olarak da Sorogoyen aynı derecede cesur. Görüntü oranları ve dokularıyla oynuyor, 70 mm görkemi, grenli Super 8 samimiyeti, keskin siyah-beyaz ve ham video formatları arasında gidip gelmekten çekinmiyor. Stilistik değişimleri asla süsleme gibi durmuyor, her görsel farklılık, perspektifi keskinleştiriyor ve öykünün duygusal mimarisini derinleştiriyor.

Sorogoyen’in oyuncu yönetimi de dört dörtlük. Tüm yan roller büyük inandırıcılık ve doğallıkla canlandırılıyor. Ancak filmin bütün yükünü, kariyerinin en karmaşık ve yıkıcı performanslarından birini sergileyen Javier Bardem ile onunla giriştiği başa baş oyunculuk düellosunda yorumuna farklı bir boyut kazandıran Victoria Luengo taşıyorlar.

Bardem tüm yakışıklılığı, manyetik ve eşsiz agresifliğiyle, ruh hali hava durumuna göre değişen, motivasyonları ölümcül bir şekilde çatışan karmaşık, bencil bir adamı var ederken her sekansı baş döndürücü bir duygusal hakimiyet egzersizine dönüştürüyor. Suçluluğunu hiçbir zaman kabullenmeyen samimi bir canavar olarak, karizmatik, manipülatif, acımasız ve kurnazca sessiz olabiliyor. Film giderek daha rahatsız edici hâle geldiğinde, Estaban’ın orta yaş krizinin eşiğinde olduğunu hissettiriyor.

“No Country For Old Men”den bu yana üstlendiği en ürkünç ve irkiltici yorumda Esteban’ı bir kontrol manyağı olarak canlandıran Bardem, masumiyetine inanmış bir karakterin etrafındaki her şeyi yok ederken sergilediği sürekli çelişkiyi ustalıkla duyumsatıyor. Ancak sonunda büyük ustalıkla Esteban’ın neredeyse filmin tamamı boyunca kendine itiraf etmeyip gizlemeye çalıştığı gerçeğin kendi eylemlerinden duyduğu gizli pişmanlık olduğunu açığa çıkarıyor.

Ekranda içtenlikle parlayan Victoria Luengo’nun kimi zaman güneşli bir coşkuyla parıldayan yüzü, kimi zaman aynı hızla kederleniyor. Çekimler sırasında şaşkın bir tavşan gibi dolanan, geceleri otel odasına çekilip bira içen manen yıpranmış Emilia’nın torpilli evlat olarak görülme korkusunu ve terk edilmişlik duygusunu, huzursuz beden dili ve yaralı bakışlarıyla başarıyla ortaya konuyor. Ustalıkla, istemese de her zaman haklı olduğunu keşfeden birinin birikmiş yorgunluğunu ve kısıtlamasını çok başarılı yorumuna yediren Luengo, Emilia’nın öfkesi yüzeye çıktıkça, perzormansı daha da dokunaklı ve inandırıcı hâle geliyor.

Tematik olarak “El ser querido”, Joachim Trier‘in olağanüstü filmi “Sentimental Value“yu hatırlatsa da, Sorogoyen, konuyu çok daha hassas bir alana taşıyor : Filmi baba ve yönetmen arasındaki sınırların tamamen ortadan kalktığı, çekim setindeki güç dinamiklerinin heyecan verici bir incelemesine dönüştürüyor; otorite sürekli çatışırken, hem kamera önündeki hem kamera arkasındaki performanslar gerçeklikten ayrılamaz hale geliyor. “En Sevdiğim”, hem film yapımı hakkında etkileyici bir film hem de aile dinamikleri hakkında zekice ve çarpıcı bir çalışma. Kaçırmayın derim.

Yönetmen : Rodrigo Sorogoyen

Senaryo : Rodrigo Sorogoyen, Isabel Peña

Görüntü Yönetmeni : Alejandro de Pablo

Kurgu : Alberto del Campo

Müzik : Olivier Arson

Oyuncular : Javier Bardem, Victoria Luengo, Raúl Arévalo, Marina Foïs, Marina Foïs, Malena Villa, Nuria Prims, Raúl Prieto, Pablo Gómez Pando, Mourad Ouani, Pepa Gracia, Laura Birn

İspanya-Fransa / Dram / 135 Dk.

 

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz