Ingeborg Bachmann-Çölün Kalbine Yolculuk / Ingeborg Bachmann – Reise in die Wüste

İÇTEN BİR ŞAİRİN TUTKULARI

Filmin ismi “Çölün Kalbine Yolculuk” olsa da, aslında şiirleri ile okuyucularının tam kalbini kendisine menzil olarak belirlemiş yazarı ele alan yapımın tam olarak tam kalbimize uzanamadığını görüyoruz. Yine de her şeye karşın sinemalara geldiğinde yazarı tam olarak tanımayanlarca filmi izlemek, içten bir şairin tutkularını görmek için iyi bir vesile olabilir.

OrtaKoltuk Puanı:

 

“Ben, içine nüfuz edilmeyen, suskunluktan oluşan susturulmuş ben”  / Ingeborg Bachmann

Aynı zamanda senaryosu da kendisine ait olan Ingeborg Bachmann’ın hayatından bir kesiti anlatan “Ingeborg Bachmann-Çölün Kalbine Yolculuk” filminin yönetmeni olan Margarethe von Trotta genellikle entelektüel kadın duyarlılıklarını incelikle işlediği filmleri ile tanınmakta. 1942 yılında Berlin’de doğan yönetmenin daha öncesinde ülkemizde de gösterime giren ünlü filozof “Hannah Arendt”İ, Rosa Luxemburg’un hayatının küçük bir evresini anlatan filmleri ve “Güller Sokağı”, “Marienne and Juliane” gibi kalburüstü yapımlarda da kamera arkasına geçmişliği var. Yönetmen, aynı zamanda Yeni Alman Sinema hareketinin öncülerinden kabul edilmekte.

“Kendimde Değilim, Kendim Burada Değil” Malina.

Yönetmenin son filmi olan ve geçen yıl dünya prömiyerini Berlinale’da yapan “Ingeborg Bachmann-Çölün Kalbine Yolculuk” filmi aslında başlı başına benim de favori kitaplarımdan olan Malina’nın yazarını tanımaya elverişli, buna yeterli bir film değil. Yani hayatının başından, o trajik yangın sonrasındaki ölümüne kadarki yaşam evrelerini izlemek için sinemaya gelenler bu beklentilerinin karşılanmadığını görecekler. Benim geçenlerde İzmir’in tek bağımsız sineması olan “Karaca”da izlediğim, öncesinde birkaç festivalde gösterilen filmin henüz sinemalarda gösterim tarihi belli değil. Pekiyi, film neyi anlatıyor?

Çeşitli üniversitelerde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okuyan, Heidegger ve Wittgenstein üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran, filmde de ele alındığı gibi Giuseppe Ungaretti gibi İtalyan yazarların kitaplarını çevirmeye mahir, çok dilli birisi olan Bachmann (Vicky Krieps), bu filmde de yer yer hissettirildiği gibi sevgi ile dolu biri aynı zamanda. Çocuklara ve sevdiği erkeklere karşı sevgi anlamında oldukça cömert davranan birisi. Ve aşkla, tutku ile bağlı olduğu o kadar çok insan var ki. Bunların bir kısmını edebiyat ile az çok haşır neşir olanların bilmemesi mümkün değil. Kırmızı Kedi Yayınlarınca mektupları da yayınlanan Paul Celan bunlardan birisi. Ve bu filmde de İsviçreli oyun yazarı olan, herkesi şaşırtan ilişkilerini yaşadığı Max Frisch de (Ronald Zehrfeld) onlardan bir diğeri. Ancak belki de en çok kalbinin kırıldığı da o. Bachmann’a ait bilinen bir sözdür : “Faşizm, erkekle kadın arasındaki ilişkinin ilk unsurudur.” Kendisini zaman zaman hırpalayan erkeklere, çekingen birisi olarak ve de sürekli hayal kırıklıkları yaşasa da tutku ile bağlıdır. Ve belki de belirttiği faşizmin ilk nüvelerini de hep o aşk dolu erkeklerde görmektedir.

Bachmann’ın youtube’da bulunan röportaj videolarını izlediğinizde onun o kırılgan yapısını görmememiz mümkün değil. Filmde de geçen Max Frisch ile tutkuyla başlayan ilişkisi, onun çok sevdiği Roma kentini ve de alışkın olduğu o entelektüel ortamı terk edip Frisch’in o dediğim dedik erkek egemenliğine feda edilen sevgi emareleri ile dolu. Onunla Paris’ten, Berlin’e ve Zürih’e hep tutku nedeni ile takip söz konusu. Ancak karşısındaki bu entelektüel erkeğin, sadece kendi çalışma konforunu düşünmesi, örneğin daktilo seslerinden rahatsız olan, kendi çalışmalarına yeterince yoğunlaşamayan, artık şiir yazmayı da nerede ise bırakan Bachmann bu anlamda sevdiğinden destek bulamayınca sevgi kıtlığını başka yerde arama ihtiyacını duyuyor. Ve Bachmann, bu kez tanıştığı Adolf Opel (Tobias Resch) isimli gençle Mısır yolculuğuna başlıyor. Burada sıklıkla otantik/oryantalist görünümler eşliğinde çöle giderek bir nevi arınmanın imkânlarını araştırıyor. Tıpkı bir mumya gibi çölün kumlarına gömülmek istemesi, hep bunun işaretleri. Ve bir sekansta geçen toplu cinsel ilişki de aynı zamanda.

Kalbimizin Derinliğine Tam İnemeyen Film.

Tipik bir biyografi olmasa da, aslında çok katmanlı anlatım tekniği ile “Malina” gibi dev bir romanı ortaya çıkartan, şiirleri ile de dönemini çok etkileyen önemli bir yazarın bu entelektüel dünyasını isteriz ki film daha belirgin verebilsin. Ancak izlediğimizde bunu tam olarak görmek mümkün değil. Yapımdaki bir diğer noksan da aslında Ürdün’de çekilen Mısır yolculuğundaki karakterlerin ve ortamın oldukça kaba hatlarla verilmesi. Hep nedense fonda Ümmü Gülsüm’ün Enta Omri’si çalan, kafelerinde kaba saba insanların takılı olduğu ve oradakilerce çeşitli nazarlara maruz kalma biçimindeki ele alış bence o dönemin Arap dünyasını tam olarak yansıtamamış. Özellikle Mısır, ele alınan dönemde, Nasır etkisiyle daha yoğun olmak üzere entelektüel bir kaçış alanı aynı zamanda.

Tarihimizde Mehmet Akif’in ve çok sayıda aydının Mısır’a revan olmaları boşuna değil. Arayış, kaçma, tatminsizlik olarak görülebilecek, bazı Batı entelektüellerinde örneğin Goethe, Schiller gibi romantiklerde de karşımıza çıkan doğuya yönelmenin asıl şevk edici nedeni olan Bachmann’ın o hırçın, içe sığmaz dünyası da çok geçmiyor bize. Sadece Max Frisch ile yaşadıklarıyla ve bazı entelektüel yazarların kendisine ilgisi ve ilişkisine onay vermemeleri ile yetinilmiş. Film, sıklıkla biyografik yapımlarda görülen arayış hikâyelerinin klişelerine sığınmış. Dolaysıyla özgün bir yazarın iç dünyası, eserleriyle örtüşür şekilde belirginleşmiyor.

Geçen sene kendisini “Korsaj” filmi ile izlediğimiz kırk yaşındaki Lüksemburg doğumlu yetenekli oyuncu Vicky Krieps genel olarak yazarı yansıtmakta başarılı. Benzer şekilde zaafları iyice belirginleştirilen, bencillikleri vurgulanan yazar Max Frisch rolündeki Ronald Zehrfeld’ de rolünün hakkını veriyor. Filmin diyalogları da kimi yerlerde Bachmann’ın şiirleri ile desteklenmiş. Ancak yine de sinema salonundan ayrıldığınızda tam olarak beklediğinizin bu olmadığınızı görüyorsunuz. Filmin ismi “Çölün Kalbine Yolculuk” olsa da, aslında şiirleri ile okuyucularının tam kalbini kendisine menzil olarak belirlemiş yazarı ele alan yapımın tam olarak tam kalbimize uzanamadığını görüyoruz. Yine de her şeye karşın sinemalara geldiğinde yazarı tam olarak tanımayanlarca filmi izlemek, içten bir şairin tutkularını görmek için iyi bir vesile olabilir.

Yönetmen / Senaryo : Margarethe von Trotta

Görüntü Yönetmeni : Martin Gschlacht

Müzik : André Mergenthaler

Oyuncular : Vicky Krieps, Ronald Zehrfeld, Tobias Resch, Basil Eidenbenz, Luna Wedler, Marc Limpach, Bettina Scheuritzel, Renato Carpentieri

Almanya-İsviçre-Avusturya-Lüksemburg / Biyografi-Dram / 111 Dk.

CEVAPLA

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz