Gün Batımı

Sinemada yeni bir akım başladı ya da başlayacak da benim mi haberim yok! Eğer kimsenin de haberi yoksa bunu ilk söyleyen ben olayım. Her ne kadar seyirci bunu sevmeyecek olsa da bu tarz filmlerin arkasının geleceğini tahmin edebiliyorum.

Zor filmleri severim ama zorluğun da ötesine geçerek belirsizliğin ve kafa karışıklığının hakim  olduğu bu anlatım tarzı eleştirmenlerin de kafasını karıştıracaktır. Yönetmen László Nemes hakkında pek  bilgim olmadığı halde bu anlatımın tesadüf olmadığını, kesinlikle bilinçli yapıldığı düşündüm. filmi seyrettikten sonra yönetmen hakkında araştırma yaptığımda düşüncelerim hakkında yanılmadığımı gördüm.

Gün Batımı bir bakıma “gün batmadan neler doğar”’ın filmi; işin garibi ne doğduğunu da pek anlayamıyorsunuz. Evet bir şeyler olacak diyorsunuz sadece “bir şeyler olur gibi olan sahneleri” izliyorsunuz,  bir heyecan dalgasıyla beklediğiniz olayın sonucunda dağ fare doğuruyor ve dağın arkasını hiçbir zaman tam olarak göremiyorsunuz…Özet; dağın bir görünen yüzü bir de görünmeyen yüzü var diyor film bize, görüneni bize anlatıyor ama görünmeyeni de  “her şeyi biz mi size göstereceğiz, buyrun siz kafa patlatın” diyor.

 “Gün  Batımı” adı, bence bu amaçla seçilmiş bir başlıktır. Gece karanlıktır, gündüz alabildiğine ışıktır; oysa günbatımı karanlığa eğrilecektir ve netlik kaybolacaktır. Hiç bir şeyi net olarak göremezsiniz.

Kamera, kadın kahraman İrisz’in yüzünden ve ensesinden ayrılmıyor, tabii arada arkaya dönüşler, öne dönüşleri da atlamamak lazım. Tam da anlatmak istediğim bu, yönetmen kamerayla ön yüzü gösterirken enseyle de arka plandaki karmaşıklığı  gösteriyor. Dönüşler ise önünüze bakarken arkayı da unutmayın diyor…

 Geniş açı, uzak çekim yok gibi, yakın takip de seyirciyi bunaltıyor. sinemada düşsel zemine geçmeyi sağlayan geniş açıyı çok seven birisi olarak, o açılarda kahramanların sadece küçük bir parça, aslolanın doğa ve mekanlar olduğunu varsayımını destekleyen sahneleri görmek isterdim doğrusu… üstelik zaman(1910’lu yıllar)ve mekan bu anlatıma elverişliyken, zira orada modern insan anlatılmıyor, geçiş döneminin  ve sancılı bir dönemin insanı anlatılıyor!…

  Filmin konusu çok basit ve bir çok sinema filmine konu olan bir hikaye! Geçmişinin peşine düşen bireyin o izlerden yola çıkarken karşılaştığı durumlar anlatılıyor; ancak bu hikaye  anlatımı diğer filmlerden farklı olarak karşımıza çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı arifesinde , burjuvazinin yerini sağlamlaştırma aristokrasiyi tamamen tasfiye etme girişimleri büyük savaşlarla kendini gösterecekken  toplumun arka yüzünü bireyin ensesinden görebiliyoruz. Yönetmen burada burjuvaziyi şapka dükkanı üzerinden eleştirirken, aristokrasiyi de kraliyet ailesi üzerinden yerden yere vuruyor. Bunun yanında filmde kim gerçekten iyi, kim gerçekten kötü kesin bir çizgi yok!

Canavar diye anlatılan ve Budapeşte’de dehşet saçan İrisz’in sonradan varlığını öğrendiği abisinin aslında hiç de öyle olmadığını zalimleri feci bir şekilde cezalandırdığını, yumuşak görünümlü olan şapka dükkanın (Leater şapka mağazası aslında İrisz’in ailesine aitken çıkan bir yangında anne baba hayatını kaybediyor ve 2 yaşında kimsesiz kalan İrisz başka bir şehirde oturan aileye evlatlık veriliyor) sonraki sahibinin ise o kadar masum olmadığını görüyorsunuz. Hiç bir şey göründüğü gibi değildir yargısına varıyorsunuz…Evet alabildiğine süslü şapkaların da güzelliğinin altında çirkinlikler yatmaktadır. “Yeryüzünün dehşeti bu güzel şeylerin altında gizlenmektedir…” sanırım yönetmenin seyirciye ulaştırmak istediği ana düşünce bu sözlerde gizli.

 Ankara film festivallerinden tanıdığım Macar sinemasına büyük bir sempatim olmasından kaynaklı gittiğim bu filmin Macar yönetmeni tanımak gerek. László Nemes 2015 yılında “Son of Saul” (Saul’un Oğlu) filmiyle 88. akademi ödüllerinden “ Yabancı Dilde En İyi Film Osacarı” aldı. İkinci uzun metrajlı filmi olan “Sunset” (Gün Batımı)dır. László Nemes günümüzün popüler ve gişesi çok olan filmlerdeki süper kahramanların hakim kılınmasını yanlış bulduğunu söylüyor ve The Guardin’e  yaptığı röportajda şunları söylüyor:

“Bir insandan çok robot gibi davranan ideal insanların dünyasında geçen bu filmleri sahte ve izlenemez ,bu tür filmlerin dünyanın kaderiyle ilgili sorumluluğu yarı tanrılara teslim ederek izleyicilere sahte bir kontrol hissi verir” diyor ve devam ediyor:

Sinemanın dilini böylesine daraltmasından ve hiç olmadığı kadar zayıf bir alfabe yaratmasından büyük üzüntü duyuyorum. Süper kahraman filmleri gizemi ortadan kaldırıyor çünkü gölgelerde saklanan hiçbir şey yok. Her şey ortada. Ancak bizim dünyayla ilişkimiz aslında böyle değil, çünkü maalesef olan bitenin sadece bir kısmını öğrenebiliyoruz. Bu da bizim gücümüz hakkında yanlış bir izlenim yaratıyor. Süper kahraman filmleri insanların korkularını bir kenara kaldırmasına izin veriyor. Ama bu “sakınma” pek de gerçekçi değil. Sadece büyük soruları sormaktan kaçınan nesnel filmler yaparsak, patlamış mısır yiyen makineler yaratmaktan başka bir şey yapmış olmayız.”

 Samimiyetle düşüncelerimi paylaşacak olursam; yönetmen   bu deneyimini tam olarak bu filmde oturtamamış; bir sonraki filminde düşüncelerini daha sağlam temele oturtacağını zannediyorum. Kendisinin de söylediği gibi olanı  biteni pek öğrenemesek de olanı flou, biteni net vermesi daha doğru olacaktır; çünkü biten net ve sonuçtur. Gölge olsun ama insanı tamamıyla kapatmasın….

  İlk sahnede görkemli şapkasıyla iş aramak için ailesinin adını taşıyan  eski dükkanları olan “Leiter”de iş başvurusuyla  karşımıza çıkan İrisz’in şapkasının siyah tüllü örtüsü kaldırılıyor, onun keskin gözleriyle karşılaşıyoruz ve gözlerinden olanı biteni anlamaya çalışırken mekanların anlamını kaybettiğini ve Budabeşte’nin cehenneme dönen sokaklarında   sürekli dönüp duran İrisz’in nasıl güçlü bir kadına dönüştüğüne de şahit oluyoruz. Karaktere can veren Juli Jakab iyi oynamış, filmin başından sonuna kadar hep onu izleyebildiğimize göre..

    Filmde geçen bir dialogda olduğu gibi “Bazı insanları anlamak zordur” cümlesinden yola çıkarak; “Evet bazı filmleri anlamak zordur” diyorum…

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here