Gizli Ajan / O Secreto Agente

NE GİZLİ, NE DE AJAN?

Brezilya’dan Altın Palmiyeli bir politik dram. Uzun süresi ve karışık senaryosu nedeniyle başta sıkıcı olabilir endişesi taşısanız da ne süre geliyor aklınıza, ne açlık, susuzluk, sadece izliyor ve tempoya kaptırıyorsunuz kendinizi

OrtaKoltuk Puanı:

 

Gizli Ajan’ın adının filmle hiç ilgisi yok. Çünkü ortada gizli ajan yok! Olay 1977’li yıllarda Brezilya’da tam da karnaval döneminde Recife ve Sao Paola’da geçiyor. Brezilya, çılgın karnavalı, kumsalları, futbolu ve sambasıyla tanınan bir ülke. Zaten ülkenin askeri diktatörlük ve bunun yarattığı siyasi atmosferi de futbol, karnaval ve sambayla başlarını döndürüp yönettikleri ülkenin demokrasiden uzak bir polis devletinde görülebilecek şeyler: Siyasi cinayetler! Bu kez peşlerinde oldukları “gizli ajan” bir üniversitede öğretim üyesi ve araştırmacı olarak çalışan bilim insanı. Araştırmalarından rahatsız olan üniversitenin üst düzey yöneticilerinden biri. Rahatsız çünkü bu öğretim üyesinin araştırma sonuçları onun şirketlerinin yaptığı işi baltalıyor. Öyleyse o bir komünist! Yok edilmesi gereken bir ajan! Ortada bol bol kiralık katil, siyasi cinayetler ve karnavaldaki çılgın atmosfer ve sambanın yanı sıra ölümünün sadece popüler gazete manşetlerinde heyecan yaratmak için kullanıldığı kurbanlar var!

  Cannes’dan ödüllü

Bu politik dram, Cannes Film Festivali’nde alışık olunmadık bir biçimde 2 Altın Palmiye birden kazandı: Wagner Maura’ya En İyi Erkek Oyuncu ve yönetmeni Kleber Mendença Filho’ya En iyi Mizansen Ödülü. Hak etmiş mi? Bence etmiş! Filmi Cannes Film Festivali’nde iki kez izleyen üstadımız Viktor Apalaçi bile yazısında gömdüğü filme haksızlık mı ettim vicdan azabıyla basın gösterimine izlemeye gelmişti ve 3. Kez izledikten sonra bayıldı! Muhtemelen ilk iki izlemesinde biraz uzun olduğu için bayılmıştır (!)

Film uzun

Film uzun mu? Uzun. İki saat 40 dakika. Ama izlerken sürenin farkına varıp saatime baktım mı? Hayır! Temposu o kadar yüksek, heyecanı ve verdiği etki o kadar gerçek ki yerimde bile rahat oturamadım. Farklı bir kıta, farklı bir kültür, farklı bir dil, (salonları dolduran Amerikan filmlerinden sonra böylesine hasret kalıyoruz) ama sorunlar çoğunlukla aynı: acı çekenler, yok edilmek istenenler hep ülkesini seven, düzgün yaşayan, doğru insanlar! İçi kötü, dışı pislik, belinde tabanca, paraya ruhunu satan, insanı, canlıyı gözünü kırpmadan yok eden, öldürenler hep maşalar. Parayı kazanan ve bu maşaları kullananlar hep çıkar çevreleri, ceplerindeki paralar hep kanlı. Mafya bile değiller, kural yok, sadece acımasız pislikler. Bu kural şaşmıyor, değişmiyor, dünyanın her yerinde aynı. Yönetmenin bu pisliği göstermek için filmi bazen gereksiz sahnelerle boğduğu da başka bir gerçek: örneğin, neden niçin izlediğimizi anlayamadığım bir karanlık sahnede hard porno gösterimler var, neden kim kimi ne yapıyor, anlayan beri gelsin.

Film bölüm bölüm ayrılmış ama bu ayırım fark edilmiyor bile. Filmin bir yıldızını kıracağım çünkü senaryo gidiş gelişleri ve kopup bağlanmaları ile biraz kafa karıştırmıyor değil. Ortada ülkenin karanlık güçlerinin yaşamasından hoşlanmadığı bir bilim insanı var ve onu ortadan kaldırmak için polis, kiralık katiller, çeşitli güçler iş birliği yapıyor.

Ama o da yalnız değil, çeşitli oluşumlar, yer altında çalışan gönüllüler, ailesi onu hayatta tutmak ve ülkeden kaçırmak için uğraşıyor. Polisin yaptığı hukuksuzluklar ve bazı mizansenler insanı gerçekten şaşırtıyor. Örneğin, zengin bir ailenin yanında çalışan bir temizlik işçisinin çocuğu, ev sahibesinin dikkatsizliği sonucu hayatını kaybediyor. Polis şefi, nüfuz sahibi kadının ifadesinin alınması sırasında rahatsız edilmemesi için boş bir depoda yalandan bir polis karakolu imajı oluşturuyor ve kadının acılı anneyle karşılaşmadan ifadesinin alınıyormuş gibi yapılması için mizansen kuruyor!

Sonunda şok

Filmin son bölümü izleyiciyi düş kırıklığı bekliyor; öykünün kahramanının başına ne geldiğini izleyemediği için benim gibi ne olduğunu niye göremediği için merak ve hainlik gibi bir öfkeye kapılıyor. Ama yönetmen burada asıl soruna dikkat çekmek istediğini göstermiş oluyor. Önemli olan hikayenin sonu değil, nedeni ve hikayenin işleyiş biçimidir. Sonucun önlenememiş olmasıdır! Kazananın hep büyük güçler olmasıdır. Merak ederseniz öğrenmek için beş kilo kadar kan vermeniz gerekebilir…

Yönetmen / Senaryo : Kleber Mendonça Filho 

Görüntü Yönetmeni : Evgenia Alexandrova 

Müzik : Mateus Alves, Tomaz Alvez Souza

Kurgu : Matheus Farias, Eduardo Serrano 

Oynayanlar : Wagner Maura, Gabriel Leone, Maria Fernando Candido

Brezilya-Fransa-Hollanda-Almanya / Suç-Dedektif-Dram / 160 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz