80. Yaşa Armağan…

İlk kez geçen sene İstanbul Film Festivali’nde görücüye çıkan ve yönetmenliğini Leyla Gencer‘in hayatını anlatan “La Diva Turca“belgeseline de imza atan Selçuk Metin‘in yaptığı “İyi ki Yapmışım” belgeseli, aslında sadece sanatçı Metin Akpınar‘ın sanat yolculuğunu karşımıza getirmiyor. Zira, Akpınar‘ın erken dönemlerde başlayan sanat hayatı, birçok toplumsal olayın ortasında ve henüz yeşermeye başlayan Cumhuriyet’in ekin tarihine de şöyle bir hafıza tazelemek anlamına geliyor.

Belgesel bir kişiyi temel alarak ilerlediği için onun temel yanlarını ekrana taşıyor. Bunlar arasında ilk durak, kişiliğin ilk şekillendiği yer olarak kuşkusuz insanın ailesi oluyor. Metin Akpınar, anne ve babasını “beyaz önlüklü adam” ile “beyaz tenli kadının birlikteliği” olarak tarif ediyor. Tesadüfi tanışma, sonra evlenme… Ardından babası Mustafa Bey, İkinci Dünya Savaşı’nın o en karanlık döneminde evlerini şenlendiren, uzun süredir bekledikleri erkek çocuğunun doğum haberini aldığında, Kuran-ı Kerim’in arkasına şu notu yazıyor: “Ciğerpare oğlum Metin doğdu.”

Tarihler 21 Kasım 1941 tarihini göstermektedir. Türkiye, savaşa İnönü’nün manevralarıyla aktif olarak katılmamıştır ancak tedbiren karartma gecelerine geçilir. İşte küçük Metin’in Halide Edip‘in “Sinekli Bakkal” romanında fon olarak geçen sokaktaki o geniş evlerinde çocuk gözü ile baktığında dışarısı karanlıktır. Belki de tiyatroların o ışıltılı, neon lambalı halini düşünmektedir o yaşlarda ve ona tutkun hale gelmesinin kökenini de burada aramak gerekir…

Kabareler Dönemi…

Erken yaşlarda sanata merak duyar. Dayısı Sabri’nin Karagöz ve Hacivat takımını alarak, parayla kendince çocuk yaşlarda gösteriler düzenler. Ancak onun için asıl amatör yeteneğinin ortaya çıkacağı süreç Pertevniyal Lisesi dönemidir. Başta boks olmak üzere sporun birçok çeşidine ilgi gösterdiği gibi taklit yeteneği sayesinde görsel sanatlarda da becerisini karşıya hemen hissettirir. Kendi tabiri ile algıları açıktır. Herkesi ve her şeyi gözlemler ve onları taklit eder. Babası aslında kendisinin eczacı ya da doktor olmasını ister ancak yine de oğlunun tiyatro sevdasına engel olmaz. Zira kentsoylu birisi olarak tiyatroyu önemser babası.

Metin Akpınar, yeteneğini İsmail Dümbüllü, Tevfik İnce gibi tuluat sanatının ustalarının gösterilerini izleyerek geliştirir. Önce Milli Türk Talebe Birliği’nde tiyatro yöneticisi olur. Amacı herkese hitap edecek bir tiyatro geleneğini başlatmaktır. Sonra Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda sanatın teknik inceliklerini kavrar. Ancak hayatının en önemli dönüm noktası Haldun Taner ile tanışması olur. “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” oyunu ile tanıştığı bu büyük öykü yazarı ile birlikte 1967 yılında Türkiye’nin ilk kabare tiyatrosu olan “Devekuşu Kabare Tiyatrosu“nun kurucusu olur. Ancak kabare geleneği Türkiye’nin aşinâ olduğu bir tür değildir. Taner‘in 1930’lu yıllarda Almanya’da görüp Türkiye’ye taşımayı düşündüğü bu tiyatro türünde mekan küçüktür, yemek yenilen bir yerdir ve konular kısa, skeç tarzı ve sert olmayan bir politik gülmece ile sunulmaktadır. Ve tam da Akpınar‘ın tarzına uygun spontane hallere de imkan tanır.

Belgeselin komik anlarından birisi bu tiyatronun kuruluşunda idareden pavyon ruhsatının alınması ile kurucularına pembe vesikaların resmi olarak verilmesinin gösterildiği kısımlardı. Tiyatronun geleneksel tarzı ile çelişen bu yeni türe dudak bükülmeler de başlar. Ne var ki, Metin Akpınar‘ın Zeki Alasya ile olan doku uyuşması ile de bu tarz tutar. “Vatan Kurtaran Şaban” gibi beğenilen oyunların yanı sıra “Gergedanlar“, “Generallerin Beş Çayı” gibi yabancı sevilen oyunları da izleyenlerine sunarlar. Tam da Metin Akpınar‘ın artık iyice isminin yankılandığı sıralarda bir gün kabareyi izleyenler arasındaki Ertem Eğilmez, Münir Özkul ve Sadık Şendil bu yetenekli gencin özellikle taklit yeteneğine bayılırlar ve sinemada da değerlendirmek isterler.

Gerçekten tam bir taklit yeteneğidir Akpınar. Belgeselde hayvanların taklidi için onların doğal ortamlarına gitmesi, onları gözlemlemesi kısımları da zaten bunu kanıtlar. Arzu Film’in birçok yapımında görünür. “Tatlı Dillim” ile başlayan serüven “Canım Kardeşim“, “Mavi Boncuk” gibi kısa roller sonrasında Zeki Alasya ile başrolü paylaştıkları “Petrol Kralı“, “Aslan Bacanak” gibi filmlerle devam eder. Ancak Akpınar, tiyatroda ve sinemada yükselişe geçince eğlence tarzı mekanlarda sahnelenen kabareler kendisi için artık dar gelmeye başlar ve böylelikle Haldun Taner ve Ahmet Gülhan ile yaşanan fikri ayrılık, fiziki ayrılığa dönüşür. Bundan sonra Devekuşu Kabare, Akpınar ve Alasya ikilisine kalır. “Deliler“, “Yasaklar” gibi çok izlenen ve geniş salonlarda sunulan oyunlar sergilerler. Ancak mali sorunlar nedeniyle Beyoğlu’nda Konak Tiyatrosu binasının Banker Kastelli tarafından alınması ile 1990’larda bu önemli tiyatro kurumunun yaşamı son bulur. Metin Akpınar, 1992 yılından itibaren artık tiyatro hayatına son verir. Kısmen sinema, dizi oyunculuğu ve çoğunlukla da ticaret ve siyaset ile uğraşır…

Güzel Ama Daha İyisi Mümkün Bir Belgesel…

Netflix platformunda izleyicisi ile buluşan, senaryosunu Zeynep Miraç‘ın kaleme aldığı, seslendirmede Tilbe Saran‘ın katkıda bulunduğu, “İyi ki Yapmışım“, Metin Akpınar ile yolları kesişen dostlarının ara ara Akpınar‘a ilişkin görüşlerini de sunuyor. Bunlar arasında Nevra Serezli, Ahmet Gülhan, Perran Kutman, Ferhan Şensoy, Zeynep Oral, Kandemir Konduk, Cihat Tamer, Selma Sonat, Demet Akbağ, Suat Sungur, Umur Bugay, Dikmen Gürün, Kemal Dinçer kısa görünümleri ile tanıdıkları Metin’i anlatıyorlar. Özellikle Akpınar ile aynı sahneyi paylaşan sanatçıların Akpınar’ın sahnede seyircinin reaksiyonunu tartan ve metnin dışına çıkan hallerini anlatmaları sanatçıyı bu yeteneği ile tanımak bakımından çok önemli.

İki saate yaklaşan süresi ile “İyi ki Yapmışım” kuşkusuz sanatçıya belki de bir seksen yaş armağanı gayesi ile çekilmiş. Ancak yine de belgeselin kurgusu itibariyle klasik ve biraz da TV belgesel havasından sıyrılamadığını görüyoruz. Kuşkusuz, Devekuşu Kabare’nin tüm oyunları maalesef elimizde değil. Ve bu belgeselde de olabildiğince bağlantılı bir şekilde oyunlardan faydalanılmış. Ancak yine de daha akıcı bir kurgu yöntemi benimsenebilirdi. Ve bazı başka eksiklikler de göze çarpıyor. Özellikle de ismi hep birlikte anılan Zeki Alasya ile ilgili kısımlar çok az ele alınmış. Ve yüzeysel bir şekilde daha çok ekonomik nedenlerle 90’larda bir ayrılık yaşandığı belirtilmiş ise de, esasında Akpınar ve Alasya ikilisi 90’larda da birçok ortak projeye imza atmışlardı. Mesela “Hastane” dizisi beğenilmişti ve 2000 tarihli Zeki Ökten‘in “Güle Güle” sinema filmi de unutulacak bir yapım değildi.

Bunun yanı sıra Akpınar‘ın eşi ve diğer komedi sanatçıları ile olan ilişkilerinden, özellikle Kemal Sunal ve bir dönem çalıştıkları Müjdat Gezen gibi yeteneklerden de hiç bahsedilmemesi ya da yüzeysel geçilmesi de bence ciddi bir eksiklik. Metin Akpınar‘ın seyirciyi hiç hayal kırıklığına uğratmadığı şeklindeki sunucunun bağlamlı sorusu üzerine, “… Ben her şeyi bilerek ve isteyerek iyi ki yapmışım…” cümlesinden ismini alan belgesel, gönül isterdi ki daha iyi bir öyküleme, metin, müzik ve çekimlerle daha akıcı ve TV estetiğinden uzak formda ekrana taşınsaydı. Belgeseli izleyince bende yankılanan iç ses “İyi ki böyle bir belgesel yapılmış fakat daha iyisi yapılabilirmiş” oldu… Yine de sanatçıyı ve sanatını daha yakından tanımak için Netflix’e izleyebilirsiniz…

Yönetmen : Selçuk Metin

Senaryo : Zeynep Miraç

Görüntü yönetmeni : Uğur İçbak

Kurgu : Selçuk Metin

Müzik : Murat Evgin

Oynayanlar : Metin Akpınar, Demet Akbağ, Perran Kutman, Ahmet Gülhan, Cihat Tamer, Selma Sonat, Suat Sungur, Dikmen Gürün, Zeynep Oral, Demet Taner, Nevra Serezli, Ferhan Şensoy, Kandemir Konduk

Türkiye / Belgesel / 114 Dk.

Film notum:

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here