“…Yalnız bir insanla arkadaşlık et, herkesten çok konuştuğunu göreceksin…” Cesare Pavese

Ölüme hep meyyal, intihara tutku ile bağlı olanlar var ve bunun hayata anlam verdiğine inananlar. İtalyan yazar Cesare Pavese’nin günlükleri okunduğunda, güçsüzlüğünü seyretmeye dayanamayan bir kişilik serilir önümüze. Albert Camus’da ise absürtlükle dolu hayata anlam katan gerçek bir eylem olarak görülür intihar. İşte Netflix yapımı “Hayatın Kıyısında” da, tam da hayata tutunmakta zorluk çeken karakterler temelinde bir film var önümüzde. Konusu geçen ana karakterler intiharla, ölümle, hayata bağlanma sorunlarıyla bir şekilde bağlantısı bulunmakta.

Film, gençlerin çok sevdiği yazarlardan Jennifer Niven’in “All the Bright Places” isimli çok okunan romanından sinemaya aktarılmış. İki ana karakter olan Finch ve Violet ekseninde devam eden kitapta, iki tutunamayan kişilik özgün bir dille okuyucularının karşısına çıkıyor.

Hayatın Kıyısında

Film de yapıta sadık kalarak daha ilk sekanslarında Violet Markey’in (Elle Fanning) intihara kalkışma sahnesi ile hangi seyri izleyeceğinin ipuçlarını veriyor. Ve tam da orada bisikleti ile geçen Theodore Finch (Justice Smith) intihara engel olan bir el olarak uzanır hayatına Violet’in. Aynı lisede arkadaşlardır aslında. Ve bir gün derse geç gelen Violet, elindeki çantasını düşürünce arkadaşlarının alaycı kahkahalarına maruz kalır ve o anda yine Finch yardımına koşar, sandalyeyi düşürerek tüm ilgiyi üzerine çeker. Coğrafya dersinde Indiana kentinin önemli coğrafi yerlerini gezme ve bunları derste anlatma ödevinde, Finch’in biraz emrivakisiyle eş olurlar. Violet’in filmin ilerleyen sahnelerinde yüzüne yansıyan o acılı halinin nedenini anlarız.

Aslında intihara teşebbüste bulunduğu köprünün yanı, aynı zamanda 19 yaşındaki ablası Elenore ile araba kazası geçirdikleri yerdir ve o meş’um kazada ablasını kaybetmiştir. Gözünü hastanede açtığında annesi acı haberi verir. Ve sonrasında işte ilk sekanslardaki o intihar girişimi, ablasının doğum gününde artık bu acıyı taşıyamayacağı anlara denk gelir. Elenore da aslında ekranda hiç görünmese de hayata tutunmakta zorlanan bir kimsedir, Violet’in aktarımlarından anlıyoruz tüm bunları. Kitap okumayı sevmeyen Elenore, sadece kendisi de 41 yaşında intihar etmiş olan Cesare Pavese’yi okur ve Pavese de bilindiği üzere intiharı hep önemser, hayatına kıyar sonunda. Finch de hayatla bağını koparmıştır. Babası küçükken kendisine, annesine, ablası Kate, herkese şiddet uygulamıştır. Bunu unutmaz asla, affetmez, onda davranışlarını kontrol edememe hali vardır sonrasında ortaya çıkan. Ve bununla baş etme yöntemi olarak, çatı katlarına, odasının duvarlarına yapıştırıcılarla not kağıtları yazmakta bulur ve bazen de kaybolmak da.

Tüm o kağıtlar, Woolf’un kitaplarındaki cümleler, düşüncelerini sanki sabitler gibidir. Finch’in okulda namı çok kötüdür. Sürekli “ucube” lakabı ile anılır. Çevredeki intibası kötü olan Finch’e, Violet de peşin hükümle yaklaşır ilkin. Beraber ödev yapmak istemez. Ancak Finch, Violet’i hayata bağlamakta kararlıdır. Araba korkusu olan Violet’e belirtilen yerlere bisiklet ile gideceklerine dair sözler verir. Sonrasında Violet’in tüm korkularının üzerine gider bir bir. Arabaya binerler. Indiana’nın en tepesinden aşağıya atlama seansları düzenlerler. Çocuklar gibi hızlı lunapark araçlarına binerler, kendileri ile sürekli dalga geçip, amaçsızca danslar ederler. Artık o somurtkan yüz ifadesiyle ve gözlüğüyle ciddi bir kendisinden çekinilen kız gitmiş, yüzü gülen birisi, tüm değişimleriyle gelmiştir. Bu halin herkes farkındadır, en başta da Violet’in anne ve babası. Ve ilerleyen aşamalarda, hayata bağlama seansları beklenen aşkı doğurur.

Günlerinin çoğunu beraber geçirirler. Ne var ki, Violet hayata dönmüştür dönmesine, ve fakat sıra Finch’e gelmiştir. Finch tuhaf bir şekilde ansızın kaybolmaktadır. Artık partnerinin karanlık dehlizleri ile uğraşmak, nerede olduğunu ve neden bu şekilde davrandığını bulmak, yani yaşamı beraber ortaklaştırmak gayreti Violet’tedir. Violet, Finch’in arkadaşlarına sürekli onu sorar: Nereye gitmektedir, neden kaybolmaktadır ve halen bu şekilde davranışlarına niçin tahammül göstererek yanında bulunduklarını sorgular. Ve cevabı şu olur arkadaşlarının: “…Çünkü onu çok seviyoruz, herkes onu terketti…” Evet, Violet için de uygun cevap aslında bu olur. O da sever ve yaşam şimdi kendisiyle değerlidir. Acılarının ilacını kendisi de bırakmak istemez. Yaşamın kıyısındaki bir hayata yeniden dönmek, her karanlıkta bir aydınlık durum bulmak ancak ikisi varken mümkündür çünkü. Ama başarabilecek midir? Cevabı filmin sonunda…

Fazlasıyla Duygu Yüklü Yapım…

Brett Haley’in çektiği 2020 yapımı “Hayatın Kıyısında” filminin jeneriğinde, akıl sağlığı sorunlarıyla, intihar ve yasla mücadele edenlere adandığı belirtilir. Film bu amacına uygun olarak ve yeterli bir etki bırakmak adına edebi metinlere de sırtını yaslamış. Yapım boyunca kendisi de elinde çakıl taşları ile intihar eden, kadınlık hallerini en iyi yansıtan yazar Wirginia Woolf’a sürekli atıfta bulunulur. Finch ve Violet, birbirlerine sürekli o bilinen Woolf’a ait aforizma niteliğindeki sözleri yinelerler. Woolf’un kendi içinin oyulduğunu hisseden Mr. Dalloway romanındaki Peter karakteri ile Violet ve Finch arasında duygu kardeşliği bulunur.

Filmin belirli bir duyguyu, etkiyi, söz ve senaryo oyunlarına boğmadan verme başarısını gösterdiği ortada, oyunculukları ile de belli bir düzeyi tutturduğu da. Ne var ki, ciddi noksanlıkları da yok değil yapımın. Öncelikle Indiana kentinde geçen hikayede, sanki bir düzine insan dışında kimse yok ortalarda. Halbuki, asıl kayboluşlar hep kalabalıkta olanlardır. Ancak bu fiziki ve ruhi kalabalıklar filmde yok ve ortamın sterilliği, yalınlığı filmin vermek istediği duyguyu noksan kılmakta. Arkadaşlar tarafından dışlanma önemli bir olgu kuşkusuz.

Kimsenin sizi anlamaması, kötücül ruhların o buhranlı karmaşasına maruz kılınmanız diğerlerinden az acılı değil tabiatıyla. Ancak okul arkadaşları o kadar kara çizilmiş ki, filmin bu durumunda da bir inandırıcılık sorununu tekrar görmemek mümkün değil. Ve ana karakterler Finch ile Violet arasında da, yani oyuncular Elle Fanning ve Justice Smith yönünden belirli bir uyum sorunu var. Kısa sürede, zor bir kız olduğu belli olan Violet’in çok küçük oyunlarla hemen Finch’in muzipliklerine katlanır duruma gelmesi de ben de pek etki bırakmadı doğrusu ve tempoda da yer yer belirli bir oran tutturulmamasına yol açıyor bu durum.

Büyük bir acı yaşayan ve ilk görünümlerde sorumlu bir aile çerçevesi çizen Violet’in, anne ve babasının da sanki olaydan etkilenmemiş gibi buz bir sunumla önümüze konulması da filmin tesirini bence çok azaltmış. Ancak tüm bu senaryo yalpalamalarına karşın filmin belirli bir duygu yoğunluğunu izleyiciye geçirdiğini de kabul etmek gerek. Ve sanırım birçok kişi için gözleri yaşartmasının da garantisini sunuyor bu etki. Naçar hallere duçar olanlara ve türünün örneklerini sevenlere tavsiyemle…

Yönetmen : Brett Haley

Senaryo : Jennifer Niven, Liz Hannah

Görüntü Yönetmeni : Rob Givens

Kurgu : Suzy Elmiger

Müzik : Keegan DeWitt

Oyuncular : Elle Fanning, Justice Smith, Keegan-Michael Key, Luke Wilson, Alexandra Shipp, Wirginia Gardner, Lamar Johnson, Felix Mallard

ABD / Romantik-Dram / 107 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here